Mekke’nin Fethi Mekke’nin Tarihçesi ve Olayları Hakkında Bilgi

38

Hz. Muhammed, Mekke’nin kan dökülmeden fethedilmesini istiyordu. Kureyş savunma için hazırlık yapar da karşı koyarsa, kan dökülürdü. Bu yüzden hazırlıklar son derece gizli tutuldu. Mekke ile Medine arasındaki bütün yollar kesildi. Bu vazife Huzâa kabilesine verildi. İki taraf arasında sanki kuş uçmuyordu. Bu arada dikkatlerin başka yöne çekilmesi için Necid tarafına bir de seriyye göndermişti.

Ancak ashabtan Ebû Beltea oğlu Hâtıb, durumdan Kureyş’i haberdar etmek istemiş, bir mektup yazarak gizlice Mekke’ye göndermişti. Hz. Muhammed, gelen vahiy ile bunu öğrendi. Hemen Ali bin Ebu Talib ile iki arkadaşını görevlendirdi.

– Hah bostanına kadar gidin, orada, mahfe içinde yolcu bir kadın bulacaksınız. Yanında bir mektup var, onu alıp getirin,buyurdu.

Kadın önce inkâr etti, fakat, “seni şimdi çırılçıplak soyar, her tarafını ararız”, deyince, çâresiz mektubu saçının hotozu arasından çıkardı.

Mektupta, Hz. Muhammed’in önüne durulamaycak bir ordu ile Mekke üzerine yürüyeceği bildiriliyordu. Herkes şaşırıp kaldı, çünkü Hâtıb’dan böyle bir şeyi kimse beklemiyordu. Hz. Muhammed bir hey’et önünde Hatıb’ı sorguya çekti.

– Ey Hâtıb, bu ne iş, niçin bunu yaptın, diye sordu. Hâtıb:

– Ya Rasûlüllah hakkımda karar vermekte acele etmeyin. Ben Kureyş’e anlaşarak bağlı bir kimseyim, fakat hiç bir zaman onların mahremi olmadım. Yanınızdaki muhacir kardeşlerimin, Mekke’de âilesini ve mallarını koruyacak yakınları var, benimse kimsem yok. Mekkelilerden nimetdârlar kazanarak âilemi korumak istemiştim. Bu işi dinimden dönmek için yapmadım, ben Müslüman olduktan sonra, kat’iyyen küfre razı olmam, diye kendini savundu. Ömer bin Hattab, dayanamayıp:

– Yâ Rasûlallah, izin ver de şu münâfığın boynunu vurayım, demişti. Fakat, Hz. Muhammed Hâtıb’ın suçunu bağışladı.

– Yâ Ömer, Hâtıb Bedir Gazası’nda bulundu, ne bilirsin belki de Cenâb-ı Hak Bedir ehline: “Bundan böyle istediğinizi yapın, sizi bağışladım” demiş olabilir, buyurdu.

Fakat bu olay üzerine “Ey inananlar, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin. Onlar, size gelen hakkı tanımadıkları ve Rabbımız olan Allah’a inandığınız için peygamberi de sizi de (yurdunuzdan) çıkardıkları halde onlara sevgi (mi) gösteriyorsunuz? Siz benim yolumda savaşmak ve benim rızamı kazanmak için (yurdunuzdan) çıkmışsanız, ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bildiğim halde, nasıl olur da onlara sevgi gösterirsiniz. İçinizden her kim bunu yaparsa, doğru yoldan sapmış olur.” mealindeki Mümtehine Sûresi, 1. âyeti nazil olmuştur.

Hz. Muhammed, Hicri 8. yılın, Ramazan’ın 10. Pazartesi günü 10 bin kişilik büyük bir ordu ile Medine’den çıktı.(1 Ocak 630) Yolda katılan birliklerle, ordunun sayısı daha sonra 12 bine yükselmişti. O gün Hz. Muhammed ve ashâbı oruçluydu. Yola çıktıktan sonra oruçlarını bozdular.

Hz. Muhammed’in amcası Abbâs bin Abdülmuttalib Müslüman olmuş, fakat Müslümanlığını gizliyerek Mekkede müşrikler arasında kalmıştı. Böylece Mekke’deki haberleri gizlice Hz. Muhammed’e ulaştırıyordu. Artık Mekke’de yapılacak iş kalmamıştı. Hîcret için Mekke’den çıktı, fakat yarı yolda Fetih Ordusuyla karşılaştı. Eşyâsını çocuklarıyla Medine’ye gönderip O da orduya katıldı. Hz. Muhammed, Abbâs’ın gelişinden memnun oldu.

Mekke’ye bir konak (yaklaşık 16 km.) mesâfede “Merru’z-zahrân” denilen yerde karargâh kuruldu. Hz. Muhammed, hava kararınca burada asker sayısınca ateş yakılmasını emretti. Böylece, ordunun haşmetini Kureyş’e göstermek istiyordu.

Yollar iyice tutulduğu için, İslâm ordusu Merru’zahrân’a gelinceye kadar Mekkeliler hiç bir haber alamamışlardı. Müslümanların yaklaştığını duyunca ne yapacaklarını şaşırdılar. Ebû Süfyân neler olduğunu anlamak, bilmek istiyordu. Yanında bir kaç kişiyle, Mekke’den çıktı. Uzakta yanmakta olan ateşler, hacıların, Arafat’ta arefe gecesi yaktıkları ateşlere benziyordu. Merakla ateşlere doğru ilerledikleri sırada Hz. Muhammed’in muhâfızları tarafından yakalanarak Hz. Muhammed’e getirildiler, Hz. Muhammed’e karşı en çok kin besleyen Mekke’nin reisi Ebû Süfyân burada müslüman oldu. Artık Mekke fethedilmiş demekti. Belki hiç direniş görülmeyecekti.

Hz. Muhammed’in Abbas’a verdiği emirle Ebû Süfyân’a Müslüman mücâhidlerin geçit resmini baştan sona seyrettiren Ebû Süfyân, Mekke’nin tesliminden başka çâre olmadığını anladı. Abbas’tan ayrılarak, hemen Mekke’ye döndü. Kâbe’ye vardı. Heyecân içinde kendisini bekleyen Mekkelilere yüksek sesle hitâbetti: