Medya Sosyolojisi: Kitle İletişiminde Üretim, Dağıtım, Tüketim, Kontrol ve Yaklaşımlar

Kitle İletişiminde Üretim,

Dağıtım, Tüketim, Kontrol ve Yaklaşımlar

Kitle üretiminin yapılabilmesi için, o
toplumun veya dünyadaki bir toplumun, kitle iletişimini üretecek bilgi ve araç
üretimi seviyesinde olması gerekir.

Teknolojik araçlar, bu araçları
üretebilecek bilgi, üretimi gerçekleştirecek insan kaynağı, kaynakların
yönetimi üretim başlıca aşamalarıdır.

Kitle İletişimi Ürünleri, biçim ve içerik
bakımından ayrıca incelenmelidir: gazete, dergi, video klip vs. üretimi biçim
olarak belli kategorilerde incelebilir ancak bir de bu araçlar/ürünler
aracılığıyla üretilen ideolojiler vardır. Kitle iletişimi direkt olarak
üretilen bu bilgi akışıyla/ideolojilerle mümkündür. Kitle iletişiminin amacı insan
bilişlerini, davranışlarını ve faaliyetlerini sürekli olarak işlemek ve yeniden
üretmektir.

Kitle iletişiminde, örneğin bir televizyon
haberi yapmak için gerekli tüm ilişki ve faaliyetlerin nasıl yapıldığı (bir haberin
nasıl üretildiği) profesyonel pratiktir. Bu pratiğin düşünsel karakteri de profesyonel
ideolojidir.

Kitle iletişiminde tüketiciler “izleyici,
dinleyici, okuyucu” gibi isimlerle üretilir. İzleyicinin üretimi tüketimden geçerek
sağlanır. İzleyici tüketmeyle (izleyerek, okuyarak, dinleyerek) sadece kendini
yeniden üretmez, aynı zamanda tüm diğer ilgili üretimleri de yeniden üretir.

Kitle iletişiminin üretimi profesyonel
iletişimcileri gerektirir. Üretim aşamalarının tümünde güç ilişkileri
belirleyicidir. Güç odaklarının egemenliği altındaki medyalarda çalışan
profesyoneller, egemenlere verdikleri hizmet nispetinde başarılı addedilirler.

Kitle iletişiminde nesnellik mümkün
değildir.

Medya ticari (veya siyasi veya dinî) bir örgüttür
ve sorumluluğu bu ticari (siyasi veya dinî) örgütün çıkarıyla belirlenir, genel
halkın çıkarıyla değil.

Medya halkın gözünü, kulağını ve dilini
belli endüstriyel ve siyasal yapıların çıkar bilinci yönünde biçimlendirmeye
çalışır (isteyerek veya zaruretten).

Profesyonellik sistemin genel amacını,
politikasını, hoşgörü çerçevesini, kontrollü alternatiflerini, dostunu ve düşmanını
bilerek üretimde bulunmaktır.

Türkiye’de gazetecilerin ekonomik ve sosyal
haklarını düzenleyen biri özel, diğeri genel üç yasa bulunmaktadır: Basın İş
Yasası olarak bilinen 212 sayılı Yasa, Sendikalar Yasası ile Toplu İş Sözleşmesi
Grev ve Lokavt Yasası’dır.
212 sayılı Yasa
gazetecileri geniş ölçüde koruyan içeriğe sahiptir.

İşini kaybetme korkusuyla yaşayan bir
gazeteciden onurlu ve dürüst bir iş yapması beklenemez.

İçeriğin
Biçimlendirilmesi
demek, örneğin, bir
haberin içeriğinin “uygun” bir şekilde doldurulması (mesajın uygun bir şekilde
paketlenmesi) demektir.

İçerik için “uygunluk” paketlemeyi yapan
profesyonelin karar vermesine” bağlıdır.

Medya ile temsilde gerçek ve yaşam yeniden
kurgulanır.

Medya demek, “kurgulayan ve öyküleyen temsil
sistemi” demektir.

Medyada
Temsilin Karakteri

Temsil öznel çıkarlar çerçevesinden yapıldığı
ve aynı zamanda genel ve öznel çıkarlarla ilgili olduğu için, daima “temsil
sorunu” tartışmaları ortaya çıkar.

En gözde “doğru temsil” suya sabuna dokunmayan, eğlencenin tüketimi teşvik
eden ideolojisiyle, bir şeylerin satışını yapan, bireyselleştirilmiş temsildir.

Doğruyu abartarak temsil: En çok abartılan
cinayetler, şiddet ve trafik kazalarıdır.

Abartarak
yanlış temsil
: Burada içerik hem yanlıştır
hem de bu yanlış abartılmıştır.

Abartma
yerine azaltılmış temsil
: Gündemi meşgul etmek,
dikkat dağıtmak, kanuni zorunluluk gibi nedenlerle yayınlanan içeriklerdir.

Yer
vermeme, yok sayma
: Halkın genelinin
yararına olan konular/içerikler yaygın medyada yer bulamaz (eğitim, hukuk,
ekonomi ve güvenlik konularındaki aksaklıklar gibi).

Temsil doğrudur, ama sunulan nedenler ve
çözümler yanlıştır

Hiçbir şey okumayan bir insan, gazeteden başka
bir şey okumayandan daha iyi eğitimlidir.

Medya pratiklerinde klişe kavramlar kullanır.

Profesyonel pratikler ve ideolojiler
toplumda belli “statüye” sahiptir. Bazı gazeteler, televizyonlar, bazı
profesyoneller “güvenilir” ve “değerli” olarak nitelenirken bazıları da değersizleştirilirler
(aynı haberi Hürriyet gazetesi ve Sabah gazetesinden okumak arasındaki fark
buna örnektir).

Medya
ve Sosyal Sorumluluk

Kitleleri ilgilendiren konularda sosyal
sorumluluk beklentisi içinde olmak makuldür. Sosyal sorumluluk toplum çıkarını
gözetmektir. Medyaya baktığımızda endüstriyel tüketimin çıkarlarını gözettiğini
görürüz.

Sosyal sorumluluk konusu kitle iletişiminde
çözülmesi oldukça güç bir sorundur. Bu zorluk:

a) özel çıkar ile genel çıkarın örtüşmemesinden,

b) özel çıkar ile genel çıkar arasındaki uyumsuzluktan,

c) özel çıkarın, güç ve çıkar uygulaması
nedeniyle medyada yaygın temsilinden ve bundan ilgili insanların rahatsızlık
duymasından,

d) özel çıkarların genel çıkarı ancak özel
çıkarla uyumlu olduğu durumda temsilinden kaynaklanmaktadır.

Kitle
İletişiminde Denetim

Tarih boyu, enformasyon, denetlenen ve sansüre
tabi olan ticari emtia olmuştur.

Kitle iletişimiyle ilgili kontrol ve gelişmenin
temelinde, ekonomik pazar ve siyasal kontrolü sağlama yatar.

Kitle iletişimiyle ilgili en önde gelen iki
kontrol yoğun tartışma konusudur: Birincisi devlet kontrolüyle gelen sansürdür;
ikincisi de şirket sahipliğiyle gelen ve şirketin çıkarını gerçekleştirmeyi
garantileme yönünde çalışan örgütsel kontroldür.

Devlet sosyal sorumluluğu çoğu kez “devletin
çıkarına, siyasal ve ekonomik yapısına aykırı olan şeyler” olarak tanımladı.
Sansür mekanizmasını da bu doğrultuda çalıştırdı.

Devletlerin bu tür kontrol mekanizması
kurması ve uygulamasında, birbiriyle bağıntılı iki konu ön plana çıktı. Birincisi
“düşüncenin” cezalandırılması ve ikincisi de “düşünceyi ifadenin” cezalandırılması.

Asıl sansür, tarih boyu giderek yoğunlaşan
ve çeşitlenen “örgütsel yapılarla ve ilişkilerle” gelen engellemeler,
yönlendirmeler ve biçimlendirmelerdir.

Medya özgürlükleriyle ilgili olarak basın
yasası, kitle iletişim yasası ve diğer bazı yasalar içine özgürlüklerden
bahseden kurallar/maddeler konmuştur.

Yasalar güç yapıları tarafından çiğnenmek
ve güçsüz olanlar veya güçsüzleştirilmişler üzerinde uygulanmak veya daha
güçlülerin yok etmek istedikleri bir güçlüyü ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır.

Basın/medya özgürlüğü sanki basında/medyada
çalışanların özgürlüğü gibi sunulur. Medya profesyonellerinin özgürlüğünü
devletten çok daha fazla, öncelikle medya örgütlerinin baskıcı çıkar yapıları
ve egemen iş pratikleri ortadan kaldırmaktadır.

Basın/medya özgürlüğünü kısıtlama sanki “halkın
bilme hakkı” ortadan kaldırma olarak sunulur. Basının maddi ve düşünsel çıkarı
basın sermayesinin ve bu sermayenin hizmetinde çalışan profesyonellerin maddi
ve düşünsel çıkarları temeline dayanır.

Uğur Mumcu tarzı bir meslek özgürlüğü arttıkça,
siyasal ve ekonomik alanda birilerinin pervasızca vurgunlar, soygunlar ve rüşvetler
ile işlerini yürütme özgürlükleri azalır. Uğur Mumcuların ender olduğu bir medyada
özgürlüğün artması demek, halkın doğru bilme özgürlüğünün yok edilmesi
demektir.

Özdenetim daima vardı ve var olacaktır. Önemli ona bu denetimin hangi
değerleri dayanak edindiğidir.

Yaygınlaşan profesyonellikte “işini
kaybetmeme ve yükselme” gibi kaygılara dayanan sürekli özdenetim vardır.

Özdenetim sisteminin gözde biçimi gönüllülüğe
dayanan ve devlet kurumu ve yasal baskısı dışında olandır.
Gönüllü kuruluşlar, medya profesyonellerinin bir araya
gelerek kendi aralarında kurdukları özdenetim kuruluşlarıdır.
Ne yazık ki, çoğu kez, örneğin “basın ahlakıyla ilgili”
göstermelik ve ender uyulan ilkeler koyarak, var olan bir sistemi meşrulaştırma
işini görürler.

KİTLE
İLETİŞİMİ ÜRÜNLERİNİN DAĞITIMI

Altyapı
Araçlarının Dağıtımı

Altyapı araçlarının çoğunun üreticileri Batı
ve Japonya gibi yerlerdeki sermaye ve bu sermayenin diğer ülkelerdeki
hissedarlarıdır.

Ürün
Dağıtımı

Dağıtım, televizyonda dağıtım, televizyon şirketinden
sinyalin çıkmasıyla başlayan ve içeriği almak için gerekli televizyon alıcıyla
biten teknolojik ve örgütlü yapıları içerir.

KİTLE
İLETİŞİMİNDE TÜKETİM

Kitle iletişiminin her aşamasında farklı
tüketimler vardır:

Üretim ve dağıtım aşamalarında emeğin
kullanıldığı her yerde olduğu gibi, tüketim söz konusudur.

Kitle iletişim ürününün arzıyla birlikte
asıl tüketim süreci başlamış olur. İzleyen izlemeyen herkes bu tüketim
sürecinin elemanıdır.

İkincil
ürünün (izleyicinin) tüketimi
: Bu
konu önemli, burada tüketim, medya ve reklam endüstrileri arasındaki ilişkiyle
şekillenir. Tüketimin pazarlanması kitle iletişiminin en önemli
alametifarikasıdır.

Tüketimin doğası kapitalist endüstriler tarafından
biçimlendirilir/yönlendirilir.

Tüketim üretimi iki şekilde üretir:

a) Bir ürün ancak tüketimden geçerek gerçek
ürün olur.

b) Tüketim yeni ürün için gereksinim, dolayısıyla
neden yaratır.

İzleyiciler medya tüketimlerinden geçerek
kitle iletişiminin doğasını ve aynı zamanda doğrudan veya dolaylı çıkar sağlayan
bütün örgütlü yapıları da yeniden üretirler.

Kitle
iletişimini açıklayan yaklaşımlar

Kitle iletişimiyle ilgili açıklamalar 17.
yüzyıldan beri artarak gelişmiştir.

Bazı isimler gazetelerin insanları maniple
etmekte olduğuna dikkat çekerken bazı kesimler gazetecilere özgürlük
sloganlarını dillerine dolamışlardı.

Hümanist
Gelenek

Bu geleneğin başlangıcını Dewey, Park, Cooley,
Blumer ve Mead gibi önemli insanlar oluşturur. Bunlar radikal medya eleştirisi
sunarlar. Öte yandan iletişim kurumlarının vazgeçilmezliğine atıf yaparlar
(hülasa, bir şey söylemezler).

Çatışma
Yaklaşımları

Çatışma teorisi sosyoloğu Simmel’in görüşünü
yansıtan Park’a göre, iletişim hem rekabet hem de çatışmayı besler. 1960’lara
kadar gözden düşen çatışma teorileri 60’lardan sonra yeniden popüler oldu. Bu
dönemde Simmel’in görüşleri öne çıktı. Diyalektik ve sınıf mücadelesi reddedilip
“çatışma” kavramı değiştirilerek kabul edildi.

Coser, çatışmanın birleştirici ve düzenlenebilir
fonksiyonları üzerinde durdu. Buradan kitle iletişimi sosyolojisiyle bağlı
olarak, çatışma çözümü ve barış iletişimi görüşleri beslendi.

1980 ve sonrasında medya sosyolojisindeki
yaklaşımlarda sosyo-psikolojik eğilim devam ederken, Yeni-Durkeimci ve
Yeni-Weberci sosyolojik akımlar gelişti. Yeni-Durkeimciler iletişimde kültürün
alınışı (ritüeller, kültür) üzerinde durdular.

Yeni-Weberciler örgüt, meslek, üretim ve
pazar kavramlarına yöneldiler ve kültürü üretenlerin bürokrasi olarak örgütlenmesi
ve kültürü yaratmalarını görevselci açıdan incelediler.

Pozitivist
Gelenek

Deneyselcilik, Avrupa ve ABD’de 1920’lerde
benimsenmeye ve Rockefeller, Ford gibilerinin desteğiyle 1930’larda ivme
kazanarak gelişmeye başladı. 1940’tan itibaren özellikle propaganda ve ikna
üzerine deneysel araştırmalar yapıldı.

Paul Lazarsfeld’in önderliğinde niceliksel
alan araştırmalarına ilgi arttı. Saha araştırmaları daha çok şirketler ve
kurumlar için veri topladı, yarar sağladı. Araştırmalarda izleyicilerin algı, tutum,
tercih ve davranışları incelendi.

Talcott Parsons kitle iletişim sisteminin,
farklılaşmış toplumsal sistem olduğunu belirtir. Bu sistem, izleyiciye dört
seçme özgürlüğü sunar:

a) Gazete, dergi, kitap, radyo ve
televizyon istasyonları ve programları arasında seçim yapma;

b) içerik şekilleri ve kalite çeşitleri
arasında seçim yapma;

c) tercihinde harcadığı para ve

ç) izlemeyi zaman içinde saptayıp, ona göre
izleyip izlememe, şimdi okuma ya da bir yana koyup sonra okuma.

Post-Modern
Yaklaşımlar

1990’lardan sonra medya örgütleri, özerklik
kazanmış örgütsel sistemler olarak düşünülmeye başlandı.
Medya kuruluşlarıyla izleyiciler arasında simetrik bir ilişki
olduğu varsayıldı: İzleyiciler medyayı kendi arzu ve tutumlarına göre manipüle
edebilirler. Bu görüşün klasik savunucularının (McQuail, Blumler ve Halloran)
geleneği, liberal-çoğulcular içine bütünleşmiş olarak devam etmektedir.

Türkiye

Matbaa ancak 1727’de kurulmuş, ama hiçbir
zaman bilginin yayılma aracı olamamıştır. İlk gazeteler 1795 yılından itibaren
Fransızlar tarafından Fransızca olarak yayınlanmış, 19. yüzyıldan itibaren
halka ulaşmada büyük umut bağlanan gazetecilik, devletin sıkı denetimi altında
gelişememiştir.

Türkiye’de iletişim alanına ilişkin ilk çalışma
bir gazeteci tarafından (Ahmet Emin Yalman) ABD’nin Columbia Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde yapılmıştır: The Development of Modern Turkey as
Measured by Its Press, (1914).

1965 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın
Yayın Yüksek Okulu’nun kurulmasıyla iletişimde akademik araştırma yapma olasılığı
ortaya çıktı. Okul, basit bir sömürge olarak kullanıldı; ne meslek okulu olarak
ne de SBF bünyesi içinde bir sosyal bilim dalı olarak gelişebildi.

 
Medya Sosyolojisi
Prof. Dr. İrfan Erdoğan
Anadolu Üniversitesi Yayın no: 2832
Eskişehir, Ocak 2013