Materyalizm

Materyalizm
Materyalizmin en basit şekli, sadece maddenin varolduğu iddiasında
bulunur. Bu şekilde yalın bir tarzda ifade edildiğinde, iddia
saçmadır, çünkü varolan her türden şeyin, fikirler, sayılar ve insanî
kurumlar örneklerinde de görüleceği üzere, maddî bir doğaya
sahip olmadığı açıktır. İddia, bu olgular ışığında, ilk kez olarak
Aristoteles’in kategoriler öğretisinde geliştirilmiş olan
ayırımlara da müracaat edilerek, maddenin yegâne tözsel varlık
olduğu söylenecek şekilde, gözden geçirilmelidir. Bu açıklamaya
göre, maddî şeylerin dışmda birçok şey daha varolur, fakat onların
hepsi de maddenin değişik hâlleri olarak açıklanabilir (veya
açıklanabilir olduğu söylenir.) Bundan dolayı, insanî kurumlar
insan varlıklarından meydana gelen özgül gruplar arasındaki hareket
kalıplarından oluşur, insan varlıkları ise oldukça karmaşık
maddî cisimlerden başka hiçbir şey değildirler.
Materyalizmin ihtilâflı bir öğreti olduğu bu örneklerden
açıklıkla çıkar; onun anahtar sözcüğü olan değişik hâlin ek açıklamaya
muhtaç olduğu da açıktır. Söz gelimi, zihinlerin temel
teşkil eden maddî bir tözün değişik hâlleri oldukları söylendiği
zaman, anlatılmak istenen nedir? İlk ve göreli olarak kolayca ortaya
çıkan husus, zihinlerin de, tıpkı nicelikler ve nitelikler gibi,
ayrı varolamadıklarıdır. Maddî cisimler olmasaydı, zihinler de
varolamayacaklardı, zira zihinler -kabaca ifade edildiğinde- bazı
maddî cisimlerde ortaya çıkan hâllerdir. Zihinler işte burada düşünsellik
ya da zihinselliğe eşitlenir ve zihinsellik de, açıktır ki,
bir soyutlamadır. Bunu söylemek, bununla birlikte, bütün güçlükleri
ortadan kaldırmak anlamına gelmez. Zihinselliğin maddî
cisim veya cisimlerin bir hâli olduğu söylendiğinde, bunu lafzî
mi yoksa metaforik bir anlamda mı değerlendireceğiz? Cisimler
fizikî görüş açısından sıklıkla belirli bir hâlde -söz gelimi, bir
içsel denge hâli içinde- olma olarak tarif edilebilirler. Burada an –
latılmak istenen şey, ilgili maddenin farklı parçacıklarının belirli
bir ilişki içinde bulundukları ve bunun sonucu olarak da belirli
fizikî özellikler geliştirdikleridir. Ama zihinsellik fizikî
bir özellik olarak düşünülebilir mi? Bunu söylemek bir abartı
olur. Fakat materyalizm dikkati cidden talep eden bir ontoloji
türü olarak öne sürülmek durumundaysa eğer, savunulması gereken
öğreti böyle bir öğretidir. Zihin hâllerini beynin hâlleriyle
özdeşleştiren J. J. C. Smart gibi akademisyenler tarafından geliştirilen
argümanlara bu münasebetle dikkat çekmek ilginç olur.
İkisi özdeşse -yani ikisi de iki ayrı bakış açısından tanımlanan bir
ve aynı şeyse- eğer, düşünceler gerçekten de maddenin değişik
hâlleri olabilir, materyalizm de güçlü formu içinde savunulabilir
bir öğreti olup çıkar. Fakat bu özdeşlik ispat edilemezse eğer -ki
çok az sayıda filozof bu özdeşliği kabul eder- materyalizm olsa
olsa yumuşatılmış şekli içinde doğru olabilir.
Materyalizmin bu yumuşatılmış şekli belki de en iyi doğalcılık
olarak tanımlanır. Doğalcılık bütün herşeyin maddeden veya
onun türevlerden meydana geldiğini iddia etmez, fakat varolan
herşeyin doğal terimlerle tatmin edici bir biçimde açıklanabileceğini
savunur. Bir şeyi doğal terimlerle açıklamak onu bilimsel
çizgiler üzerinde açıklamaktı; doğalcılık gerçekte, bilimin mutlak
yeterliliğinin veya nihaî ehliyetinin ilân edilmesidir. Fenomenlerden
yalnızca tek bir şekilde söz edilebileceğini savunmak,
bu türden bir görüş için özsel değildir; teori, bu hususta, tıpkı
ontolojik indirgenebilirlik konusunda olduğu gibi, liberal olmaya
uygundur. Fakat bir olaylar kümesine dair bilimsel açıklamanın
başka bir açıklama karşısında önceliği olduğunu ortaya
koymak hayatî bir önem taşır. Dolayısıyla, insanların yaygın bir
şekilde eylem ve karardan bahsettikleri, ve kısaca sebeplerin dili
adlandırılan dilin, bilim adamların aynı olgulardan söz edebilmek
için kullandıkları dile göre ikincil olduğu düşünülmelidir.
Bilimin dili temelde nedenseldir, ve materyalizmin bu versiyonunun
tezi, nedensel açıklamaların temel olduğu tezidir. Doğalcılık,
o hâlde, Hegelciliğin tersyüz edilmesidir; o bir ilk ilkeler
teorisi olup, kendi ilkelerini bilimden çıkartır.
Materyalizmin bu şeklinin niçin ciddiye alınması gerektiği
sorusu sorulacak olursa, bunun cevabı bir dizi önemli olguda
aranmalıdır. Fizyologlar zihnin genel hâlleriyle beynin faaliye –
tinin genel durumları arasında korrelasyonlar kurdular; onların
ümit ettikleri şey, bunu, tikel düşünce ve hislerin fizyolojik karşılıklarının
bulunduğunun gösterilebilmesi noktasına kadar genişletmekti.
Sibernetikçiler zihne özgü davranışları kayda değer
ölçüde sergileyen yapay şeyler geliştirdiler; insanın oldukça
karmaşık bir makinadan daha fazla bir şey olmadığı çıkarımı onların
elde ettikleri sonuçlar tarafından kesinlikle güçlendirilir.
Sosyologlar insanların inançlarının, bu inançlar için getirilen
açık gerekçeler her ne olursa olursa olsun, çoğunluk, onların hiç
hesaba katmadıkları veya çok az dikkate aldıkları faktörlerin
ışığında anlaşılır olduklarını gösterdi. İnsanî yargıların tipik bir
şekilde, kendilerine sadece neden olunmak yerine, akılda temellendikleri
eski kabulü, gerek Freudçu ve gerekse ortodoks psikolojinin
bulgularından destek alan bu tür araştırmaların sonuçları
tarafından sorgulandı. Bu delillerin hiçbiri elbette kesin sonuçlu
değildir; materyalistlerin onlardan çıkarsama eğiliminde oldukları
sonuçları bloke etmenin tek tek her bir durumda yolları
vardır. Ama yine de, delillerin birikimsel olarak etkileyici oldukları
tezi doğruluğunu sürdürür. O bu tür bir teoriyi en yüksek
ölçüde ciddiye almayı zorunlu kılacak güce kesinlikle sahiptir.
Modem dünyada metafizik tartışmalar temelde materyalizmin
lehinde veya aleyhinde olan argümanlardan meydana gelir, ve burada
incelenen diğer teori türlerinden hepsi de, çoğunluk hoş karşılanmasa
bile, bu görüşü zorlayan alternatifler olarak görülür.