Martin Heidegger – Zaman ve Varlık Üzerine

Martin Heidegger – Zaman
ve Varlık Üzerine

Giriş

Metafizik, Platon’un Varlık alanı (Formlar
ve İdealar) ile zaman alanını (oluş, varoluş) ayırmasıyla başlar.

Sahiplenme, Varlık’ın işaret ettiği gibi bir
alanı değil daha çok bir bağıntıyı, insanın Varlık’la bağıntısını gösterir.

Zaman, Sahiplenmenin sahiplenme tarzıdır.

Zaman
ve Varlık

Varolanlara bakmadan Varlığı düşünme
girişimi zorunlu olur.

Batılı-Avrupalı düşünme

Varlığa, mevcut-olma (Presencing) ile aynı
anlamı verir.

Zamanın kendisi geçip gider.

Ancak sürekli olarak geçip gitmeyle zaman,
zaman olarak kalır.

Varlık bir şey değildir, böylece de zamansal
değildir.

Zaman bir şey değildir, böylece de varolan
değildir ve yine de zamandaki varoanlar gibi zamansal bir şey olmaksızın kendi
geçip gidişi içinde sabit kalır.

Varlık ve zaman, birbirlerini karşılıklı
olarak belirler, ancak böyle bir tarzda ne birincisine –Varlık- zamansal bir
şey denir ne de ikincisine –zaman-

Mevcut olmayı, doğal şeyler ve yapma şeyler
üzerinde yalın ve önyargısız bir düşünümleme ile kavrarız.

Her ikisi de mevcut olma tarzlarıdır.

Varlık bir varolan değildir.

Batı düşünmesinin başlangıcında Varlık
düşünülür fakat “o verir” düşünülmez.

Platon, Varlığı idea olarak ve ideaların
koinoniası olarak tasarımladığında, Aristoteles energia olarak, Kant konum
olarak, Hegel mutlak kavram olarak ve Nietzsche güç istemi olarak
tasarımladıklarında bunlar rastgele önerilen öğretiler değil daha çok (…)
Varlık vardır, o Varlığı verir’den söz eden bir iddiaya verilen yanıtlar olarak
Varlığın sözcükleridir.

…zamanı kastediyoruz fakat zaman, zamanı
gösteren saatin herhangi bir yerinde bulunmaz.

Zaman var değil. Vardır, o zamanı verir.

(Ereignis / yazgı)

Varlık / zaman

Onların kendilerinde yani birbirlerine ait
olmalarında hem zamanı hem de varlığı belirleyene Ereignis, Sahiplenme olayı
diyeceğiz.

Olay / sadece bir ortaya çıkış değil daha
çok herhangi bir ortaya çıkışı olanaklı kılan şey…

Varlık ve zamanın sadece sahiplenişte var
olmalarından dolayı, sahipleniş, insanı, hakiki zaman içinde kalma aracılığıyla
varlığı kavrayan varolan olarak, kendisinin olan içine taşıma özgün özelliğine
sahiptir. Böyle sahiplenildiğinde, insan sahiplenmeye aittir.

Zaman
ve Varlık Konferansı Üzerine Bir Seminerin Özeti

Ne Varlığın ne de zamanın var (is) olmadığı
belli oldu…

(Batı Avrupa düşüncesinde )Varlık, bir yerde
mevcut oma ile aynı anlama gelir.

Varlık sorusu esaslı bir fenomenolojik tavır
olmaksızın olanaklı olmayacaktır.

Felsefenin
Sonu ve Düşünmenin Görevi

Felsefe metafiziktir.

Her felsefe çağı, kendi zorunluluğuna
sahiptir.

Felsefe, son devresine girmiştir.

Felsefe, insanın empirik bilimi yani insan
için kendi teknolojisinin deneysel objesi haline gelebilen her şeyin empirik
bilimi olur. Bu teknoloji aracılığıyladır ki insan, çeşitli yapma ve
biçimlendirme tarzlarında onunla iş görerek kendisini dünya içine yerleştirir.

Felsefenin sonu, bir bilimsel –teknolojik
dünyanın ve bu dünyaya sosyal düzenin işletilebilir düzenlenmesinin zaferi
olduğunu kanıtlar. Felsefenin sonu şu anlama gelir: Barı Avrupa düşünmesinde
temellenen dünya uygarlığının başlangıcı.

Aletheia, mevcudiyetin açılması olarak
düşünülen açıkta olma, henüz hakikat değildir.

Aletheia, yani açıkta olma sorusunu ortaya
atmak, hakikat sorusunu sormak değildir.

Düşünme görevinin adı, o halde, Varlık ve
Zaman yerine, Açılma ve Mevcudiyet’i göstermez mi?

Fakat bu açılma nereden gelir ve nasıl
verilir?

O verir’de konuşan nedir?

Beni
Fenomenolojiye Götüren Yol

(Bilinç olgularının fenomenolojisi psikoloji
değil de nedir?)

Türkçeleştiren: Deniz Kanıt

A Yayınevi, Şubat 2001, Ankara