Martin Heidegger – Varlık ve Görünüş (Sein und Schein)

Martin Heidegger – Varlık ve Görünüş (Sein und Schein)

Üç çeşit görünüş biçimi çıkar karşımıza:
1- Parlama ve ışık saçma (glanz und leuchten) olarak görünüş;
2- Görüngü (erscheinung) olarak görünme ve görünüş; kendisinde bir şeyin ortaya çıktığı bir görünüşe geliş;
3- Bir şeyin yarattığı izlenim (anschein), salt görünüş olarak görünüş.

‘Görünme’, yani kendini göstermek anlamındaki görünme (erscheinen), hem parlama anlamındaki görünüşe, hem de izlenim anlamındaki görünüşe aittir;
Üstelik onların tesadüfi bir özelliği olarak değil de, imkânlarının temeli olarak. Görünüşün (scheinen) özü, görünmede (erscheinen) yatar. Bu, kendini göstermedir, kendini ortaya koymadır. Yanında ve önünde durmadır.

Varlık ile görünüşün içsel bağı ile karşılaşırız. (s. 61)

Doğrularak süregelen hüküm sürme, kendi içinde aynı zamanda, görünen görünmedir.

Phyein, yani kendi içinde duran doğrulma; parlama, kendini gösterme, görünmedir.

Varlık, soylu kişinin ve soyluluğun (yani yüksek bir öz-kökene sahip olan ve bu öz-kökebib içinde duranın) temel belirlenimidir.

Ancak kendi-içinde-durmak, Grekler için orada-durmaktan, ışıkta-durmaktan başka bir anlama gelmez.

Varlık, görünme demektir.
Varlık, görünme olarak öze gelir.
Varlık, physis olarak öze gelir.

Doğrulan hüküm sürme, görünmedir. Böyle bir görünme, görünüşe getirir. Buna göre, varlık, yani görünme, gözden dışarı çıkmaya bırakmaktır. (s. 62)

Var olan, şu ya da bu var olan olarak var olmak (ist) yoluyla, kendisi gizlenmemişliğe (aşıklığa), aletheia’ya (hakikate) yerleştirir ve bu açıklıkta durur.

Gizlenmemiş olan, olduğu gibi, kendini-göstermenin içinde durmaya gelir, duragelir. Gizlenmemişlik olarak doğruluk, varlığa ek olarak iliştirilmiş değildir.

Hakikat, varlığın özüne aittir.

Var olan olmak; bu ifadenin içinde görünüşe gelme, görünme olarak-meydana gelme, kendini (ortaya) oraya-yerleştirme, bir şey, buraya-yerleştirme, üretmek anlamı gizlenir. Var olamamak ise buna karşılık, görünmekten, bulunurluktan çıkmak anlamına gelir. Görüngünün özünde, tam anlamıyla göstermek anlamına girmek ve çıkmak, buraya doğru, oraya doğru olmak yatmaktadır. Varlık böylece çeşitliliği içindeki var olana saçılarak dağılmıştır. Var olan, bir sonra gelen ve ona ait olarak, burada ve orada kendine yer edinir. Kendi kendisine, görünen olarak, bir görünüş açısı, dokei verir. Doksa, görüş demektir; yani birinin içinde durduğu görüş. Görüş, eğer onun içinde ortaya çıkana uygun olma bakımından göze çarpıyorsa, o zaman doksa, parlaklık, görkem (ruhm) anlamına gelir. (s. 63)

Varlığın görünmede, kendi özüne onunla birlikte sahip olduğunu ve buna sahip olduğunu göstermekti. (s. 64)

Varlık, yani physis, görünmede, yani görünüşlerin ve görüşlerin bir sunuluşundan oluştuğu için, özsel olarak ve bu yüsden de zorunlu ve sürekli olarak, var olanın doğruluğunda, yani açıklığında ne olduğunun üstünü örten, ne olduğunu gizleyen bir dışe-görünmenin imkânında durur. Var olanın içinde durmaya geldiği bu görüş aldatmaca anlamındaki görünüştür. Nerede ki var olanın gizlenmemişliği açıklığı söz konusudur, işte orada aldatıcı görünüşün imkânı vardır.

Kelimedeki bu çok anlamlılık, dildeki bir dikkatsizliğin sonucu değildir; tam tersine varlığın özüne ait niteliklerinin sözün içinde korunduğu, büyük bir dilin olgunlaşmış bilgeliğinde, derinlerde temellenmiş bir oyundur. (s. 65)

Grekler, varlığı sürekli olarak her şeyden önce görünüşten çekip almak ve onun karşısında korumak zorundaydılar.

Grekler, yalnızca vrlık ve görünüş arasındaki savaşın ortaya çıkmasıyla var olanın içine varlığı çekip alabildiler, var olanı dururluğa ve açıklığa getirdiler; tanrıları ve debleti; tapınakları ve tragedyayı; yarışmayı ve felsefeyi; ve tüm bunları görünüşün tam ortasında, onun tarafından kuşatılmış, ama yine de gücünü bilerek, onu ciddiye alarak yaptılar. İlk kez sofistlerde ve Platon’da görünüş salt-görünüş ilan edilip hor görüldü.

“Hırisriyanlık, halk için Platonculuktur.” (Nietzsche)

Erken Grek düşünürleri için varlığın ve görünüşün birliği ve çatışması asli olarak belirleyiciydi. Ancak tüm bunlar en yüksek ve en saf haliyle Greklerin tragedya-şiirinde ortaya konmuştur. (s. 66/67)

Oidipus bu gizlenen şeyin örtüsünü sıyırmanın peşine düşer. Bu sırada adım adım kendi kendisini açıklığa yerleştirmek zorunda kalır. Bu açıklığa, en sonunda yalnızca kendi gözlerini çıkartarak, yani kendisini ışığın dışına koyarak katşanabilir; her şeyi örten gecenin, etrafını kuşatmasına izin verir ve kör haliyle halka, bir adamın olduğu gibi ortaya çıkması uğruna tüm kapıları açması için haykırdı.

İşte bu fazlasıyla gören göz, her türlü sorgulamanın ve bilmenin temel koşuludur ve hatta bunların biricik metafizik temelidir. Greklerin bilmesi ve bilimi, işte bu tutkudur. (s. 67)

Görünüş olarak varlık, açıklık olarak varlıktan daha az güce sahip değildir. Görünüş, var olanın kendisinde ve onun kendisiyle olur. Ama görünüş, var olanı yalnızca aslında olmadığı gibi göstermekle ve ait olduğu var olanın yerine kendini koymakla kalmaz, aynı zamanda kendini varlık olarak gösterdiği ölçüde, kendisini bir de görünüş olması bakımından gizler. (s. 69)

İnsan kendi var oluşunu varlığın aydınlığında üstlenmek zorundaysa, onu durmaya getirmek, görünüşte ve görünüşe karşı tutmak ve aynı zamanda görünüşü ve varlığı var olmamanın uçurumundan çekip çıkarmak zorundadır.

1- Varlığa giden yol; aynı zamanda gizlenmemişliğe giden yoldur ve kaçınılmazdır.
2- Var olmamaya giden yol; yürünebilecek bir yol değildir, ama işte tam da bu yüzden yürünemez bir yol olarak bilince çıkarılması gerekir; çünkü var olmamaya götürür.

Hiçliğin bir var olan olmaması, onun yine de belli bir biçimde varlığa ait olmasını önlemez. (s. 71)

Varlık ve hakikat (doğruluk) özlerini physis’ten alırlar.

Varlığa giden yol kaçınılmazdır.
Hiçliğe giden yol erişilmezdir. (s. 72)

Doğru dürüst bilen bir adam işte bu yüzden bir doğrunun peşinde körü körüne koşan değil de, sürekli olarak her üç yolu da; varlığın, var olmamanın ve görünüşün yolunu bilen adamdır.

“Varlık, doğ(rul)an görünme” Herakleitos

Varlık; doğan görünüş, gizlenmişlikten dışarı çıkma anlamına geldiği için, onun kökeni olan gizlenmişlik, ona öz itibariyle aittir. (s. 73)

Oluş, varlığın bir görünüşüdür.

Oluş, nasıl ki varlığın görünüşü ise, görünüş de görünme olarak varlığın bir olmasıdır. (s. 74)

Düşünme Grek varlığı, büyük güçleri temsil eden varlık ve oluş ile varlık ve görünüş arasındaki ayrım içni mücadele eder. Bu birbiri dışına çıkarak karşılıklı-yer-leşme, düşünme ve varlığın ilişkisini belli bir biçim doğrultusunda geliştirmek zorunda kalmıştır. Bu demektir ki, Greklerde üçüncü ayrımın şekillenmesi de çoktan başlamıştır. (s. 75)

Heidegger
Editör: Özgür Aktok, Metin Bal
Doğu Batı Yayınları, Mart 2010, Ankara