Martin Heidegger – Kant’ın Varlık Tezi

Martin Heidegger – Kant’ın Varlık Tezi

Her şeyin; bize ulaşan ve bizim ulaştığımız her şeyin yolu, ister konuşulsun, ister konuşulmasın, ‘o vardır’ın üzerinden geçer. (s. 76)

Kant varlık tartışmasında büyük bir adım atmıştır.

Kant bu adımı geleneğe olan bağlılığı yolu ile, aynı zamanda geleneğin farklı bir ışık altında yeniden aydınlanmasını sağlayacak şekilde, onunla bir tartışma içine girerek atmıştır.

“Varlık açıkçası gerçek bir yüklem değildir; yani herhangi bir şeyin, bir şey’in kavramına katılabilir bir kavramı değildir. O, sadece bir şeyin ya da belli kendinde belirlenimlerin konumudur.” (Kant) (s. 77)

Acilen ihtiyacımız olan, geleneğe dikkatli ve düşünen bir kulak vermedir.

“Varlık, açıkçası gerçek bir yüklem değildir; yani herhangi bir şeyin kavramına katılabilir bir kavram değildir. O, sadece bir şey’in ya da belli kendinde belirlenimlerin konumudur.” (kant) (s. 79)

Varlık sorusu, var olanın varlığı sorusu olarak karşımıza ikili olarak çıkar.
…var olanın varlığına dair ikili soru, kendisini onto-teo-loji başlığı altında özetlememize izin verir.

Varlık kendisini ‘temel’ (grund) dediğimiz şey olarak gösterme niteliğine sahiptir. Genel olarak var olan, var olanın her türlü incelemesinin üzerinde devindiği zemin olma anlamında, temeldir.

En yüksek var olan anlamındaki var olanı, tüm var olanı varlığa gelmeye bırakan olma anlamında temeldir. (s. 80)

Kant için gerçeklik edimsellik anlamına gelmez, tözlük anlamına gelir. (s. 81/82)

Bir şeyin içeriğini onun kavramında tasarlayabiliriz.
Varoluş, orada-varlık; yani varlık açıkçası gerçek bir yüklem değildir.

Varlık sadece bir şeyin ya da belli kendinde belirlenimlerin konumudur.

‘Kendinde’ ifadesi burada ‘kendinde şey’, bilinçle ilişkisiz halde var olan bir şey anlamına gelmemektedir. ‘Kendinde’ olanı, başkası ile olan ilişkisi bakımından bu ya da şu olarak tasarımlanan bir şeye karşı bir belirlenim olarak anlamalıyız. (s. 82)

Tasarımlamada, bir şeyi kendi önümüze koyarız ve böylece o şey yerleşmiş, konmuş bir şey olarak bizim karşımızda, bir nesne olarak durur. Konum olarak varlık, bir şeyin yerleştirilen tasarımdaki yerleştirimi demektir. (s. 83/84)

Konum, ancak bir duygulanımın konumu olarak Kant’ın var olanın varlığından ne kastettiğini anlamamıza izin veriyor. (s. 87)

Bizler ne birliği ve birleşmeyi logos’un derleyerek açığa çıkaran karakteri üzerinden, ne varlık’ı kendi kendisini açığa çıkaran bulunurluk olarak, ne de bu her ikisinin Greklerin de düşünmeden bıraktığı aidiyet üzerinden düşünüyoruz. (s. 89)

Varlık ve varoluş kendilerini anlama yetisinin kullanımı üzerinden belirlerler. (s. 91)

Mümkünat, bir şeyle uzlaşıyor olmaktır.
Fiiliyat, bir şeyle bağlamlanıyor olmaktır.
Zorunluluk, bir şeye bağlanıyor olmaktır. (s. 96)

Varlık ve düşünme başlığı, bize varlığın ve düşünmenin özdeş olduğunu söyler.

“Çünkü düşünme ve varlık aynıdır.” (Parmenides) (s. 104)

Varlık var olamaz. Eğer olsaydı, o zaman varlık olmaktan çıkar, bir var olan olurdu.

Ama varlığı ilk kez düşünen düşünür olan Parmenides, 6. Fragmanında: “yani o varlıktır, yani bulunma, bulunuşa gelir” demez mi?

Bulunmaya bırakmak
Varlık aslında bulunurluğu verendir. (s. 106)

Heidegger
Editör: Özgür Aktok, Metin Bal
Doğu Batı Yayınları, Mart 2010, Ankara