Mantığın Gelişimi – Ortaçağda İslam Coğrafyasında Mantık

Ortaçağda İslam Coğrafyasında Mantık

Bu coğrafyada ilk mantık çalışmalarını
yapanlar, Büyük İskender’in (MÖ 356 – 323) doğu seferi sonrasında Yunan kültürü
ile tanışan Hıristiyan Süryanilerdir. Süryaniler, mantıköğretimine dini eğitimin
bir parçası olarak yer vermekteydi.
Sergius
(ölümü 536), Paulus Persa (6.yy.) ve Severe Sebokht (7.yy.) bu dönemin güçlü
mantıkçılarıdır.

Süryanilerin Yunan düşüncesiyle tanışması,
Büyük İskender’in Doğu seferi sonrasında gerçekleşmiştir.
İslam coğrafyasında ilk mantık çalışmaları, İskenderiye
Okulunu izleyen Süryaniler tarafından gerçekleştirilmiştir.

Süryanilerin
önde gelen mantık okulları

1. Urfa Okulu: Edessa olarak da bilinir. Urfa’daki
okulun kapatılmasından sonra Nusaybin Nastûrîliğin dini merkezi olmuştur.

2. Cundişâpûr Okulu: Nastûrîler tarafından kurulmuştur.

Süryanilerin mantık çalışmaları, bu coğrafyada
bir mantık geleneğinin oluşmasına katkıda bulunmuştur.
Yunanca mantık metinlerini Arapçaya çeviren ilk kuşak
çevirmenler bu okulda yetişmiştir.

3. Antakya Okulu: 3. yüzyılın sonunda
kurulmuştur. Aristoteles’in Süryaniceye ilk olarak Probus tarafından bu okulda
çevrildiği düşünülmektedir.

4. Nusaybin Okulu: Urfa okulunun kapatılması
üzerine Nastûrîler tarafından Nusaybinde 326 yılında kurulmuştur.

5. Kınnesrin Okulu: Eski Halep olarak da
bilinen ve Kuzey Suriye’de bulunan Kınnesrin şehrindedir.

İSLAM
COĞRAFYASINDA MANTIK

Abbasi döneminin 7. halifesi Me’mûn (713-833 tarihleri) tarafından
Bağdat’ta kurulan Beyt’ül-Hikme’de (Bilgelik
Evi) farklı inançlardan pek çok iyi yetişmiş çevirmen çalışmıştır.

Bağdat okulunda bir yandan çeviri etkinliği
devam ederken, bilinen mantık yapıtlarının Arapça yazan mantıkçılar tarafından
yorumları (şerhleri) yapılmaya başlamıştır. Bu yorumlar uzunluğuna göre üçe ayrılmaktadır:
muhtasar, telhîs ve tefsir.

10. yüzyıldan itibaren Müslümanlar mantık
konusunda Süryanilerin sağladığı çeviri ve yorumlarla yetinmemiş, bağımsız çalışmalara
yönelmişlerdir.

Fârâbî, Bağdat Okulunun bir temsilcisi
olarak, Aristoteles’in mantığını, yine onun metinlerine bağlı kalarak İslami
bir anlayışla yorumlamış ve yeniden inşa etmiş, İbn Sînâ ise daha bağımsız
kalarak bir mantık sistemi oluşturmuştur.

Fârâbî

Bağdat okulunun en güçlü temsilcisidir.
Bağdat’ta Yunan felsefesi yorumcusu ve çevirmeni Ebu Mişr Matta’nın yanında eğitim
gördü. Fârâbî daha çok Aristoteles yorumlarıyla ünlüdür.

Fârâbî sadece Aristoteles mantığını
yorumlamakla kalmamış, bunun dışında mantık öğreten kitaplar da yazmıştır.

Sözdizimci, terimlerin birleştirme (terkip)
kurallarına göre birbirleriyle ilişkisini belirlemeye çalışır. Mantıkçının
belirlemeye çalıştığı ise, kavramların yükleme (Arapça: haml, İngilizce: predication)
ilişkisine göre birbiriyle ilişkisidir.

Sözdizim kuralları, dilden dile farklılık
gösterir. Oysa mantık kuralları, her dilde akıl yürütme için geçerli olmalıdır.

Fârâbî’ye göre mantık hataya düşülmesi olanaklı
her konuda akıl yürütme yetimizi doğru yönde tutmaktadır.

Fârâbî mantığı, tasavvurât (kavramlarla akıl
yürütmeler) ve tasdîkât (önermelerle akıl yürütmeler) olarak iki kısma ayırmıştır.
İlkinde amacın tanımlara ulaşmak olduğunu, ikincisinde ise tasımlara ulaşmak
olduğunu belirtmiştir.

İbn
Sînâ

İbn Sînâ mantık çalışmalarının önemli bir kısmına
Kitâbu’ş-fiifâ’ başlığı altında derlediği
ansiklopedik çalışmasında yer vermiştir.

İşaretler
ve Tembihler
adlı kitabı İslam Dünyasındaki
Mantık geleneğine damgasını vurmuştur.

İbn Sînâ’nın İslam mantık tarihi içindeki
en önemli özelliği Aristoteles mantığının sorunlarını bağımsız bir mantık anlayışı
içinde çözümleme ve çözmeye yönelmesidir. İbn Sînâ bu özelliğiyle İslam dünyasında
bağımsız bir mantık geleneği oluşmasının yolunu açmıştır.

İbn Sînâ bir kavramın tanımında, onunla
göreli olan bir kavrama başvurulmaması gerektiğini savunmaktadır.
Tanımın şartlarından biri, tanımda kullanılan kavramların
tanımlanan kavramdan önce bilinmesidir.

Aristoteles Organon’unda kipli önermeler ve
kipli tasımlar konusunun bazı kısımlarını karanlıkta bırakmıştır. İbn Sînâ
bunun farkında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Aristoteles kipli önermelerin tek biçimde
anlaşılabileceğini kabul etmektedir.

Bir başka deyişle, Aristoteles kipli önermelerin
(kipin önermenin tümünü etkilediği) de dicto (De dicto
= söylenene ilişkin) okunuşunu tercih eder görünmektedir.

1. De dicto okumada ‘Her A zorunlu olarak B
dir’ önermesi aslında ‘Zorunludur ki her A B dir’ önermesidir.

2. ‘Her A B dir’ önermesi ‘Bazı B A dır’
önermesine döndürülebilmektedir.

3. ‘q’ önermesi ‘p’ önermesinden çıkıyorsa
‘Zorunludur ki p’ önermesinden ‘Zorunludur ki q’ önermesi çıkar.

4. Sonuç olarak, ‘Zorunludur ki her A B
dir’ önermesinden ‘Zorunludur ki bazı B A dır’ önermesi çıkar.

De dicto okumada döndürme geçerlidir ancak
Aristoteles’in diğer isteği, yani yukarıdaki ilk karma tasımı kabul edip
ikinciyi reddetmek, gerçekleşmemektedir. Çünkü bu durumda birinci tasım biçimi
de geçersiz olur.

İbn Sînâ’nın bu soruna yaklaşımı onu kipli önermelerin
yorumlanmasında, Latin mantığında olmayan, öze göre (zâtî) ve nitelemeye göre
(vasfî) okuma ayrımı yapmaya götürmüştür:

1. Öze göre okumada ‘A zorunlu olarak B dir’
önermesi ‘A öznesinin gösterdiği varlık varolduğu sürece B olma özelliğini taşır’
anlamına gelmektedir.

2. Nitelemeye göre okumada ‘A zorunlu
olarak B dir’ önermesi ‘A, A olduğu sürece, B olma özelliğini taşır’ biçimine
dönüşür.

İbn Sînâ’nın yaptığı bu ayrıma göre,
‘Yürüyen zorunlu olarak hareket eder’ önermesi öze göre (zâtî) yorumlandığında
yanlış olur. Çünkü yürüyen varlığın varolduğu sürece hareket edeceğini söylemek
doğru değildir. Aynı önerme nitelemeye göre (vasfî) yorumlandığında ise doğru
olur. Çünkü yürüyen bir insan, yürüdüğü sürece, hareket etmektedir.

İbn Sînâ, tasımlar konusunda kendinden önceki
mantıkçıların kullandığı yüklemli tasım-bileşik tasım ayırımı yerine, Kıyasta
iktirani-istisnai tasım ayrımını yapar. İktirani tasım,
sonucun ya da sonucun çelişiğinin öncüllerde açık olarak bulunmadığı kıyastır. İstisnalı tasım ise, sonucun ya da sonucun çelişiğinin
öncüllerde açık olarak bulunduğu kıyastır.

İbn Sînâ’nın mantık anlayışına göre yazılan
‘bağımsız’ mantık eserleri arasında özellikle öne çıkan el-Kazvînî el-Kâtibî
(1220-1280) tarafından yazılan Şemsiyye risalesidir.

Gazâlî

10. yüzyıldan sonra mantık ve felsefenin
Müslümanlar arasında yaygınlaşması karşısında Müslümanlar arasında mantık ve
felsefeye karşı tutum konusunda farklı düşünceler daha yüksek sesle ifade
edilmeye başlamıştır.
Mantık taraftarı görüşün
en etkili savunucusu Gazâlî’dir.

Gazâlî, tasımları kullanılan öncüllerin bilgi
değeri bakımından ele almaktadır.

1. Doğuştan öncüller (evveliyât): Aklın
duyular yardımı olmaksızın ulaştığı bilgilerdir.
Matematik
doğruları, ‘Bütün parçadan büyüktür’ gibi en temel metafizik doğrular bu
türdendir.

2. Duyu öncülleri (mahsûsât): İnsanın iç ve
dış duyum ile edindiği bilgilerdir.

3. Deneyim öncülleri (mücerrebât)

4. Sezgi öncülleri (hadsiyyât)

5. Kendinden öncüller (fıtriyyât): Aklın
hemen bir orta terime varıp bu terim aracılığı yaptığı bir tasımla ulaştığı
bilgilerdir. ‘İki sayısı altı sayısının üçte biridir’ önermesi bu türden bir
bilgiyi ifade eder.

6. Aktarılmış öncüller (mütevâtirât): Akla
dayanarak güvenilir olduğuna karar verilen bir topluluğun sözü ile elde edilen
bilgilerdir.

7. Yaygın öncüller (meşhûrât): Toplumda
yaygın olarak kabul edildiği, sık tekrarlandığı için doğru kabul edilen
önermelerin ifade ettiği bilgilerdir. ‘Adalet gereklidir’ önermesinin bilgisi
bu türdendir.

8. Yetkinlik öncülleri (makbûlât): İlgili
konudaki bir uzman gibi güvenilir bir kaynağın sağladığı bilgidir.

9. Sanı (zan) öncülleri (maznûnât): Çelişiğinin
doğru olma olanağını ortadan kaldıramadığımız halde, doğru kabul edilen
önermedir.

10. Ara öncüller (müşebbihât): Akıl
bilgisine de, deneyim bilgisine de, yaygın bilgiye de benzeyen ama bunlardan
hiçbiri olmayan bilgilerdir.

11.Uzlaşım öncülleri (müsellemât): Tartışma
sırasında karşı tarafın kabul ettiği ya da taraşarın karşılıklı olarak kabul
ettiği, genel kabul görmüş önermelerin ifade ettiği bilgilerdir.

12.Kuruntu öncülleri (vehmiyyât): İnanmak
için geçerli bir neden olmadan insanın yaradılışı gereği doğru kabul ettiği
önermelerin ifade ettiği bilgilerdir.

13.İmge öncülleri (muhayyelât): İmgelemin (düşgücünün)
ürünü olarak insanın kabul ettiği önermelerin dile getirdiği bilgilerdir. Hoşa
gitmeyen birinin adını taşıdığı için, bir insandan sakınmak gerektiğini
bildiren öncül bu türdendir.

Kabul ettikleri öncüller bakımından tasımın
yer bulduğu beş sanat ayırt edilmektedir:

1. Tanıtlama (burhan)

2. Diyalektik (cedel)

3. Retorik (hitabet)

4. Poetika (şiir)

5. Yanıltmaca (sofizm, mugalata)

Bunlardan ilk altı türde olan bilgiler
kesindir (yakini). Kesin öncüllerle yapılan tasım ise tanıtlamadır (burhani kıyas).
Tartışmada (diyalektik, cedel) öncüller yaygın önermelerden oluşur. Yanıltmacada
doğru olmadığı halde doğru gibi görünen öncüllerden hareket edilir. Retorikte
yetkinliğe veya sanıya başvurulur. Poetik tasım, imgeye dayalı öncüllerle kurulan
tasımdır.

İbn
Rüşd

İbn Rüşd Bağdat Okulu anlayışına dönerek,
Aristoteles mantığını metinlere bağlı kalarak yeniden yorumlamaya girişmiştir.

İbn Sina’yı ve Gazâlî’yi eleştirmiştir.

İslam
Dünyasında Mantığa Yöneltilen Eleştiriler

Mantıkçıların dayanağı olan, tümellerin
zihin dışındaki varlığı, kelam bakımından geçersizdir.
Mantıkçıların başvurduğu ilke ve tasımların çoğu kelama göre
geçersiz olduğuna göre bunların iman ve din konularında kullanılması kabul
edilemez.

Gazâlî ve Râzî’nin çabalarıyla mantık kurallarının din
kurallarına aykırı olmadığı kabul edilmiştir.
Gazâlî
sonrasında mantığa karşı şüpheci tutumun en dikkat çekici örneğini İbn Teymiyye
(1263-1328) vermektedir.
İbn Teymiyye’ye göre din
konularında nasıl akıl yürütüleceği Kur’an’da ortaya konmuştur.

Mantığın Gelişimi

Doç. Dr. İskender Taşdelen

Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın Nu: 2424

Ocak 2013, Eskişehir