Maggie Hyde & Michael McGuinness – Yeni Başlayanlar için Jung

Maggie Hyde & Michael McGuinness – Yeni Başlayanlar için Jung

26 Temmuz 1875’te Protestan bir rahibin oğlu
olarak İsviçre’de doğdu.

Ailesi -geleneksel olarak- dindardı. Jung’un
oyun alanları kiliseler ve mezarlıklardı.
9
yaşına dek hayali oyunlarla oyalanan yalnız bir çocuktu.

3 yaşında gördüğü bir düşle entelektüel
yaşamının başladığını söyler: Düşünde yerdeki bir delikten aşağıya düşer.
Düştüğü yerde geniş bir salon ve taht üzerinde fallusa benzettiği bir “şey”
vardır. Annesinin sesini duyar “işte yamyam budur” der annesi. Sonra da uyanır.
Bu rüyadaki yamyamı hem fallus hem de İsa ile özdeşleştirir.

Aileden gelen dindar yapı içinde gelişen
çevresiyle uyumlu kişiliği ve buna zıt olarak gelişen dine karşı eleştirel
tavır Jung’un kişiliğinde ikili bir yapı oluşturur. Zamanla birinci tarafa
meyleder. Fiziksel olarak güçlü ve karizmatik birine dönüşür.

Tıp eğitimi almak üzere Basel Üniversitesine
gitti. İkinci yılında babası vefat etti. Eğitimine devam ederken felsefe ve
parapsikolojiyle de ilgilendi. Ruh üzerine odaklandı.

Kuzeni medyum Helene Preiswerk’le medyamik
seanslara giriyordu.

Psikiyatrideki çıraklık dönemi Zürih
Üniversitesine bağlı bir klinik olan Burgholzi Akıl Hastanesinde asistan olarak
çalışmasıyla başlar (Aralık 1900). Burada özellikle şizofrenlerle ilgilendi.

Babette adlı hastasını incelerken psikotik
belirtilerin bireyin yeni bir dünya yaratma girişimi olabileceğini düşündü.

Psikolojik durumlarla vücut kimyası
arasındaki etkileşimleri ölçecek düzenekler üzerinde çalıştı. Bu çalışmaları daha
sonra yalan makinesine dönüştü.

1905’te Burgholzi’de kıdemli bir doktor
olarak ün yaptı. Deneysel psikolojiden uzaklaşarak psikanalize yöneldi.

İlk defa 1896’da karşılaştığı Emma
Rauschenbach ile 1903’te evlendi. Beş çocukları oldu.

1911’den itibaren Antonia Wolff, Jung’un
metresi oldu. Bu ilişki Antonia’nın 1952’deki ölümüne dek sürdü.

1906’d Freud’la yazışmaya başladı. Dostlukları
1913’e dek sürdü.

Jung, Freud’un projesinin yıldızı haline
geldi. IPA’nın ilk başkanı seçildi. Derneğin yayın organının da editörlüğünü
yaptı. 1913’ten sonra aralarında soğuk rüzgârlar esmeye başladı.

1909’da uzun bir deniz yolculuğunda
birbirlerine düş çözümlemesi yaptılar. Freud gerekli olan kişisel ayrıntıları
vermedi.

Freud, Jung’un baba kompleksiyle baş
edemediğini söylemeye başladı.

Jung temel olarak Freud’un psikanalizine
bağlı olsa da Freud gibi, hemen bütün rahatsızlıklara cinsel kökenli gerekçeler
bulmak çabasında değildi. Aralarında fikir ayrılığının temelinde bu var. Jung,
şizofreni gibi psikoz durumları cinsel kökenli rahatsızlıklarla açıklanamaz
diyordu.

Jung, bilinçaltını açıklamak üzere
parapsikolojiye güveniyordu. Freud için ise varsa yoksa seks…

Freud’la yolları ayırdıktan sonra Jung
bunalımlara girer. Gerek teorilerine daha çok destek alma çabasının yol açtığı
baskı gerekse kolektif bilince götüren araştırmaların yoruculuğu…

Hayatı boyunca olağandışı işaretler ve
rüyalar gören Jung, kendi bilinçdışını keşfetmeye çalıştı. Fantezileri ve
rüyaları arasında Philemon figürüyle karşılaştı. Bu onun alteregosu olarak
düşünülebilir.

Olağandışı zihinsel süreçlere kendini
bıraktığı günlerde mandala çizmeye başladı. Bunlar, karmaşık bilinç
durumlarının dışa vurumlarıydılar.

Mandalada her şey merkezi bir noktaya
bağlıdır, mandalanın uyumu/ahengi buna göredir. Jung, buna paralel olarak
psişik gelişimin hedefinin merkeze ulaşmak olduğunu düşündü.

İçgüdüler
zorunluluktan kaynaklanan eylemleri yerine getiren tepilerdir.

İçgüdüler
eylemlerimizi belirler. Jung aynı şekilde algılamamızı düzenleyen doğal,
bilinçdışı anlama tarzlarının da bulunduğunu ileri sürer.

İçgüdüler
eylemlerimizi belirlediği gibi arketipler de kavrayış tarzımızı belirler.

Arketipler kendilerini imgeler aracılığıyla
ortaya koyarlar.

Ruhun tekrar tekrar ortaya çıkan imgeleri
(bilge ihtiyar, Philemon vs.), kolektif insanlık için bilinçdışı bir gerçekliği
yaratır.

Jung arketipi arketipal imgeden ayırır.
Arketipin varlığı düşünülebilir, onu başka türlü bilemeyiz. Arketipel imge ise
kolektiftir. Kendini bilince dayatabilir ve biz bu yılla arketipi buluruz.

Jungçu
Analizin Temelleri

1-  Semboller

Sembollerin sözlük anlamları boştur. Asıl
sorun sizin duygusal tepkinizdir.

2-  Aşkın veya
Şifalı İşlev

Hastanın sembolizmine yapıcı yaklaşım,
hastanın sembollerinin mitolojiyle paralelliklerini görmesini sağlar.

3-  Etkin
İmgelem

Bir düş imgesi ve ya sembolü pek çok yolla
ortaya konabilir; resim, yazı, dans vs.

4-  Merkezleşme
Süreci

Genç kadın düşünü anlattı: “biri bana
kazılan bir kral mezarından çıkarılmış harikulade bir kılıç verdi.”

Freud’un analitik yorumu kılıç imgesini
cinsel olarak baba kompleksinin, penis kıskançlığı fantezisinin ödünlenmesine
indirgerdi. Jung’un yaklaşımı ise mitlerde ve peri masallarında yer alan kılıç
benzeri imgelerin çağrışımları aracılığıyla genişletme tekniğine başvurur. Gömülü
kılıç imgesi hasta kadına babasının güçlü kişiliği karşısında kendisini
örselediğini ancak aynı gücün kendisinde de olduğunu söyleyerek kadının
özgüvenini geri kazanmasını sağlar.

Düşler
ve Hayaller

Hayaller gibi düşler de saklı bir arketipal anlam
merkezinden dışarıya doğru yayılırlar.

Jung düşlerin psişik gerçeklikleri ortaya
koyduğuna ve zaman zaman peygamberce içgörü sağladığına inanıyordu.

Annesinin ölümünün ardından Zürih Gölü
kıyısına bir ev inşa etmeye başladı: Bollingen Evi. Bu ev Jung’un ruhsal sığınağına
dönüştü.

Analitik
Psikoloji

Jung, psikanalizden ayrı tutulsun diye kendi
yöntemini analitik psikoloji diye tanımladı.

Analiz, yüzyüze katılımdır. Ancak yaralanmış
hekim şifa verir.

Kendiniz nevrozlardan temizlendiğinize emin
olun.

Terapistler için de eğitici analiz
gereklidir.

Çocukluk anılarının peşinden koşmayın.

Hastanın anlatılmamış bir öyküsü vardır. Bu
sırdır. Onun karşısında darmadağın olduğu kayadır. Bunu unutmayın.

Jung’un psike ile kastettiği bilinç ve
bilinçdışı bütün varlığımızdır. Öz (nefs) psikenin yöneldiği hedeftir.

Psikolojik
Tipler: Dışadönük / İçedönük

Dışadönük, dışarıdan güdülenir, nesnel
etkenler ve ilişkilerle yönlendirilir. Psişik enerjisi dışarıya akar, dünyaya
yayılır.

İçedönük, içeriden güdülenir. Öznel
etkenlerle yönlendirilir. Dünyadan enerjiyi kendine çeker.

Dört
İşlev

Jung, psikenin iki karşıt çiftte kümelediği
dört işlevi olduğunu ileri sürdü.

Sezme / Duyumsama

Düşünme / Duygulanma

Duyumsama: Bir şeyin var olduğunu anlatır

Düşünme: Onun ne olduğunu anlatır

Duygulanma: Onun iyi mi kötü mü olduğunu
anlatır

Sezgi: Nereden geldiğini nereye gittiğini
anlatır.

Düşünme ve duygulanma, deneyimi
değerlendirdikleri için akılcı; duyumsama ve sezgi ise akıldışıdır.

Jung’a göre bir insanın yaradılıştan gelen
bilinçli yönelimi bu dört formdan birine doğrudur.

Aşırı gelişmiş düşünme tipi, dengesiz ruh
halleri veya bunalımlara maruz kalabilir (bu diğer formlar için de geçerli).

 Belli
bir formdaki çocuk, zıt formdaki ebeveyni tarafından etkin olmadığı forma
zorlanabilir. Bu da çocuğun hayatının ileriki yıllarında bunalım olarak ortaya
çıkar. Bastırılan duygular histeri, bastırılan duyumlar fobi olarak ortaya
çıkar.

Jung, iki tutum (içedönük, dışadönük) ile
dört işlevi çarparak sekiz psikolojik tip tanımladı.

1-    Dışadönük Düşünme: Başkalarına kural dikte
ederler. Maddi olgularla ilgilenirler.

2-    İçedönük Düşünme: Dış dünyaya değil kendi
düşüncelerine odaklanırlar.

3-    Dışadönük Duygulanma: Zaman ve çevreye
uyarlanabilirler, popüler tipler bu kategoridedir.

4-    İçedönük Duygulanma: Sessiz ve güçlüdürler;
Chopin gibi.

5-    Dışadönük duyumsama: Pratiktirler. Dünya
zevkine açıktırlar.

6-    İçedönük Duyumsama: Mükemmeliyetçidirler
(içsel bağlamda).

7-    Dışadönük Sezgi: Lider kişiler bu
kategoridedir.

8-    İçedönük Sezgi: Hayalcidirler,
medyamiktirler.

Dört
Arletip

Ego
ve Gölge

Ego, korunması ve beslenmesi gereken,
bilincin kırılgan, paha biçilemez ışığıdır.

Ego, amaç ve kimlik duygusudur.

Ego ve Gölge, herkesin içsel olarak
deneyimleyebildiği iyi ve kötü benlik çatışasında ortaya çıkar.

(Ego: Faust / Mefisto: Gölge)

Psike kolektif bir doğaya da sahiptir.

Kolektif psike, Zeitgeist’ı, çağın ruhunu
oluşturur.

Persona
ve Can İmgesi

Ego, Jung’un Persona adını verdiği bireyin
dış dünyayla görüşen bilinç bölümüdür.

Mükemmel persona, tek yönlü katı ve yabancılaşmış
bir kişiliğe yol açabilir.

Personanın bilinçdışı yüzü Can imgesidir.

Cam imgesi daime bireyin karşı cinsi
tarafından temsil edilir.

Din
Psikolojisi

Bütün dinsel figürlerin paylaştığı ortak
unsur: içsel vahiy deneyimi…

Hepsi de bütünün arketipine, Tanrı imgesinde
temsil edilen Öz / Nefs arketipine gönderme yapıyor.

Bütün dinler, bireysel egodan bağımsız olan
ve doğası itibarıyla bilinci aşan “bütüncül bir şeyi” doğrular.

Bütünsellik arketipi (…) diğer bütün
arketipleri Tanrı-imgesinin yakınına, merkeze yerleştirme eğilimindedir.

Bilinçdışının öz / nefs arketipi ile
Tanrı-imgesinin birbirinden farklı olduğunu söylemek zor. (s. 112)

Eşzamanlılık

Anlamlı rastlantılar Jung’u büyülemiştir. Bu
tür olguları açıklayabilecek bir kavram arıyordu. Eşzamanlılık terimiyle psişik
durumlar ve nesnel olaylar arasında rastlantısal bir bağlantının varlığını
kastetmiştir.

Bilinçdışı
için uzam zaman izafidir. Bilgi için de bu böyledir.

6 Haziran 1961’de vefat etti.

Türkçeleştiren: Gül Çağalı Güven

Milliyet Yayınları

Ekim 1997