MADDECİLİK

192

MADDECİLİK

 

Her şeyin madde, ya da
en azından mad­desel olduğunu ileri sürenlerin görüşlerinin genel adı. Buna
göre maddeci düşüncenin tezahürü, madde ve maddenin hareketine dayandırılmak
istenmiştir. İlkçağların maddenin parçalanmaz unsuru olarak ato­mu temel alan
Atomcularından, Yeniçağla-nn maddeci öğretilerine kadar bu akımın te-

mel ilkesi değişmeden
kalmış ve Öyle kabul edilmiştir. Bu bakımdan duyumlar, düşün­celer, algılar vb.
salt maddenin hareketle­rinden, organların görevlerinden, tüm sinir sisteminin
titreşiminden oluşmaktadır.

Maddeciler, ruhun
varlığını reddeder­ler, dolayısıyla Yaratıcı’yı da inkar ederler. Ne var ki,
Allah’ın varlığı burhan (kesin de­lil) ile isbatlandığı gibi, ruh dünyasının
var­lığı da ruhsal olaylar ve olgular gözönüne alındığında bilimsel veriler
île, özellikle de­ney olgulanyla belirgin ve kabul edilir ol­muştur.

Bütün gerçekliklerin
esasını ve Özünü ruhun oluşturduğunu savunan Runculuğun görüşlerini reddeden
Maddecilik, ruh-mad-dc ikiliğini kabul eden dualizme karşı, mad­denin tekliğini
temel alarak karşı çıktığı gi­bi, bilginin kaynağını insan aklı ve bilincin­de
gören idealizme de karşıdır. Bu bakım­dan maddeyi bir doğma boyutuyla kavra­yan
maddecilik, gerçekte Rasyonalizm’e de ters düşmektedir. Öte yandan maddeden
başka bir şeyin var olup olmadığının biline­meyeceğini ileri süren Maddecilik,
Agnos­tisizm (Bilinemezcilik) ile bu noktada birle­şir. Düşünce alanında,
düşünceyi salt olgu­lara indirgemek; düşüncenin gerçekliğini reddetmek onu bir
gölge oyun veya yanılsa­ma saymak ve yine düşüncenin oluşumunu maddeyi temel
olarak açıklamakla Madde­cilik, düşünce olgusuna daima “ikinci dere­ceden
bir veri” şeklinde benimser ve tanım­lar. Etik anlamda ise, ahlaki
davranışlarda nazların ve çıkarların egemen ve etkin oldu­ğunu savunarak, bütün
bunların insan iliş­kilerinde, hayat sürecinde belirgin biçimde egemen
kılınmasına çalışır. Bir anlamda Maddecilik; insanın sahip olduğu bütün bil­gileri,
doğaya ilişkin bilginin bir uzantısı şeklinde algılandığından; insani ve manevi

alanı temel alan
tutumları reddetmek sonu-     munda,
parçalanamayan ve bölünemeyen cuna ulaşmakta, dolayısıyla yüce olan var-      atomlar bulunmaktadır. Evren ve
varlıkta-lık ve değerleri, bunlara göre daha aşağı     ki, hareket, değişim ve oluş bu atomların
olan maddeye bağımlı kılarak açıklama yo-     
birbirlerini zaruri ve mekanik olarak etkile-Iuna yönelmektedir.
Gerçekten Klasik      melerine bağlıdır.
Algılarımız ve bunlardan Maddeci anlayışlar doğa, ya da fizik dünya-      oluşan bilgilerimiz de atomların
etkilerin-sının yasa ve ilkelerinden başkasını kabul      den doğmaktadır. Bu etki Demokritos’a
gö-eöneyi bilgisizlik sonucu olarak görmekte-      re zaruridir, mekaniktir ve dolayısıyla
ev­dirler. Bu nedenle tüm olayları, olguları,      rende determinizm temel ilkedir.
Demokri-değişimleri niceliklere indirgemektedirler.      tosun atomculuğunu kendisine çıkış
nokta-Maddecilik tarihi süreç içinde değişik      sı alan Epikuros da aynı görüşü benimsedi
anlamlar kazanarak süregelmiştir. Buna     
ve geliştirdi. Ancak epikuros atomların boş rağmen
“maddecilik” kavramının felsefi     
uzayda, Demokritos’un ileri sürdüğü gibi boyut kazanması, başka
söyleyişle bir öğre-      yatay değil,
dikey bir yol izlediklerini ve ti boyutu kazanması, sonraki dönemlerde      ayrıca sapmalar gösterdiklerini de
savundu, mümkün olabilmiştir. Anlaşıldığı kadany-      Böylece Epikuros, rastlantı kavramının,
ev­la* Maddeciliği felsefe boyutuyla ilk defa      renin oluşumunda etkili olduğunu kabul
et-Leibniz’in İdealizm karşıtı olarak kullandı-      ti. Bunun anlamı, irademizin Özgür
olabile-ğı söylenebilir. (Lettreâ Bayie: Bayie Mek-      ceğidir. Demokriios ise bu konuda
determi-tup, 1687).                                                  
nist ilkeye bağlıydı.

Düşünce tarihinin akışı
içinde Maddeci-          Demokritos’tan
sonra gelen Sokrates ve lik görüşlerine, gerçek anlamda sistemle?-      öğrencisi Platon, bu görüşleri şiddetle
eleş­tirmeden uzak da olsa, dağınık bir şekilde      tirecekler ve atomculuğu temel alan
madde-eski Hint inanışları ve kutsal metinlerinde,      ciliği reddedeceklerdir. Aristoteles her
ne dolayısıyla bunların yorumuna dayanan gö-      kadar maddi nedenlere yer verdiyse de,
nişlerde rastlamak mümkündür. Lokayata     
Atomcu Maddecilik-Hıristiyanlığın da et-ve Carvaka, Jainizm gibi
görüşler evrenin      kişiyle- uzun bir
süre unutulacaktır. Ancak oluşumunu ve varlıkların ortaya çıkışlarını      Rönesans hareketinin insanın bakışını
do-maddeye dayandırmaya çalışmışlardır. Fa-     
ğaya, doğanın deney yoluyla algılanmasına kat bunların sistemli bir
öğreti boyutu ka-      çevirmesiyle
uyanan merak, doğa felsefesi-zanmadıklan etkinliklerinin zamanla sınır-      nin ve bilimlerinin gelişimine önayak
oldu. lı kaldığı görülmüştür.                                   Özellikle
XVII. yüzyılda Fransız rahibi Pi-Antİkçağ Yunan felsefesinde, Demokri-      erre Gassendi’nin “De vita moribus
et doct-tos’a kadar gelen filozofların, özellikle     rina Epucuri” (Dijon, 1647) ve
“Syntagma “cosmos” (evren)u temel alan açı klanı ala-      Philosophiae Epicuri” (Lyon, 1649)
eser-nnda Maddecilik yer yer etkisini göstermiş      lcri, epikuros’un tanınmasını ve bu
yoldan olsa bile bu dönem filozoflarının bütünüyle      Antikçağ Atomculuğunun yeniden
ince-maddeci görüşleri amaçladıkları söylene-      lenmesini sağladı. Aynı yüzyılda
ingilte-mez. Bu anlamda Antik Yunan düşüncesin-      re’de Thomas Hobbes, Gassendi gibi
Atom-de, sonraki maddeci görüşlerle ilintisi bakı-     culann görüşlerini gözönünde tutarak
mad-mından Leukippos-Demokrilos Atomculu-     
de temeline dayalı bir dünya görüşünü sa­ğu başlangıç kabul edilir.
Leukippos ve öğ-      vundu. Rönesans
îtalyasında Pomponazzi rencisi Demokritos’a göre evrenin oluşu-     de benzer düşünceleri ileri sürmüştü.
Gassendi’nin amacı, sadece Antikçağa bir dö­nüş değildi. O değerli bilim olan
Fizik’e, Epikuros-Lucretius anlayışındaki Atomcu­luğu yeniden uygulamak
istiyordu. Evrenin ve tüm nesnenin “ilk” nedeni olarak Tanrıyı kabul
ettikten sonra, bütün gelişmeler, tüm değişmeye rağmen sabit kalan maddeyle il­gilidir.
Matematik açısından sonsuz bölün­meye imkan veren madde, cisim olmak iti-barile
daha fazla bölünemez ve sonuçta atom ile karşılaşılır. Bu atomlar mekanda yer
kaplayan özsel fertlerdir ve boşluk ne­deniyle de birbirlerinden ayrılırlar.
Bütün bunların modern doğa biliminin deney yön­temiyle açıklanacağını ileri
sürer. Hobbes da, kendine, duyumların beyinde oluşan maddi (fizik) hareketler
olduğunu savunur. Aslında Hobbes, Kopernikus, Kepler, Gali-lei ve Harvey
tarafından oluşturulan yeni doğa bilimini temel alır. Çünkü pozitif bi­limler
ancak hakikate yöneliktirler. Ona gö­re “uzun bir deney ve dikkatli bir
derin dü­şünüş” bizi doğada her şeyin mekanik bir tarzda meydana geldiği
sonucuna götürür, böylece çeşitli biçimlerde ve oranlardaki hareketler
aracılığıyla “tahrik” olunan mad­de, bütün olayları, bu arada canlı
varlıkların duygularını, öteki cisimlerin etkilerini de meydana getirir.
Hobbes, sadece evreni de­ğil, devleti, hatla birey olarak insanı da
“sa-at”a, daha karmaşık bir “makina”ya benze­tir. Bu
makinada kalb zemberek, sinirler yay ve eklemler de çarklar gibidir.

Hobbes gibi Descartes
da, madde alemi­ni mekanik ilkeye dayanarak açıklar. Aslın­da ruhçu olan
Descartes, evrende mekaniz­mi kabul etmesi ve hayvanı bir makina ola­rak görmesi
nedeniyle, dualist bir felsefî sistem ortaya koyuyordu. Bu dualist yakla­şımla
zihin ve madde arasında kesin bîr ay­rım yapar.

Descartes’in, bu
dualist sistemindeki ruhçu yönü reddederek sadece mekanik yö­nünü alan XVIII.
yüzyıl Fransız Ansiklope­dicileri, maddenin esas olduğunu ileri sür­düler.
Julien Lamettrie, Descartes’in “maki­na hayvan”ım “makina insan:
L’Homme Machine” boyutuna dönüştürdü. Buna göre doğa yasaları aynıdır.
İnsan ile hayvan, bit­ki ile maden arasında temelde bir fark yok­tur. İnsan bir
makinadır, ancak hayvandan daha karmaşık bir makinadır. insanın kar­maşık bir
makina konumuna yükselmesi evrim İle gerçekleştirilmiştir; Evrim görü­şünü.
Ansiklopediciler içinde önemli bir yeri olan Denişe Diderot da savunur. Ona
göre türler arasında yakınlık olduğu gibi, alemler arasında da bir yakınlık
bulunmak­tadır. Dolayısıyla alemler birbirini meyda­na getirebilir. Yine hayvan
ile bitki alemleri türdeş olmayan maddeden oluşabilirler. Bu görüş ve
anlayışları d’Holbach, Çaban is, Helveıius, d’alambert gibi XVIII. yüzyıl
Maddecileri değişik alanlarda savundular. İnsanın bilinci, Özgürlüğü ve
sorumluluğu gibi olguları mekanik yasalara bağlı kalarak açıkladılar.                                      
‘^

XIX. yüzyılda
Maddecilik, rasyonalist sistemlere yöneltilen eleştiriler, özellikle de Kan t’m
eleştirel felsefesinin etkisiyle bir­likte, pozitif bilimler alanındaki
gelişmele­rin sonucunda, kendisini bir anlamda yeni* leme sürecine girdi.
Sözgelimi Danvin’in biyoloji alanındaki görüşleri belli oranda etkili olduğu
gibi, Almanya’da pozitif bi­limlere dayalı gelişen bu anlayış maddecili­ğin
güçlenmesini sağlamıştır. Maleschott, Voght, Büchner, Haeckel bu bakımdan
önemlidirler. Gerçi bu düşünürlerin eserle­rinde yaymaya çalıştıktan görüşler
derin­likten yoksun ve sistemden uzak halka yö­nelik idiler. Fakat savundukları
ortak görüş; bilimsel verilerin ortaya koydukları evren­den başkası yoktur.
Gerçekte bu görüşün dayanağı Kant’ın aklın sınırını belirlemeye çalışmak,
bilimin değer ve alanını çizmek için ileri sürdüğü “numen” ve
“fenomen” alem ayrımıydı. Oysa Kant, “Salt Aklın
Eteştirisi”nâe akıl ile numen alemine, yani nesnelerin mahiyetine nüfuz
edilemeyece­ğini ve metafiziğin mümkün olamayacağı­nı belirtirken; “Pratik
Aklın Eleştirisi”nds numen’e ahlak yoluyla ulaşılacağını belirti­yordu,
işte XIX. yüzyıl maddecileri, kendi­lerine “Salt Aklın eleştirisi”rd
temel alarak, “Pratik Akim Eleştirisi”nd& belirtilen görü­şü
kabul etmediler. Üstelik bu görüşlerini, bilimin bir gereği olarak
savunabildiler.

XIX. yüzyılın
maddeciliği XVIII. yüzyı-lınkinden belli noktalardan ayrılmaktadır. XIX. yüzyıl
maddeciliği, fiziğin ısı ve ener­ji konularından yararlanmış, hayat olayları
Üzerinde önemle durmuş, buna bağlı olarak da biyoloji alanına giren embriyoloji
ve pa­leontolojinin gelişmesinden yararlanmış, kısacası maddenin evrimini,
hayatın evri­mine bağlayarak bütün evrim aşamalarını bu bağlamda açıklamıştır.
Yine bu maddeci anlayış, eski mekanik maddecilikten de madde ve gücü ayn
ilkeler olarak görmeye­rek ayrılırlar. Buna göre madde ve güç, aynı varlığın
iki ayn görünümüdür. Bundan do­layı XIX. yüzyıl maddecileri felsefelerini
“monizm” olarak nitelendirirler.

Bu arada, bu
maddecilik içinde Kari Marx ve Friedrich Engels’in savundukları “Tarihî ve
Diyalektik Maddecilik” önemli etkiler ve sonuçlar doğurdu. Engels, Marx’ın
iktisadi kaynaklı ve maddi şartlara dayandırılan tarih ve toplum anlayışım do­ğaya
da uyguladı.

Buraya kadar yapılan
açıklamalar doğ­rultusunda Maddeciliği kendiliğinden

Maddecilik, Mekanik
Maddecilik, Diya­lektik ve Tarihi Maddecilik şeklinde sınıf­landırmak
mümkündür. Kendiliğinden Maddecilik “ortak duyunun kendiliğinden
gerçekçiliği” şeklinde ifade edilebilir ye buna göre dış dünyanın görünür
şekliyle varlığı kabul edilir. Anlaşılacağı üzere bu tür bir maddecilik, kaba
ve sistemden yok­sundur.

Mekanik Maddecilik,
Anükçağda Dc-mokritos’un temellerini atıp Yeniçağlarda geliştirilen. Özellikle
XVIII. ve XIX. yüzyı­lın maddeciliğidir. Marx-Engels’in sistem­leştirmeye
çalıştıkları maddecilik ise, Diya­lektik veya Tarihi Maddecilik olarak
adlan-dınldığı gibi, Mancçılık şeklinde de nitelen­dirilir.

Hangi tur maddecilik
olursa olsun, bu­gün maddeciliğin tarihi süreç içinde ısrarla ileri sürdüğü
görüşler, vazgeçilmez ve mut­lak ilke ve yasalar şeklinde kabul ettikleri; tam
bir gerçeklikten yoksun olduğu gibi, çeşitli bilim alanında ortaya çıkan
gelişme­ler ışığında da doğrulukları pek savunulur durumda değildir. Bazan da
içinde bulun­dukları yüzyılın ortam ve şartlan gereği maddeci olarak
nitelendirilen düşünür ve görüşlerinin, aslında belli bir pozitif bilim alanını
ifade ettiği anlaşılmıştır. Sözgelimi Hobbes’un kendi yaşadığı dönemdeki mad­decilik,
doğa bilimlerinin gelişimiyle anla­mını değiştirmiştir.

Daha önemlisi XX.
yüzyılda modern fi­zikte gerçekleştirilen gelişmeler, nedensel­lik ve
determinizm anlayışlarını sarsarken, parçalanmaz kabul edilen “atom”
kavramı­nın yeniden tartışılmasını yoğun bir şekilde gündeme getirdi. Buna
bağlı olarak felsefe­den bilimin çeşitli dallarında algılanan ve tanımlanan
maddeci anlayışlar sarsıldı ve önceki yüzyıllardaki görüşlerin geçerliliğini
zayıflattı. Kaldı ki maddeci görüşler, in­sanın manevi dünyasını tanımlama ve
açık­lamada daima sınırlı, hatta yetersiz kalmış­lardır.

İslam düşüncesinde
köklü ve sistemli bir maddeci anlayışın varlığına tanık olamıyo­ruz. Sadece
“Dehriyyun” olarak nitelendiri­len bir görüş, Allah’ı, ruhu ve ahireü
inkar etmeleriyle, bunun yanında fizik veya du­yulur evreni temel almalarıyla
sınırlı bir maddeciliği savunmuşlardır. Bunlar içinde îbn Ravendi, en ünlüsü ve
en önemlisidir. Fakat Ravendi’nin maddeciliği sistemli ol-makdan uzak bulunduğu
gibi, daha çok İs­lam’ın kabul ettiği temel akideleri inkar et­mesinde kendini
göstermektedir. Nitekim başta Ehl-i Sünnet kelamcılan olmak üzere, Kindi,
Farabi, Gazali gibi, islam düşünce­sinde belli etkinlikleri olan düşünürler
tara­fından Dehriyyun’lar şiddetle eleştirilmiş­ler ve tutursızlıklan ciddi bir
şekilde kanıt­lanmıştır.

Aynı şekilde Osmanlı
dönemi de dahil, ülkemizde, maddeci görüşler pek yaygınlık kazanamamış, hatta
Marksç ılığın bir ideo­loji bağlamında kabul edildiği ve savunul­duğu
Cumhuriyet döneminde, özetle 1960’lardan sonra bile maddecilik köklü bir temel
oluşturamamıştır. XIX. yüzyılın son çeyreğinde bazı Batılı maddeci düşünür ve
bilim adamlarının eserlerinin çevrilmesiyle başlayan dönemde Maddecilik, hep
mevzii kalmıştır. Sözgelimi Hoca Tahsin (öl. 1881) ve Ahmet Mithat gibi
yazarlar bir ara maddeciliği savunur gibi olmuşsa da, son­radan bundan
dönmüşlerdir. Ancak Beşir Fuad, Baha Tevfik, Ahmed Nebü, Suphi Eıhem, Memduh
Süleyman, Eıhem Nejat, Abdullah Cevdet, XVni-XIX. yüzyıl mad­deci yazarlarının
bazı eserlerini çevirmek suretiyle pek de açık olmayan bir Maddecilik
mücadelesi yapmaya çalışmışlardır. Belki de bu dönem yazarları henüz farkını
yeterince kavrayamadıkları pozitif bilimle­rin yerleşmesini arzuluyorlardi.
Naci Fik­ret, Namdar Rahmi’nin temsil ettikleri “Konya Enerjetizm Felsefi
Okulu”, XIX. yüzyılın bilimsel gelişmesini gözönünde tutarak Alman kimyacı
Oswald’ın görüşünü kendilerine dayanak yaparak “Yeni Fikir” adlı bir
dergiyle maddeci bir anlayışı oluş­turmaya çalışmışlardır. Fakat görüşlerini
sistemlcştiremedikleri gibi, ileri sürdükleri düşünceler de yaygınlık
kazanamamıştır. Keza 1960lardan sonra Tarihi Maddeciliği savunan birçok yazara
rağmen ne Marksçı-bk, ne de buna dayalı bir bilim anlayışı oluş­turulamamıştır.
Bütün bunlar gözönüne alı­narak şunu söylemek mümkündür: Madde­cilik, Baü
düşünce geleneğinde düşünce ve bilimsel ilerlemenin gelişiminde dönem dönem
etkili olmuşsa da, ülkemizde mad­deci görüşlerin yerleşmesini sağlayıcı ne­denler
ve ortam genci olarak oluşturulama­mıştır. Bunda insanımızın inanç değerleri ne
bilinçli yaklaşımı yanında; düşünce ve bilim anlayışının da önemli bir etkisi
sözko-nusu olmalıdır.

(SBA) Bk. Atomculuk
Madde