Lugaz Nedir, Sanatı -Türk Edebiyatı- Özellikleri, Hakkında Bilgi

54

Arap edebiya­tında ortaya çıkıp Arap ve Türk edebiyat­larında rağbet gören lugaz Fars edebiya­tında genellikle yerini muammaya bırak­mış ve muamma lugazdan daha çok ge­lişme göstermiştir. Farsça’da bu tür man­zumeler için lugaz yanında çîstân ve uğ-lûta kelimeleri de kullanılır. Fars kültürünün etkisiyle Orta Asya Türkleri’nin bu tabiri kullandığı, Şiban Han’ın divanındaki “çîstân-ı iğne, çîstân-ı ok” gibi başlıklardan anlaşılmaktadır. Klasik İslâm belagatında ilm-i beyâna dahil hü­nerler arasında yer alan ve bu sebeple her üç edebiyatta benzer özellikler göste­ren lugaz Taşköprizâde’nin Mevzûâfîn-ulûm’unüa, “Söz söyleyenin, maksadını gizleyerek bir eşyanın veya anlatmak is­tediği şeyin alâmet ve sıfatlarını zikredip ne olduğunu sormasıdır” şeklinde özetlenebilecek biçimde tarif edilmiştir. Bura­da maksadın doğru olarak tesbiti ve bi­linmesi okuyucunun anlayışına, bilgisine ve kültürüne, metinde verilen ip uçları­na bırakılmıştır. Birbirine yakın özellikler gösteren muamma ile lugaz arasındaki en belirgin fark muammanın sadece es-mâ-i hüsnâ, esmâ-i nebî ve diğer özel isimlere dayanması, lugazın ise bunun dışındaki her türlü varlığın özelliklerinin anlatılarak isimlerinin bilinmesi ve ge­nellikle soru cümlesiyle başlamasıdır.

Lugazlara “Nedir ol, nedir ol kim, ol ne isim, ne acep isim” gibi soru cümlecikleriyle başlanır. Farsça lugazlar “çîst, çîst ân ki, çîstân” gibi sorularla başlar. Arapça lugazlarda böyle bir şart görünmez, an­cak bunlar da “mâ” gibi bir soru edatıyla ve “mâ hüve, mâ hüve’l-ism, habbirûnî eyye şey’in” gibi soru cümleleriyle tertip edilmektedir. Türk ve Fars edebiyatları ndaki örneklerde ilk mısraa yerleştirilen bu gibi ibarelerin ardından şiirlerin uzun olanlarında genellikle şairin mahlası da bulunur. Türkçe lugazlar bazı halk bilmecelerindeki tekerlemeleri andıran, “Bunu arif olan bilir; erbâb-ı kemâl anlar; her ne kim dilerse olur, ona feyiz kapısı açılır; is­teyen bunu bulur, endişeden kurtulur; hünerin var ise fende feth kıl bu lugazım sen de” gibi cümlelerle sona erer. Neylî’nin, cevabı da lugaz olan bir mes­nevisi bu türü tanıtma bakımından dik­kat çekici bir örnektir: “Ol nedir kim bir hisâr-ı ma’nevî  Ekser ebyâtı içinde mesnevî  Fethine erbâb-ı tab’ eder gulu Ortaya alırlar onu sûbesû Hâsılı bir sırr-ı mübhemdir garaz Oldu gâhî cev­her ü gâhî araz Söylesem de ben onu sana nedir Yine sorarsın onu bana ne­dir Oldu rehber kendisine bu lugaz  Görünen köye kılavuz istemez.” Lugazlar metnindeki bilgiler, ipuçları, işaret ve imâlar değerlendirilerek sezgi veya istih­raç suretiyle çözülebildiğinden çok defa muammaya göre daha uzun ve ayrıntılı manzumeler halinde düzenlenir. Bilin­mesi istenen şeyin sıfat ve alâmetlerini ustalıklı bir biçimde ancak müphem bir tarzda söylemek gerekir. Meselâ, “Ol ne­dir ki yok-durur cisminde can / Karnı içi dopdolu yılan çiyan Dili yoktur yetmiş iki dil bilir Başını kesiceğez söyler ayan” kıtası kamış kalem için söylenmiş bir lugazdır.