KUTSAL

218

 

KUTSAL

 

Kutsal sözcüğünün hem
daha geniş hem de daha dar bir referansı olup sosyal bi­limlerdeki kullanımı
her ikisini birden kapsamaktadır. Fakat anlamlar değişse de, onlar bir tanım
ile tatmin edici tarzda kapsanam azlar.

E.Durkheim’a göre tüm
dini inançlar ya kutsal ya da profan olaylar şeklinde tasnif

edilir. Kutsal
olağanüstü, aşkın ve günde­lik olayların oluş doğrultusunun dışında görülen ve
o şekilde tecrübe edilen olayla­rı içerir. Modern toplumlarda kültürün
rasyonalizasyonundanmeydanagelen kut­sal gerçekliğin bir geri çekilmesi vuku
bul­muştur.

P. Berger’ e göre
kutsal, basa deneyim ko­nularında bulunduğuna inanılan gizil ve korkutucu gücün
bîr niteliğidir. Kutsal, doğaüstüyle ilişkilidir, ama onunla aynı şey değildir.
Berger’e göre doğa-üstü, günlük hayatın gerçekliğine karşı sınırlı bir anlam
dizisinin ülkesidir.. Kutsal, do-ğa-üstünün gerçekliği içinde varsa da, o,
doğa-üstünün ortak sembolleştirmeleri aracılığıyla ulaşılabilir hale gelir. Bu
sem­boller tanımıgereğigünlük hayatın dünya­sı üzerindeki sembolik bir evren ya
da ‘kubbe’ içinde kurumsallaştirılmıştır. Din böylece insanın dünyasını
kurmasında da­ha ileri bir adımı temsil eder.

Sembolik evren, bir
toplumdaki toplum­sal bilgi stokunun bir parçasıdır. Onun önemi günlük hayatın
gerçekliğini kararlı ve makul olarak sürdürmeye yardım et­me kapasitesinde
yatar.

Geniş anlamıyla kutsal
-dîn ya da başka bir şeyle- şiddete, işgale ya da kirletmeye karşı korunmuş
olan şeydir. Terim dini bir mahiyettedir, ama onunla sınırlı değil­dir.
Mukaddes (holy) sözcüğü de onun eşanlamlısı sayılmaz. H.P.Becker terimin bu
geniş kullanımım şiddetle savunmakta­dır: “kutsal”
“mukaddes”, “dini”, “ruhsal”, “ilahi”,
“mübarek”, “kutsanmış”, “din­dar”,
“sofu”, “eklezyastik” “kiliseye ait”,
“ruhbanı” ve benzeri sözcüklerin anlamla­rıyla sınırlı değildir. Bu
anlamda kutsal, saygı duyulan, hürmet edilen ve ebedi an­lamını taşır. Buna
göre, dini ve gayri dîni nesneler, muamelat, yerler, adetler ve fîkirler kutsal
bir nitelik kazanır.

Din bağlamında kutsalın
anlamı hem da­ha dar, hem daha kesindir. Burada kutsal özgül olarak din
tarafından şiddete, işga­le ve kirletmeye karşı korunan şeydir. Bu nedenle o,
din tarafından ya da din adına takdir edilen, kutsal ve dokunulmuş olan­dır. Bu
kullanımda kutsal profanın zıddı-dır. Durkheim şunları söyler: “Kutsal
olan şey, kesinlikle profanın dokunmama­sı gereken ve cezaya uğramadan dokuna­mayacağı
şeydir.”

Bir anlamda kutsal,
tıpkı hakikat, geçer­lilik ya da varlık gibi tür ve özgül farklar nedeniyle
evrensel olarak mantıksal bir ta­nımla sınırlanmak İçin son derece genel ve
temel nitelikte bir şeydir. Kutsal bizzat gerçekliğin doğasında bulunur ve
normal İnsanlık, kişinin fıtri olarak gerçeği ger-çek olmayandan ayırd ettiği
bir kutsal duy­gusuna sahip olarak doğar. Fakat mo­dern insan öyle bir duruma
gelmiştir kî, bu doğal duygu bile neredeyse unutulmuş kutsalın bir
“tanımfmn yapılması ihtiyacı baş göstermiştir. Şunu kaydetmek ilginç
olacaktır ki, kutsal olanı akıl-dışı (irrasyo-nel)’na bağlama yolunda
R.Otto’nunkigi-bigirİşimler, içinde bulunduğumuz yüzyıl­da oldukça ilgi
görmüştür. Bu olgu şunu göstermektedir: Zihni hakikatin ya da bil­ginin
kutsalla olan ilişkisi, bilginin kutsal içeriğinden soyulmasının sonucu olarak
kesinlikle görmezden gelinmiştir. Üstelik sekülerleşmiş bir dünyada kutsal,
anlaşıl­maz bir şey olarak görüldüğü profan dün­yanın perspektifinden görülmeye
başlan­mıştır.. Fakat modern dünyada istisnaî olan durum, kutsalın içinde soluk
alıp ver­diği ve profanın kutsalm terimleriyle anla­şıldığı ve normal
uygarlıklar İçerisinde da­ima canlı bir varlık olarak bulunagelmiş olan irfani
(sapiential) perspektifin unutulmuşluğa terkedilmesidir.

Kutsalın anlamına
yaklaşmanın belki de en kestirme yolu, onun ebedi olanla ilişki­sini kurmak
olacaktır. Hem ebedi hem de değişmez nitelikteki bu hakikat ve bu ha­kikatin
oluş akımı ve zaman mentriksi içindeki tezahürü, kutsallık niteliğine sa­hip
olmasıdır. Kutsal bir nesne ya da kut­sal bir ses, zahiren o nesne ya da sesi
İçe­ren bu fiziksel gerçeklik içinde Ebedî ve Değişmez olanın damgasını taşıyan
bir nesne ya da sestir, herhangi bir nesne ya da ses değil. İnsanın kutsala
ilişkin duygu­su Ebedi ve Değişmez olana duyduğu duy­gudan, onun gerçekte
olduğu şeye olan nostaljisinden başka bir şey değildir: zira o kendi varlığının
cevheri içinde ve hepsin­den önce Değişmez olanı bilmek ve ebedi olanı düşünmek
üzere yaratılan aklı (intel-ligence) içinde kutsalı taşımaktadır.

Bu haliyle Kutsal
Gelenek’in kaynağı olup geleneksel olan da kutsaldan ayrı tu­tulamaz. Kutsala
ilişkin hiçbir duygusu ol­mayan bir kişi geleneksel perspektifi kav­ramayacağı
gibi geleneksel insan da kutsa­la ilişkin duygudan hiçbir zaman kopma-mıştır.
Bununla birlikte kutsal, daha çok geleneğin damar ve atardamarlarım kuşa­tan
bir kokuya benzer. Gelenek kutsalın mevcudiyetim kutsala ilişkin duygunun her
yanında hissedildiği bir uygarlık yarat­mak suretiyle bütün dünyaya genişletir.
Geleneksel bir uygarlığın işlevi, içinde in­sanın nihilizm ve şüphecilik
teröründen -ki burada varoluşun kutsal boyutunun yi­tirilmesi bilginin kutsal
karakterinin yıkı-mıyla elele gider-salim olduğu kutsalın egemenliğindeki bir
dünya yaratmaktan başka bir şey olmadığı söylenebilir.

Birinci olarak aşkın
olan; ikinci olarak bir mutlak hakikat özelliğine sahip olan; üçüncü olarak da
sıradan insan düşüncesinin, anlayış Ve kavrayış gücünden kaçan şey kutsaldır.
Bir ağaç düşünelim: Bu ağa­cın yaprakları ağacın kökü hakkında doğ­rudan hiçbir
bilgiye sahip olmadıkları için, kökün var olup olmadığını bilme ko­nusunda ve
eğer varsa biçiminin ne oldu-/ ğu konusunda tartışmaya girsinler. Şger o zaman
kökten gelen bir ses, kökün var olduğunu ve biçiminin de falan biçimde olduğunu
onlara söyleyebilirse bu bildiri kutsaldır. Öyleyse kutsal merkezin çevre­de,
hareketsizin harekette bulunması, var olmasıdır. Onun büyüklüğü özü itibariyle
bir ifadedir, çünkü büyüklükte de merkez dışta tezahür eder; kalbin varlığı
jestlerde belli olur. Kutsal, nisbiliklere bir mutlak niteliği katar; kutsal,
ölümlü şeylere bir ezelilik övgüsü örer.

MustafaARMAĞAN