KÜRESELLEŞME VE KÜLTÜR

 

Küreselleşme, öncelikle ekonomik temelli bir olgu olarak ele alınmalıdır. Böylece bu ekonomik dönüşümün kültürel, toplumsal ve siyasal etkileri daha iyi çözümlenebilir. Küreselleşme kavramının vurguladığı küresel düzen, her ne kadar tarihsel olarak eskilere dayanıyor gibi görünse de küreselleşme ile 16. yy’dan itibaren süregelen denizaşırı bir ticaret sistemi olan dünya ekonomisi arasında fark vardır. Küresel ekonomiyi, dünya ekonomisinden ayıran şey, iletişim ve ulaştırma teknolojilerinin gelişmesiyle parça başına üretimin dünya ölçeğinde yapılıyor olmasıdır (Castells, 1996: 92). Aynı zamanda bizim için yeni olan, küreselliğin, bugün içinde yaşadığımız dünyayı tanımlama çabasında başlıca toplumsal olgulardan birisi olmasıdır. Bugünkü anlamıyla kürselleşme olgusunun ortaya çıkışı, sanayi kapitalizminden sanayi sonrası kapitalizme geçiş döneminde, fordist üretim biçiminin 1973 petrol krizi ile yerini daha akışkan neo-liberal ekonomik politikalara bırakması ile gerçekleşmiştir.
Kültürü ekonomiyle ve dünyadaki ekonomik dönüşümle ilgili en iyi açıklayan kavramlardan birisi olan kültür endüstrisi kavramı, 20. yy’ın ilk yarısında Frankfurt Okulu düşünürlerinden Max Horkheimer ve Theodor W. Adorno tarafından Marksist altyapı-üstyapı ilişkilerine referansla kavramsallaştırılmış bir olgudur. Kavram, geniş anlamıyla kültür ürünlerinin endüstrileşmesi, yani ekonomik kârlılık esasıyla yaratılması, sanayileşme ile birlikte kültür ve sanat ürünlerinin metalaşması olgusunun altını çizer. Kültür endüstrisinin ürünleri, ister müzik, resim ister tiyatro veya edebiyat olsun, her biri aynı sistemin ürünleridirler; bireye aynı mesajı iletirler. Bu açıdan bakıldığında kültür endüstrisi, ortak bir kültür yaratan bütünleşik bir sistemdir. Dolayısıyla popüler kültür, o toplumda yaşayan bireylerin oluşturduğu ortak bir yapma/bilme düzleminin ifadesi olmaktan çok, bizzat kültür endüstrisi tarafından işlenen bir kültürel ürünler bütünü olarak görülebilir. Popüler kültür ürünleri, teknoloji yardımıyla geniş kitlelere ulaşması amaçlanan ürünlerdir çünkü bir ürünün geniş kitlelere ulaşması demek, söz konusu geniş kitle tarafından satın alınması demektir.
Küreselleşme aynı zamanda standartlaşmış kültür ürünlerinin dünya ölçeğinde yaygınlaşmasına ve bu sayede ortak bir yeme-içme, giyinme, eğlenme, kısacası ortak bir beğeninin oluşmasına zemin hazırlar. Bu da belirli markaların dünyanın her yerinde bir beğeni ölçütü olarak tüketilmesi olgusunu beraberinde getirir. Bu olgüya en iyi örnek, tüketim yazınında da kavramsallaştırılmış olan McDonald’s zincir restoranlarıdır. George Ritzer’in Mcdonaldslaştırma (Ritzer, 2001: 198-218) dediği bu olgu, dünyanın hemen hemen her yerinde var olan bu restoranın, yeme içme beğenileri dışında da tüm kültürel pratikleri de standartlaştırması anlamına gelir. Bu durumun diğer örneklerini jeans, t-shirt, kola gibi kültürel ürünlerin dünyanın her yerine hatta kasaba ve köylere kadar yayılması oluşturur.

Teknolojinin gelişmesi ve yayılmasıyla popüler kültürün var olan bütün alanları işgal ettiği, yani aslında bugün mevcut bütün kültürel ürünlerin popüler kültür ürünleri kapsamına girdiğine dair kavramsallaştırmaların haklılık payı olmakla birlikte teknolojinin mikro-ölçekli birtakım bireysel ve etkileşimsel mekanizmaların oluşmasına olanak verdiği de bir gerçektir. Bireyi, küresel ekonominin standartlaştırıcı dinamikleri ile şekillendiren toplumsal düzen, aynı zamanda yine küreselliğin farklılaştırıcı etkisi ile değişme ve dönüşmeye açık hâle gelmiştir.

Bireyi, küresel ekonominin standartlaştırıcı dinamikleri ile şekillendiren toplumsal düzen, aynı zamanda yine küreselliğin farklılaştırıcı etkisi ile değişme ve dönüşmeye açık hâle gelmiştir.

Ulaşım ve iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle birlikte, dünya üzerinde farklı yerlere seyahat edebilme, farklı yerler hakkında enformasyon edinebilme kapasitemiz önemli derecede artmıştır. Eskiden bir yerden bir yere gitmek günler ve belki de aylar sürerken bugün dünyanın herhangi bir noktası bizim için yalnızca saatlerle ifade edilebilecek uzaklıktadır/yakınlıktadır. Bu sayede uzaklık ve yakınlığın, zaman ve mekânın anlamı, birbirleriyle olan ilişkisi dönüşmüştür. Böylelikle dünya üzerinde yaşanan, hatta yaşanmakta olan her olayı takip etmemiz, farklı ülkelerden insanlarla iletişim hâlinde olmamız mümkün hâle gelmiştir. Bu durum bireysel etkileşimleri artırdığı gibi, toplumların küresel düzenle bütünleşip dünyaya açılmasına, toplumsal hareketlerin örgütlenebilmesine, farklı kimliklerin seslerini duyurabilmelerine ve yeni kültürel bileşimlerin ortaya çıkmasına olanak tanımaktadır. iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve kitlelerin erişimine açık hâle gelmesi ile bugün insanların birbirleriyle olan etkileşimleri giderek artmaktadır. Özellikle internet kullanımının yaygınlaşması bireyin, kendi talepleri ve arzuları doğrultusunda yeni insanlarla tanışmasına, farklı etkinlikler içine dâhil olabilmesine, dünyayı kendisi gibi anlamlandıran diğerleri ile karşılamasına ve bunun sonucunda, kendisine yeni toplumsallaşma alanları kurmasına olanak sağlamaktadır