KÜLTÜRÜN ÖNEMİ

insana dair özellikleri diğer canlı türlerinin özellikleriyle kıyaslamak ve insanın ayrıcalığını tanımlamak belirli ölçütler açısından mümkündür. Örneğin, insanın yegâne kültür üreticisi varlık olduğu söylenebilir çünkü insan kendi varlığı üzerine düşünebilme yetisine sahip bir canlıdır. Kısaca kültür bu şekilde bir düşünme yetisinin sonucunda ortaya çıkan bir simge üretme etkinliğidir.
Uygarlık da insanın kültür üretme becerisinin sonucunda ortaya çıkan bir durumdur. Türkçe’de uygarlık sözcüğü Avrupa dillerinin birçoğunda civilisation sözcüğü ile karşılanır. Bu sözcük ise Latince’de kent anlamına gelen civitas sözcüğünden türemiştir. Aynı anlam benzerliği Arapça Medeniyet ve Medine (kent) sözcükleri arasında da vardır. Öyleyse insanın yaşam biçiminin belli bir süreklilik, örgütlülük ve karmaşıklık arz ettiği durum olan uygarlığın öncelikle ve belirleyici olarak kent tipi bir yerleşmenin ortaya çıkışıyla yakından ilişkisi olduğu söylenebilir. Kent yalnızca ortak bir yaşam alanı olmanın ötesinde, ortak bir ruh hâlinin de temsilcisidir çünkü kent yaşamı belirli bir yerde sabit kalmayı gerektiren üretim ilişkilerine bağlıdır. Düzenli tarım, istikrarlı ticaret ve daha ileriki aşamalarda sanayi, kentin varlık nedeni olmuştur. insan türünün tarihinde bir dönüm noktası olan yazının icadı da bu şeklide örgütlü hâle gelen toplum yaşamının kavramlar yoluyla kendini ifade etmeye ihtiyaç duymasıyla ilgilidir.
Yakın zamana kadar insanı diğer türlerden ayıran en temel özelliğin zekâ olduğu düşünülmüş ancak diğer canlı türlerinde de zekânın varlığına dair bulgulara rastlanmasıyla bu kanı yavaş yavaş terk edilmektedir. Ancak zekânın varlığı sonucunda öğrenme, aktarma ve bilgi birikimi gibi özellikler yalnızca insan türünde mevcuttur. Kültürü oluşturan bilgi ve ürünler, soyutlamalar aracılığıyla (resim, dil, müzik, yazı) insanlık belleğine aktarılırlar. Kültür bir toplumda bütünleşmeyi sağlayan en temel unsur olarak kabul edilebilir.
Kültürün oluşumunda insanın kendi varlığının farkında olması ve kendisini “düşünen bir varlık” olarak tasavvur etmesi etkilidir. Kendi varlığı üzerine düşünebilme yetisi her ne kadar modern öncesi çağlarda bilinen bir olgu olsa da Aydınlanma Çağı’nın temel düşünsel unsuru olarak kabul edilmiştir. Diğer bir deyişle
Aydınlanma Çağı: Orta Çağ’da dinsel dogmaların egemen olduğu feodaltoplum düzeninde cemaat içinde kul konumunda olaninsanı, doğasında özgürlük olan ve kendi başına var    Aydınlanma Çağı ve Rönesans’tan itibaren insan, sadece Tanrı’nın iradesine göre şekillenmiş bir varlık değil, kendi iradesiyle kendi kaderini oluşturabilme gücü olan düşünsel bir birim olarak tasavvur edilmiştir. Descartes’in ünlü ifadesiyle “düşünüyorum öyleyse varım” (cogito ergo sum) insanın düşünen bir varlık olduğunu ortaya koymaktadır.
olma hakkına sahip bir varlık olarak    Her insan içerisine doğduğu evreni ve kendi var oluşunu açıklayabilmek ister. Her toplum kendi örgütlenme biçimi cinsinden bir inanç sistemi geliştirir. Bu inanç sistemi insanın temel varoluş sorularına tatmin edici yanıtlar vermek zorundadır. insanın bu sorularına tatmin edici yanıtları en başarılı şekilde vermeyi başaran inanç sistemi kurumsallaşır. Doğayı dönüştürme ve oradan anlamlar biriktirme etkinliği olan kültür, bu bakımdan önce inançlar üzerine kuruludur.
kavramsallaştıran felsefi yaklaşım. Tanrı kelâmının
sorgulanamaz merkezîliğine karşı, yanlışlanabilir insan
aklının üstünlüğünü ilan ederek 1789 Fransız
Devrimi’nin düşünsel temellerini hazırlayan    Kültürün temelini oluşturan inanç düzlemi, tek başına bir toplum düzeni oluşturmak için fazla soyut bir anlatıdır. Köklerini inançlardan alan değerler inançları somutlaştırma eğiliminin bir sonucudur. Toplumsal ilişkinin devamını sağlayacak olan gelenek ve göreneklere dönüşecek olan değerler, ortak kurucu unsurlar olarak kabul edilir. Değerler sadece kalan ve değişmeyen unsurları değil, değişmeye dair olanları da harekete geçirirler.
düşünce bağlamı.

Değerler kültürün önemli taşıyıcıları olmakla birlikte, toplumsal düzeni tam anlamıyla kurmak için gerekli olan dayatma gücünden yoksundurlar. Toplumsal düzen ancak kurumsallaşmış kurallarla ayakta durabilir. Değerler ve gelenekler tek başlarına baskı unsuru olamayacaklarından dolayı, bir baskı unsuru olan normlar mevcuttur. Norm, en basit anlamıyla yaptırımı olan toplumsal kuraldır.
Norm yaptırımı olan toplumsal kuraldır.
insan için doğa bir simge üretme kaynağıdır. Bu üretimlerin birçoğu maddi koşulların somut anlamda değişikliğe uğratılmasıyla olur. Çağdaş toplumlarda neredeyse nesnelere indirgenmiş olan teknoloji kavramı, aslında, araç gereçten ziyade, onları ortaya çıkaran bilgi, algı, tasavvur, üretim, değerler bağlamının tamamıdır. Öyleyse kültürün bileşenlerinden biri olan teknoloji çağın ruhunu, toplumsal ilişkilerini ve bunlara hakim olan iktidar yapılarına ilişkin kabulleri de beraberinde getirir.
    Çağdaş toplumlarda neredeyse nesnelere indirgenmiş olan teknoloji kavramı, aslında, araç gereçten ziyade, onları ortaya çıkaran bilgi, algı, tasavvur, üretim, değerler bağlamının tamamıdır.
Kültürün bileşenlerinden bir diğeri de simgelerdir. Kültür sonucunda ortaya çıkan üretimler, onlara dair söylem, fikir, değer ve yargıların soyut temsillere dönüşerek her bir somut üretimin kendisi yerine, onun yerine geçen daha evrensel ve dolaylı göndermeleri hâline gelirler. işte bu soyut temsillere simge adı verilir.
Simgeler belirli bir çeşitlilik ve değişme arz etseler de ortak yaşamı sürdürmek için bazı simgelerin genel nitelikte olması gerekir. Örneğin$ dil, kültürün belli toplumsal düzeyde varlığını koruyabilmesi için vazgeçilmez önemde bir simge sistemdir. Kendinde anlamı olmayan ses birimlerine, toplumsal olarak üzerinde uzlaşılmış anlamlar atfedilmesi, en yaygın simge sistemi olan dili ortaya çıkarmıştır.
Sonuç olarak kültür, insan etkinlikleri içinde kendine özgü dinamikleri olan ayrıcalıklı bir alandır. Bu ayrıcalığın kökeninde insanın kendini sorgulayabilme yetisi yatar. Kültür toplumsal ilişkiler sistemi ve örgütlenme biçiminin hem kurucusu hem de yansımasıdır.