KÜLTÜR VE İDEOLOJİ

ideoloji ve kültür kavramları, ideal olanla gerçek olan arasındaki ilişkiyi sorgulaması bakımından karşılıklı ilişki içerisindedir.
Marksist perspektife göre ideoloji, içinde sınıf mücadelesinin verildiği bir alandır. Kültür ise bu alanın en etkin unsurlarındandır. iktidar, yalnız ekonomik alana dayanmamakta, kültürel unsurlar da önemli rol oynamaktadır. Marxsist bakış açı-
Resim 1.2    sına  göre, kültür kavramının ideolojik kullanımının en net görüldüğü örneklerden biri Louis Althusser’in Devletin ideolojik Aygıtları (DiA)
Louis Althusser: Marksist yapısalcı Fransız
düşünür. Marksizm’in temel eserlerini yeniden    kavramsallaştırmasıdır. Buna göre devletin kapitalizmin yeniden üretimini sağlamada iki tür
ve yapısalcı bir bakış açısıyla okuyan, yeniden üretimin sadece    sistemi vardır: ilki, Devletin Baskı Aygıtları; hükümet, ordu, polis, hapishane. ikincisi Devle-
ekonomik olan üzerinden olmadığnı, egemen    tin ideolojik Aygıtları; eğitim, din, siyaset, sendika, basın-yayın. Bunlar ideolojik yeniden üre-
sınıfın iktidarının süregitmesi için ideolojik bağlamın da önem    timi devletin işleyişine bağlayan kültürel aygıtlardır (Althusser 2006: 128).
taşıdığını vurgulamıştır. Bu nedenle, ideolojiyi birtoplumsal yeniden üretim süreci olarak    Kültür kavramına bütünleştirici bir araç gözüyle bakmak, dünya siyasi tarihinde ulus-devletlerin kurulma süreçleriyle başlar. Ulus-dev-
kavramsallaştırmıştır.    let terimiyle birlikte bir ulusal kültürden söz edilmekte ve kültürel bütünleşmeyle ortak de-
ğerlerin yaratılıp paylaşılarak korunması hedeflenmektedir. Bu durumun tehlikeli yanıysa devlet sınırları içinde bulunan farklı kültürlerin, asimilasyon yoluyla özgünlüklerini kaybetmeleridir. Modernleşmenin bir ürünü olan ulus-devletlerde, ulusal bir kültür yaratmak için farklılıkları eleme eğilimi belirgin hâle gelmiştir.
Kültür kavramının ideolojik kullanımının saşaştırıcı boyutu ve ulus-devlet kapsamında bütünleştirici rolünün yanı sıra kültürün çoğulculuğu öncelediğini belirten bakış açıları da mevcuttur.
Modernizmin kültüre yüklediği bütünleştirici, saşaştırıcı rol postmodernizm tarafından eleştirilmiştir. Postmodernizm, evrensel ahlak yerine, her türlü çoğulculuk ve yerellikten yanadır. Modernlik kavramı, ulus-devlet sınırları bağlamında ulaşılması gereken hedeşeri olan bir ideolojiler bütünüdür. Oysa postmodern yaklaşım, bu bağlamda gelecek bütün ideolojilere karşıdır.
D i K K A T    Postmodernizm, evrensel ahlak yerine, her türlü çoğulculuk ve yerellikten yanadır.

 

Paralel bir şekilde, küreselleşme kavramında da kültürel çoğulculuk ilkesi benimsenmektedir. Esas olarak, küreselleşme ekonomik bir kavramdır ve iş gücünün, sermaye ve mal piyasalarının çok-uluslu şirketler aracılığıyla uluslararası bir nitelik kazanmasını ifade etmektedir. Bu durum, fazla üretimi satacak yeni Pazar arayışlarına dayanmaktadır. Küreselleşme çok boyulu bir olgudur. Bu süreçte, ulus-devletler zayışamakta ve ulusal kültürler yerini, küresel ve yerel olanın bir arada bulunduğu bir yapılanma almaktadır. Küreselleşme sürecinde, ideoloji kültürel bir kod olarak kabul edilirken çoğulcu bakış açısıyla tüm yerelliklere büyük önem atfedilmektedir.
Fakat küreselleşme kavramı her ne kadar bütünleştirici yapıyı ön plana çıkarır görünse de bu bütün olma hâli ve çoğulculuk ilkesine rağmen, indirgemeci ve tek tipleştirici bir boyuta sahiptir. Çünkü küresel kitle kültürünün çoğulculuğu esasen Batı-merkezlidir ve küresel kitle kültüründe üretim, kitle iletişim araçlarının egemenliğindedir. Küreselleşen, sermayeyle birlikte kültür ve iletişimdir.