KÜLTÜR VE GELENEK

Gelenek kavramı, sosyal bilimlerde sık kullanılan ama üzerinde sistemli bir inceleme yapılmamış bir kavramdır. Günlük dilde genel olarak, geçmişe ait pratik ve değerleri tanımlamak için kullanılan bir sözcüktür. Oysa gelenek sadece geçmişle değil bugün ve gelecekle de ilgilidir (Glassie, 2002: 8-9). Bu kavram, dinamik olmadığı ve toplumun değişen yapısını anlat-
Resim 1.3
makta kullanılamadığı nedeniyle sosyal bilimciler tarafından ihmal edilmiştir. Fakat    Dövme (yaptırmak) sanıldığının aksine
gelenek ilk başta, geçmişi ve durağanlığı anımsatsa da esasen dinamik bir kavram-    bugüne dair bir pratik değildir.
dır ve bugüne ve geleceğe ilişkindir.  Geleneği  tanımlarken  yaşanan  sorun,    Yüzyıllardır süregelen dövme geleneğine bir çok
kavramı belli bir zaman dizgesine yerleştirirken fazla tutarlılık aramaktan kaynakla-    bölgede rastlamak mümkündür.
nır. Bir davranış ya da düşünce belli sayıdaki kuşakları gerektirmeden de gelenek sayı-
labilir. Buna karşın daha fazla kuşağın bildiği ve bir şekilde gelenek olduğu konusun-
da mutabakata varılan bir şey de gelenek
olarak kabul edilmeyebilir. Zira toplumların uzun bir geçmişe dayandığını sandığı ve gelenek olarak gördüğü pek çok pratik aslında görece olarak yakın dönemlere aittir.
Gelenek, âdet ve örf arasındaki sınırlar çok belirgin değildir. Âdetler, uzun bir zaman boyunca tekrar edilen, kurumsallaşmış toplumsal alışkanlıklar olarak tanımlanabilir. Âdet, geleneğe benzer biçimde süreğenlik duygusu oluşturmakta ve geçmişi şimdiki zamana taşımaktadır. Fakat âdetler daha az değer yüklüdür, göreli olarak daha az önemli toplumsal pratiklerdir. Bu açıdan da gelenekler kadar etkin bir benimseme ve aktarım sürecini geçirmezler. Örf ise toplumsal norm olarak tanımlanabilir. Örşer, bir toplumdaki ahlak ve terbiye standartlarını belirleyen temel kuralları oluşturmaktadır. Bu nedenle toplum tarafından bir yandan benimsenirken bir yandan da ihmal edilir. Dolayısıyla da değişmeyi ifade ederler.
Örşer, bir toplumdaki ahlak ve terbiye standartlarını belirleyen temel kuralları oluşturmaktadır.

Ayrıca gelenek kavramı, antropolojide kimi kez kültürle eşanlamlı kullanılmaktadır. Bu bağlamda gelenek “belirli bir topluluk içinde toplumsallaşma yoluyla bir kuşaktan diğerine aktarılan inanç, âdet, değer, davranış, bilgi ve uzmanlık örüntüleri” olarak tanımlanmaktadır.
Gelenek kavramının tanımlanmasındaki önemli güçlüklerden biri kavramın genellikle modernlikle karşıtlık içinde kullanılmasından  kaynaklanmaktadır. Oysa gelenek ve modern karşıt olarak düşünülen iki toplum tipidir. Bu karşıtlık esas olarak geleneksel toplumlar ve modern toplumlar arasındaki karşıtlıktır fakat hangilerinin geleneksel hangilerinin modern olduğu net ve kolay olarak cevaplanabilecek bir soru değildir. Gelenek kavramının modernlikle olan bu karşıt algılanışından ötürü, kavram geçmişe ait ve kalıntı olarak düşünülmektedir. Oysa geleneksel olarak adlandırılan pratikler modern olanla iç içedir.
Küreselleşmenin tanımlanmasındaki temel güçlüklerden biri ekonomik ve kültürel küreselleşme arasındaki bağlantıların kurulmasındadır. Bir diğer güçlükse, küreselleşmenin gelenek ve kültürle olan ilişkisini kavramaktadır. Küreselleşmenin çoğulcu söylemi içerisinde kültür ve geleneğin aslında bir zenginlik olduğu ve korunması gerektiği dile getirilmektedir. Fakat aynı zamanda gelenekler bir seçime tabi tutulmakta ve küreselleşme sürecinde hangilerinin korunması gerektiği bir sorun olmaktadır.