Küçük Mecidiye (Çırağan) Camii -Beşiktaş- Tarihçe, Mimari, Hakkında Bilgi

28

Küçük Mecidiye Camii. İstanbul’da Ortaköy’de Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılan cami.

Esas adı Çırağan Camii olan yapı İstan­bul Boğazı’nın Rumeli yakasında, Ortaköy yakınında, Çırağan Sarayı’nın karşısında ve Yıldız Sarayı’nı çevreleyen korunun Bo­ğaz girişi yanındadır. Camiye “küçük” denilmesinin sebebi, aynı padişahın hayratı arasında Büyük Mecidiye adıyla anılan Ortaköy Camh’nin de yer almasıdır. Avlu ka­pısı üstündeki, dönemin şairlerinden Zîver Bey (Paşa) tarafından yazılan dört sa­tırlık manzum kitabesinde,”… Yaptı sa­rayı nezdine bir câmi-i vâlâ…” dendiğine göre camiyi Sultan Abdülmecid. sarayının yakınında 1265’te (1849) inşa ettirmiş­tir. Pars Tuğlacfya göre cami mimar Nikogos Balyan tarafından yapılmıştır. Ancak Nikogos’un kardeşi olan Sarkis Balyan, 1857’de yayımlanan bir makalede Çırağan Camii’nin Garabed Balyan tarafından yapıldığını bildirmiştir. İstanbul Ansiklopedisi’nde “Nikoğos Balyan” maddesini yazan Kevork Pamukçiyan ise Çırağan Ca­mii’nin mimarı olarak Nikogos Balyan’ı gösterir. Bu durumda caminin Balyanlar’dan hangisi tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmemektedir.

Cami, bir yerleşim yerinin içinde olma­dığına göre tam karşısında sahilde inşa edilmiş Çırağan Sarayı’nın bir eki olarak düşünülmüş olmalıdır. Sultan Abdülme­cid burada, II. Mahmud’un yaptırmış ol­duğu eski Çırağan Sarayı’nm yerine şim­di otele dönüştürülmüş olan Çırağan Sarayı’nı yaptırmıştır. Arkadaki geniş koru­luk bir bakıma sarayın has bahçesi duru­munda olduğundan zafer takı biçiminde bir köprü ile bağlanmıştır. Bu sebeple ca­minin, Çırağan Sarayı hizmetlileriyle arka­daki korulukta II. Abdülhamid devrinde Yıldız Sarayı ve müştemilâtı kurulduktan sonra buradaki hizmetlilerce kullanıldığı tahmin edilebilir.

Küçük Mecidiye Camii basit kare planlı, üzeri kubbe ile örtülü bir mekândan iba­rettir. Giriş tarafında bulunan son cema­at yerinin iki yanında bir kasr-ı hümâyun vardır. Caminin genel görünümü klasik Türk mimarisine aykırı bir estetiğe sahip­tir. En ilgi çekici tarafı minaresidir. Bu minarenin yuvarlak bir taş gövdeyi taçlan­dıran şerefesi basit çıkmalara oturan sütunlu bir galeriyle sarılmıştır. Sütunların aralarındaki kemerler gotik üslûbundadır. Sütunların üstünde bulunan bir sakıf bu şerefeyi korumaktadır. Minarenin kür­sü kısmı dikkate değer bir özelliğe sahip değildir.

Ana mekân da caminin son cemaat yerinin üstünde ve yanlarında bulunan kasr-ı hümâyun gibi devrin zevkine uygun nakışlarla bezenmiştir. Minber ve kürsü pembe renkte taşlardan işlenmiş, mihrap İse genel mimariye uygun olarak aynı üs­lûpta bezenmiştir. Yapının etrafını çeviren bir avlu duvarı dışında ayrıca eki yok­tur.

TDV İslâm Ansiklopedisi