KONVERTİBİLÎTE

0

 

KONVERTİBİLÎTE

 

Günümüzde
konverbilite, en basit anla­tımı ile, bir ülke parasının diğer ülkeler paralan
ile cari döviz fiyatları (kurları) üzerinden serbestçe değiştirilebilmesi an­lamını
taşır. Konvertibİlite çeşitli derece­lerde olabilir: İki aşırı uçtan biri olan
tam konvertibilite, bir ülke parasının kısıtlan-maksızın diğer ülke paralarına,
her dış muamele için sınırsız olarak değiştirilme­sini ifade eder. Tam
konvertibilitede, ulu­sal parayı elinde bulunduran kişi, serbest­çe dilediği
ülke parasını talep edebilme hakkına sahiptir. Ulusal para, yabancı ül­kelerden
mal ve hizmet satın almada kul­lanılabileceği gibi, yatırım yapmada ve borç
ödemede de, diğer bir deyişle serma­ye hareketleri için de kullanılabilir. Ulu­sal
parayı elinde bulunduran kişinin, ulu­sal parayı diğer ülkeler parasına çevirir­ken,
dış ülkelerden yapılan mal veya hiz­met alımlarında veya sermaye hareketle­rinde
kullanırken hiçbir makamdan izin almasına gerek yoktur. Bu işlemleri ser­bestçe
yapabilir. İşlemler geçerli döviz fi­yatları (kurları) üzerinden gerçekleştiri­lir.
Tam konvertibilitede doğal olarak ulu­sal paranın, ülkeye gır iş-çıkışı da
sınırsız bîr şekilde serbesttir.

Buna karşılık
konvertibilitenin olmama­sı durumu, yasal olarak bir ülke parası­nın, diğer bir
ülke parasına kesinlikle çev­rilememesi veya onu bir dış muamele için
kullanamaması durumunu ifade eder. Genellikle, paranın konvertibilitesinin tama­men
kaldırıldığı durumlarda, kurumsal kambiyo kontrolü ve kısıtlamaları ve/ve­ya
dış işlemlerde miktar kısıtlamaları me-vuttur.

Bu iki aşırı uç
arasında bir paranın kon-vertibilite derecesi kambiyo kontrolünün ve dış
işlemlerde miktar kısıtlamalarının veya finansal engellerin etkinliği ile belir­lenir.
Ayrıca bir para, çevrİlebilme kolay­lığına ve dış işlemler için kullanabilme du­rumuna
göre diğer ülke paralarına karşı değişik derecelerde konvertibilitcye sa­hip
olabilir. Uygulamada paraların değiş­tirilebilme ve kullanılabilme derecelerin­deki
farklılıklar bir paranın konvertibilite derecesini belirler.

Bölgelerle sınırlı
konvertibilite ise, bir bölge içinde paraların sınırsız değişimi ve kullanımını
ifade eder. Buna, bölgedeki tüm kambiyo kontrolü ve kısıtlamaların kaldırılması
durumunda ulaşılır.

Konvertibilite
sistemine geçişin ise bir takım ön koşulları vardır; Uzun dönemde en genel ön
koşul sektördeki dengesizli­ğin giderilmesidir. Döviz arz ve talebini
dengeleyen kur olarak tanımlanan “Den­ge Döviz Kuru”na ulaşıldığında,
artık ül­kenin cari işlemler hesabında dengeye ulaşılmış demektir. Ancak bu
kurun, kam­biyo ve miktar-kota kısıtlamalarının uygu­lamadan kaldırıldığı,
gümrük tarifeleri­nin en aza indirgendiği bir dış ticaret poli­tikası sayesinde
oluştuğu gözlenmekte­dir. Denge döviz kuru, dış dengeyi temsil ettiğine göre,
ancak istikrarının, iç denge­nin sürekliliği sayesinde mümkün olacağı gözden
uzak tutulmamalıdır.

Kısa dönemde ve
uygulamada tam bir denge kuruna ulaşma ‘ön koşulu elbette gerçekçi değildir.
Daha kısa bir dönemde de konvertibilitenin en genel ön koşulu

dış ticaretteki
dengesizliğin giderilmesi­dir.

Konvertibilİteye
geçişte, yukarıda da de­ğinildiği gibi, denge döviz kuru, tamamen serbest bir
dış ticaret sistemine gerek duy­maktadır. Bu sistemde ithalat ve ihracat
li-bere edilmiş, her türlü kısıtlamadan arın­dırılmıştır. Ancak başarısız
liberal bir dış ticaret politikası ile gerçek denge döviz kuruna yönelik bir
kur politikasının birlik­te uygulanmalarına bağlı olduğu kadar, ül-kede
korumacılık düzeyinin (ister ihraç-is-ter ithal mallar için) en aza
indirgenmesi­ne de büyük çapta bağlı bulunmaktadır. Yine özellikle başlangıçta
ithalatın libe­rasyonunun iç fiyat istikrarını, iç ekono­mik dengeyi bozucu
etkiler yapabilmesi, ithalat kompozisyonu yatırım malları aley­hine
değiştirilebilmesi de mümkündür. Ancak denge döviz kuruna yaklaşıldığı öl­çüde
bu olumsuz etkilerden uzaklaşılabi-leceği ileri sürülmektedir.

 

İÇ Ekonomik Denge-Fiyat
İstikran:

 

 Bir ülkede güçlü bir ekonominin varlığı, enf­lasyonun
kontrol edilebilmesi, kaynakla­rın rasyonel kullanımı ve yeterli
mobilİzas-yonun bulunması, üretimi arttıracak güç­te yeterli tasarruf
eğiliminin bulunması ve dünya piyasalarında rekabetçi bir güce sa­hip bulunması
konvertibilitenin iç ekono­mik denge açısından başta gelen ön koşul­lardır. Dış
ekonomik denge açısından ise, ülkede denge döviz kuruna yaklaşılması, ticaret
ve kambiyo kontrollarının kaldırıl­ması, yeterli bir döviz rezervine ulaşılma­sı
ve dış açıkların kapatılmasıdır.

Para-Maliye-Denge
Döviz Kuru Politika­ları Arası Ahengin Kurulması: Burada amaç konvertibiliteye
geçecek ülkenin iç ve dış fiyatlar (maliyetler) arası farkı hızla gidermek
zorunda olduğudur. Ancak bu şekilde ülke diğer ülkeler ile arasındaki enflasyon
oranı farkını büyük ölçüde gi­dermiş olabilecek ve parasını ne aşırı bir
değerlendirmeye, nede eksik değerlendir­meye tabi tutacak veya ne de zaman za­man
büyük oranlı devalüasyonlarla döviz kuru ayarlamalarına gidecektir. Hiç kuş­kusuz
böyle bir istikrar ise, fiyat istikrarı­nı sağlayıcı tutarlı bir para
politikası, büt­çe konusunda çok hassas bir maliye politi­kası ile denge kuruna
yönelik kur politika­ları arası ahengin büyük ölçüde kurulma­sına bağlıdır.

Yeterli Döviz Rezerv
Düzeyinin Korunma­sı: Yeterli döviz rezervi düzeyi, ülkenin içinde bulunduğu iç
ve dış ekonomik kon­jonktüre bağlı olarak ülkeden ülkeye de­ğişmektedir. IMF
gözlemlerine göre sa­vaş sonrası yıllarda konvertibiliteye geçiş aşamasında
bulunan ülkelerin çoğunun, ithalatlarının % 40’ı kadar rezerv bulun­durmaya
Önem verdikleri anlaşılmakta­dır. O halde yeterli döviz rezervi düzeyi, bir
bakıma ithalatın % 40 – % 50’sini kar­şılayacak bir düzey olarak
belirlenebil-mektedir. Ancak bu sayısal yaklaşımın ya­nında, bu kavrama
ekonomik nitelikleri yönünden de ticaret kısıtlamalarına baş­vurmaksızın,
ithalatı finanse eden, dış borç ödemelerinde fınans sorunu yarat­mayan, ne
büyük devalüasyonlar, ne de aşırı dalgalanmalar, hatta revalüasyona dahi yol
açmayan bir rezerv düzeyidir.

Ayrıca konvertibilite
tek yanlı bir karar ile geçilebilecek bir sistem olmayıp, diğer ülkelerin de
bir paranın konvertibilitesini benimsemiş olmaları gerekir. Daha açık bir
deyişle sözkonusu para birimine ulus­lararası piyasalarda talep olması, gerekli
diğer bir koşuldur.

Buhran sonrası hemen
yaşanan II.Dün-ya Savaşı nedeniyle daha da karmaşık bir hale gelen reel ve
parasal ilişkileri düzenlemek ve dünya ticaret hacmini maksimi­ze etmek
amacıyla; uluslararası para siste­mini kurmak kaçınılmaz bir girişim ol­muştur.
Bretton Woods’da, bu amaca ulaşmak için, şu araçların kullanılması ka­rarlaştırılmıştır:

  a) Çok taraflı ticareti teş­vik için tüm paraları
serbest konvertibİÜ-teye kavuşturmak;

  b) Dar marjlar içinde dalgalanmasına izin verilerek
döviz kurla­rım sabit tutmak. •

Bu araçların kabul
edilmesinin nedeni, parasal entegrasyon için gerekli Ön koşu­lun, yani tüm
paralann dengeli bîr kur üzerinden serbestçe birbirlerine
dönüştü-rülebilmesinin sağlanmasıdır. Böylece, Bretton Woods’ta yaratılmak
istenen kon-r vertibilitenin uygulandığı çok taraflı bîr ti­caret sistemiyle,
serbest ticaret koşulları altında hem reel yönden sağlanacak opti-mal kaynak
dağılımı, hem parasal yönden bir entegrasyon sağlamak ve bu suretle, dünya
ticaret hacmini maksimum düzeye ulaştırmak amaçlanmıştır.

Günümüzde,
uluslararası para sistemin­de bir bunalım yaşanmaktaysa da, IMF-nin paralarım
konvertibl olarak kabul etti­ği Batı’nın sanayileşmiş ülkelerinin çoğun­luğunun
oluşturduğu kırk ülke için piyasa konvertibilite rejiminin büyük ölçüde işle­diği
görülmektedir. Dünyanın daha çok yüksek gelirli ülkelerinin paralarım kon­vertibl
yapmaları dışında, orta ve düşük gelir gruplarına giren ülkelerin paraları­nın
konvertibl olabilmesi, bu ülkelerin re­el ve parasal açıdan oldukça büyük prob­lemlerini
çözmelerine bağlıdır.

NurZ.KESKÎN