Kıyafetname Nedir, Türü, Örnekleri, Hakkında Bilgi

0
84

Kıyafetnâme. İnsanın dış görünümünden karakterini tanımayı konu edinen eserlerin genel adı.

Arapça kavf kökünden türeyen kıyâfeft “iz sürüp gitmek, takip etmek, peşi sıra gitmek” anlamına gelir. Kelimenin Türkçe’de ve Farsça’da ayrıca “kılık kıya­fet, elbise, şekil, görünüş” mânaları da vardır. Eskiden Arabistan’da yerdeki ayak izlerine bakarak iz sahibi hakkında bazı tesbitlerde bulunan, kişiler arasındaki benzerliklerden, özellikle ayak benzerlik­lerinden akrabalık derecesini belirlemeye çalışan kimselere kâif denmekteydi. İlm-i kıyafet zamanla bir bilim dalı halinde ge­lişmiştir. İnsanın görünen dış özelliklerine bakarak görünmeyen iç özelliklerini anla­maya çalışan kimseye de kâyif veya kıyâfet-şinâs denilmiştir. Arapça’da firâset kelimesi de “iz sürmek, birinin ar­kasından gitmek” anlamına geldiğinden Arap âlim ve edipleri kıyafet yerine daha çok fırâset kelimesini kullanmışlardır.[bk. Firâset] Folklorda ise kıyafet “el falı ve yüz falı” mânalarını kazanmıştır.

Bilim dalı olarak kıyafet firâsetten daha dar bir alana inhisar eder. Türkler, firâ-set ilminin Arap medeniyet ve coğrafya­sını ilgilendiren kısımları (ibnü’l-ektâf, il-mü’l-irâfe, ilmü’l-ihtidâ, ilmü’r-riyâfejlmü nüzûli’1-gays, İlmü kıyâfetü’l-eser) yerine insanın bedenî ve ruhî yapısıyla İlgilenen bölümlerini [ilmü’l-kef, ilmü’l-esârîr, il-mü’1-ihtilâc, ilmü kıyâfeti’l-beşer] ön pla­na çıkarıp bunları “kıyâfetü’l-isr” ve “kiyâ-fetü’l-beşer” olmak üzere iki kısımda de­ğerlendirmişlerdir. Kıyâfetü’l-isr, insan­ların veya binek hayvanlarının ayak izle­rinden sahibinin genç mi yaşlı mı olduğu­nun, cinsiyetinin ve bazı fiziksel özellik­lerinin tahmin edilmeye çalışıldığı bilim dalıdır. Kıyâfetü’l-beşer ise “kıyâfetü’l-in-sâniyye, kıyâfetü’l-ebdân” olarak da bili­nir ve insanın fiziksel özelliklerinden kişi­liğini, ahlâkını tahmin ve nesebini tesbit-le uğraşır. İlgilendikleri konular bakımın­dan ilm-i sîmâ insanın yüz özelliklerinden ahlâkını tahmin etme, ilm-i hutût(alın çizgilerinden insan ömrü ve refah düzeyi hakkında bilgi edinmeye çalışma, ilm-i kef avuç içinden kişinin geleceğine ait hükümler çıkarma, el falı ve ilm-i ihtilâç insan bedenindeki seğirmeleri anlamlan­dırma ilm-i kıyafete yakın diğer bilim dallarıdır.

İnsanın beden yapısıyla kişilik Özellik­leri arasında bağlantı olduğu görüşünün geçmişi çok eskilere dayanır. İslâmiyet’­ten önce Mısır, Yunan, İran, Roma ve Hint kültürlerinde sistematik olmamakla bir­likte ilm-i kıyafetin varlığı bilinmektedir. İlk olarak Hipokrat (m.ö. V. yüzyıl) tıpta bazı hastalıkların teşhis ve tedavisinde bu ilimden yararlanmış ve insanları tip­lerine göre tasnif etmiştir. Daha sonra Eflâtun, Galen, İladus ve Aristo da konuy­la ilgilenmişlerdir. İslâmiyet’in Doğu’da yayılışının ardından İslâm dünyasında kı­yafet ilmine alâka artmıştır. Türkler kı­yafet ilmini tıbbın yanı sıra siyasette de kullanmışlar, ayrıca saraya adam alırken, esir ve hizmetkâr seçerken kişilerin dış görünüşlerinden karakter yapıları hakkın­da fikir edinmeye çalışmışlardır. Bu fay­daları dolayısıyla padişahlar kıyâfetşinaslara ilgi göstermiş ve içinde bu konuların yer aldığı kıyafetnâmeler yazdırmışlardır. Bu eserler zamanla gelişme göstermiş, daha önce yazılan kitapların tercümesi yerine Türk medeniyet ve coğrafyasının damgasını taşıyan kıyafetnâmeler ortaya çıkmıştır. Nitekim bu konuda Fars kültüründe yer alan eserler daha az olduğu gi­bi bunlar kıyafetnâme olarak da anılmamaktadır.

Araplar arasında konuyla ilgili ilk ese­rin İmam Şafiî tarafından yazıldığı, ancak bunun günümüze ulaşmadığı bilinmek­tedir. Kindî’nin Risale fi’l-firâse’s Yuhanna b. Bitrîk’ın Aristo’dan çevirdiği Kitâbü’s-Siyâseiî tedbîri’r-riyâse’si, Ebû Bekir er~Râzî’nin el-Manşûrî adlı eseri kıyafetnâme türünün ilk örnekleri olarak tanınır. Ayrıca kaynaklar İbn Sina’nın da konuyla ilgili bir risalesinin varlığından bahseder. Arapça kıyafetnâme veya firâsetnâme türünün sonraki başarılı örnek­leri ise Ebû Sehl el-Mesîhî Firâsetnâme, Fahreddin er-Râzî [Kitâbü’l-Firûse] ve Şeyhürrabve ed-Dımaşki [Kitâbü’l-Âdâb ue’s-siyâsefîllmi’n-nazarîue’t-firâse] ta­rafından kaleme alınmış olup eserleri için­de kıyafet bölümüne yer veren müellifler de vardır. Bunlar arasında Abdülkerîm b. Hevâzin eI-Kuşeyrî ve Muhyiddin İbnü’l-Arabî sayılabilir.

Farsça yazılmış kıyafetnâmeler içinde Kâşânî’nin elde bulunmayan bir eseri. Derviş Abdurrahman Mîrek’in Tuhfetü’l-İakîr’i, Emîr-i Kebîr Hemedânî’nin Zahîretü’î-mülûk adlı eseri zikredilebilir. Hü­seyin Vâiz-i Kâşifî’nin Muhsinî’-sinde de kıyafetle ilgili bir bölüm yer al­maktadır.

Bilinen Türkçe ilk kıyafetnâme, Bedr-i Dilşâd’ın II. Murad’a sunduğu Murâdnâme adlı mesnevisinin kırkıncı babında yer alan köle ve câriye satın alırken dikkat edilmesi gereken hususların açıklandığı bazı beyitlerden iba­rettir. Sarıca Kemal Selâtinnâme’sınûe Firâsetnâme adlı eserinden bahsederse de bu eserin elde mevcudu bulunmamaktadır. Bu konuda günümüze ulaşan en eski tarihli Türkçe eser Hamdullah Hamdi’nin manzum Kıyâfetnûme. Mesnevi şeklinde yazıl­mış 153 beyitlik eserde renk, boy, yanak, saç, sakal, baş, alın, çene, el, parmak vb. yirmi altı başlık altında karakter tahlilleri yapılmıştır. Eserin bazı nüshaları Süley-maniye, İs­tanbul Üniversitesi, Millet, Erzurum Ata­türk Üniversitesi ve An­kara Eski Eserler, kütüphanele­rinde bulunmaktadır. Diğer Türkçe kıyafetnâm-ler arasında Firdevsî-İ Rûmî’nin Firâset-nâme, İlyâs b. îsâ-yı Saruhânî’nin, Abdülmecid b. Şeyh Nasûh’un, Mustafa b. Evranos’un ve Bâlîzâde Mustafa’nın kıyafetnâmeleri sayılabilir. Nesîmî’nin Kıyâ-îetü’l-firâse’si, Visâlî’nin Vesîletü’I-irfân’ı ve Lokman b. Hüseyin’in  Kıyâfetü’l-insâniyye fî şemâiîi’l-Osmâniyye’si de en çok bilinen eserlerdir. Lokman b. Hüseyin’in III. Murad’a sunduğu kıya-fetnâmede Osmanlı padişahlarının be­denî özelliklerinden hareket edilerek ka­rakter özellikleri tahlil edilmeye çalışıl­mıştır. Bu kitabın İstanbul ve Avrupa kü­tüphanelerinde çok sayıda nüshası bulun­maktadır. Kıyafetnâmelerin son meşhur örneği, Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Mâ-rifetnâme’sı içinde yer alan bölüm dışın­da onun manzum olarakyazdığı Kıya­fetnâme adlı eserdir. Gevrekzâde Hasan Efendi’nin Kıy â/e taam e’siyle Mustafa Hami Paşa’nın Fenn-i Kıyâfet’l ise İbra­him Hakkı’nın eseri kadar itibar görme­miştir.

Kıyafetnâmelerde yer alan birtakım de­ğerlendirmelerin bütünüyle izahı müm­kün değilse de uzun tecrübe ve müşahe­delere dayanan hükümlerin yer yer isa­betli olduğu inkâr edilemez. Bununla be­raber en seçkin kıyafetnâmelerde bile sonradan aksi ispat edilen yahut kökten yanlış olan değerlendirmeler de bulun­maktadır.

İnsanın beden yapısıyla ruh yapısı ara­sında ilişki olduğu görüşü İslâm dünyası­nın yanı sıra Batı’da da ilgi uyandırmış, son yüzyıllarda el yazısından karakter tahliliyle psikolojinin fizyotipoloji dalı ve tıbbın bazı dallarında psikiyatrik teşhis ve tedavi alanlarında kullanılmaya baş­lanmıştır. Bu görüş hukukta da krimi­noloji biliminin doğuşunda rol oynamış, Lombroso’dan itibaren özellikle ceza hu­kukunda önem kazanmıştır.