Kitleler Psikolojisi

Gustave Le Bon –
Kitleler Psikolojisi

Çağımız, insanının düşüncesinin sürekli olarak değiştiği,
nazik ve buhranlarla dolu bir devre içinde bulunmaktadır.

Bu değişimin nedenleri;

a) Uygarlığımızın tüm öğelerinin kaynağı olan dini, politik
ve toplum inançlarının yıkılmış olması,

b) Bilim ve teknolojinin hızla geliştirdiği yaşam
koşullarıdır.

Eski düşünce yok olmakta yerine yenisi oturmaktadır.

Bilim bize gerçeği, en azından zekâmızca anlaşılması mümkün
münasebetleri öğretmeyi vaat etti. Bilim bize hiçbir zaman barış ve saadet
getireceğini vaat etmedi.

Önceki yüzyıllarda kitleleri yöneten kişiler farkında bile
değillerdi çok iyi bir psikolog olduklarının. Zira başka bir kimse bu geniş
insan kalabalıklarına hükmedemezdi. Napolyon’un Fransa’yı ve insanlarını iyi
tanıması büyük bir lider olması için yeterliydi. Ancak diğer ülkelere
hükmedememesi o ülkelerin insanlarını iyi / yeterli derecede tanımıyor
olmasından kaynaklanıyordu.

Zorba krallar daima kabul ettirebilir kitlelere. Kitlenin
canı yakılırsa, zorba krallar bile protesto edilir. Ancak kitle ezilirse ses
çıkarmaz, zorbalığa tepki dahi göstermez.

Kitleyi meydana getiren kişilerin birbirlerine karşı olan
her türlü farklılıkları kabul edip şunu söyleriz; kalabalığın içinde bireysel
her şeyden arınmış kolektif bir ruh oluşmaya başlar.

Kitle içinde bireyin davranışını beyni kontrol etmez.
Tamamen bilinçaltının elindedir. Herhangi bir kışkırtılmaya karşı mantığa
başvurmadan tepki gösterir.

Kitle her yerde kadın gibidir. Bunların en aşırısı Latin
kitleleridir. Onlara dayanan kimse az zamanda yükseğe çıkabilir.

Kitleler arası farklılıkları da kadın örneğine koşut örnekle
açıklamak mümkündür.

Kolektif gözlemlerde sürekli bir yanlış dikkat çekicidir.

Eğer kitle çoğu defa akıl ve yargılama ile hareket etseydi
ve yalnızca kendi çıkarlarını düşünseydi, dünya üzerinde hiçbir uygarlık
gelişemezdi.

Kitleyi yönlendirmenin bir yolu hatip eliyledir. Kitle
ruhunu anlayabilen hatip, onların seviyesinde/kitlenin seviyesinde bir konuşma
ile kitleye yön verebilir.

İlkel insandan pek bir farkı olmayan kitle içindeki insanın
hayal dünyası önemli bir işleve sahiptir. Yalnızca hayalleriyle düşünebilen
kitleler hayaller aracılığıyla etki altına alınabilirler. Tiyatro ve gösterimler
bu nedenle önemlidir.

Kitleleri kontrol edebilmek için kitlenin hayal gücü
üzerinde etkin olmak gerekir.

Geleneksiz, milli ruhu olmayan bir uygarlığın varolması
mümkün değildir.

Bir kavim geçici isteklere göre değil, karakterinin
gerektirdiği gibi idare olunur.

Hayatta başarılı olmanın ana şartları, yargılama, tecrübe,
girişim ve karakterdir. Bunlar kitaplardan öğrenilmez.

En eski kavimlerden günümüze tüm uygarlıklar daima
kuruntuların etkisi altında kalmışlardır. Bu kuruntulara inanmış, onları
yüceltmiş, onları mit haline getirmişlerdir.

20. yüzyıla doğru filozoflar büyük bir gayretle bu
kuruntuları yıkmaya koyuldular. Onları yıkmakla ümit ve teselli kaynaklarını da
yıkmış oldular. Böylelikle kavimleri kendilerine bağlayacak hiçbir ideal takdim
edememiştir felsefe. Bunda en önemli pay sosyalizme aittir. Sosyalizmin ilk
yıllarında hızla taraftar toplayabilmiş olmasının nedeni biricik saadet hülyası
olmasıydı.

Kitle, çapanından vazgeçmeyen bir sürüdür.

Bir insana inanç aşılamak, onun gücünü kat kat arttırmak
demektir.

Kitlenin ruhuna daima hakim olan özgürlük gereksinimi değil,
esirlik gerekliliğidir.

İnsanları etkilemek için yapılan söz sanatlarının en
etkilisi tekrardır. Her ne kadar yanlış da olsa bir sözün tekrarı kitlede o
sözün doğruluğuna dair bir kanaat oluşturur.

Bir insanın değeri münakaşa edilmeye başlandığı gün, o
insanın ölüm günüdür.

Kitleler ikna edilebilse bile kastlar asla ikna edilemez.

Hayat Yayınları

Kasım 1997