Kerem ile Aslı Hikayesi, Türü, Özellikleri, Hakkında Bilgi

181

Kerem ile Aslı. Türk halk hikâyesi.

Günümüze kadar sözlü ve yazılı olarak gelen Kerem ile Aslı hikâyesinin yüzlerce varyantı vardır. Bilinen en eski tarihli yaz­malardan biri olan Mecmûatü’l-letâif sandûkatü’z-zerâif adlı cönkteki varyan­tına göre hikâyenin konusu şöyledir: Ha­lep’te yaşayan çok zengin bir bey, çocuğu olmadığı için mutsuzdur. Bir gün yaşlı bir derviş ona, eşinin Ayazma Çeşmesi başın­da yemesini tembihlediği bir elma verir ve gözden kaybolur. Bunun üzerine bey tellâllar çağırtıp halkı çeşmenin başına toplar. Bu sırada çocuğu olmayan bir ke­şişin karısı durumu öğrenince beyin ha­nımına yalvarır, elmanın bir parçasını da kendisine vermesini ister. Çocuklar ayrı cinsten olursa evlendireceklerine dair sözleşerek elmanın bir parçasını keşişin karısı alır. Dokuz ay sonra beyin bir oğlu, keşişin de bir kızı olur. Oğlana Mirza Bey, kıza Han Sultan adını verirler. Dört yaşı­na kadar özel dadılarla büyütülen Mirza Bey, Sofu adlı arkadaşıyla birlikte özel ho­calardan eğitime başlar. On dört yaşına gelince arkadaşı Sofu yeterli derecede ilim öğrendiklerini, artık ata binip avlan­maları gerektiğini söyler. Böylece at binmeye, ok atmaya ve avlanmaya başlar­lar.

Günün birinde Mirza Bey rüyasında gördüğü bir kıza âşık olur. Ertesi gün So­fu ile çıktıkları avda Mirza Beyin şahini­nin kovaladığı kuş bir bahçeye girer. Mirza Bey de şahini takip ederek bahçeye girin­ce rüyasında gördüğü kıza rastlar. “Rüya­mın aslı bu kızdır” der ve onu yanağından öper. Kız, “Kerem eyle, beni rüsvâ etme” diye yalvarır. Bundan sonra kızın adı Aslı, Mirza Bey’inki Kerem olur. Bu olayın ar­dından Kerem yemeden içmeden kesilir, kimse derdini bilemez. Kerem’in babası oğlunun derdini Öğrenmek için tabiplere ve hocalara başvurursa da kimse derdi­ne çare bulamaz. Sonunda yaşlı bir kadın derdinin aşk olduğunu farkeder ve Kerem’den kızın adını öğrenir. Kerem’in ba­bası keşişi çağırarak Aslı’yı oğluna ister. Keşiş korktuğu için kızını vermeye razı olursa da annesi bir müslümana kızını vermek istemediğinden gizlice başka bir şehre kaçarlar. Bu olaydan sonra Kerem’-le dostu Sofu’nun onların peşine düşme­siyle hikâye yeni bir boyut kazanır; bir kaçma-kovalama başlar, zaman zaman karşılaşırlarsa da kavuşmaları mümkün olmaz.

Bu kovalama sırasında Kerem ile Sofu’­nun başına çeşitli olaylar gelir. Öte yan­dan Kerem’in yanık türküleri ilâhî bir an­lam kazanmıştır. Duaları kabul edilen Ke­rem canlı cansız bütün varlıklarla konu­şabilmekte, bu varlıklar da ona cevap vermektedir. Aslı’nın gittiği yerleri onlar­dan öğrenen Kerem’in artık silâhı türkü­leridir; kılıç kullanmaz, ok atmaz; türkülerindeki ilâhî güçle bütün zorluklan yener. Keşişin Kayseri’ye yerleştiğini ve Aslı’nın annesinin dişçilik yaptığını öğrenin­ce dişini çektirmek bahanesiyle evlerine girer. Kadın Kerem’in başını Aslı’nın dizi­ne koyarak dişini çekmeye çalışır. Kerem, Aslı’nm dizinde daha fazla kalabilmek için otuz iki dişini çektirir. Sonunda Aslı onu tamsa da ilgisiz davranır. Kerem de aşkı­nın yarısını Aslı’ya vermesi için Tanrı’ya dua eder. Bunun üzerine Aslı yaptıklarına pişman olup aşk ateşine düşer. Durumu öğrenen keşiş Kerem’i Kayseri valisine şi­kâyet eder. Kerem yakalanıp öldürüleceği sırada valinin kız kardeşinin yardımı ile kurtulur ve Aslı ile evlenir. Ancak keşiş Aslı’ya sihirli bir elbise giydirilmiştir. Ger­dek gecesi Kerem sabaha kadar uğraştığı halde düğmeleri çözemez. Sonunda bir ah çeker, içinden bir alev çıkar ve yanıp kül olur. Aslı da saçlarını süpürge yapıp külleri toplarken tutuşarak yanar.