Kent – Kentleşme Kavramı – Kent Kuramları

PAYLAŞ

Kentleşme ise dar anlamda, kent sayısının ve kentlerde yaşayan nüfus sayısı-

nın artmasıdır. Kentleşme, “sanayileşmeye ve ekonomik gelişmeye koşut olarak

kent sayısının artması ve bugünkü kentlerin büyümesi sonucunu doğuran, toplum

yapısında, artan oranda örgütleşme, iş bölümü ve uzmanlaşma yaratan insanların

davranışı ve ilişkilerinde kentlere özgü değişikliklere yol açan bir nüfus birikim sürecidir”.

Ancak, kentleşme süreci salt nüfusun mekânda yer değiştirmesini aşan,

ekonomik, toplumsal ve kültürel bir dizi değişim sürecine işaret etmekte ve bu süreç,

ekonomik, politik, toplumsal ve kültürel düzeylerde bir dizi çarpıcı değişimler

yaşanmaktadır (Işık ve Pınarcıoğlu, 2001, s.95, aktaran Güneş, 2009).

Kentlileşme ise kent kültürüne ait değer, davranış ve tutumların benimsenmesi

olarak tanımlanabilir. Uzmanlaşmanın geliştiği kent ortamında çeşitlenmiş nüfus

kişisel olmayan ilişkiler geliştirir. Modern toplumda kentli, bireysel ve akılcı davra-

nışlar içine girer (Tekeli ve Gülöksüz, 1995, aktaran Güneş, 2009). Bu yönüyle sosyoloji

kentlileşmeyi, sosyal özellikler açısından değerlendirmektedir. Buna göre

kentin toplum yapısı, kırın yapısından farklıdır. Kent, yabancılarla karşılaşmanın,

gruplar ve topluluklar arası ilişkinin, işlevsel farklılaşmanın ve rasyonel dayanışmanı

n, dolayısıyla ileri düzeyde toplumsallaşmanın mekânıdır. İnsan kentte daha

farklı düşünür, hisseder ve tepki verir. Weberyan bir yaklaşımla ifade edecek olursak,

kent sosyolojisi kısmen kentli insanın sosyal davranışlarını ve insan ilişkilerini

çözümlemeye çalışmaktadır (Özyurt, 2007, s.114).

Ancak sosyal bilimciler, modern kentsel yaşam hakkında birbiriyle çelişkili şeyler

söylemişlerdir. Örneğin, bazılarının uygarlaşmış bir erdem, yenilik, hareketlilik,

gelişme, ilerleme, özgürlük ve mutluluk kaynağı olarak gördüğü kentler; başkaları

tarafından saldırgan ve güven vermeyen kalabalıkların suç, siddet ve ahlâkî yozlaşması

na kaynaklık eden bir mekân olarak görülmüştür (Giddens, 2000; Özyurt,

2007, s.113).

19. yüzyılda sosyologlar, kentleşme olgusunu yaşanan toplumsal değişimleri

merkeze alarak açıklamaya çalışmıştır. Bu anlamda kentler geleneksel toplumlardan

modern toplumlara dönüşümü tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş

(Saint-Simon), cemaat’ten cemiyete geçiş (Tönnies), basit toplumlardan karmaşık

toplumlara geçiş (Spencer), mekanik dayanışmalı toplumlardan organik dayanışmalı

toplumlara geçiş (Durkheim), kutsal toplumlardan laik toplumlara geçiş (Howard

Becker) olarak tanımlanmışlardır (Yörükan, 2005). Redşeld’in kentsel toplumu,

başka gruplarla devamlı temaslar ve ilişkiler halinde bulunan büyük bir cemiyettir.

Kültür ve yaşam tarzı bakımından heterojendir. Akrabalık bağlarının yerini

gayri şahsi ilişkiler almıştır. Dini hayat önemini kaybetmeye başlamıştır. Karmaşık

bir teknoloji ve geniş ölçüde işbölümüne dayanan bir ekonomik yapısı vardır ve

içerisinde hızlı değişimler yaşanmaktadır.

19 yüzyıl sosyologları kentleşmeyi kendi sosyal teori anlayışlarının içinde ve

daha geniş toplumsal faktörlerle birlikte değerlendirmiştir. Kent sosyolojisinin ilk

tohumlarının atıldığı bu dönemde, gelişkin bir kent sosyolojisinden bahsetmek

mümkün değildir. Bu dönemde Marx ve Engels kenti toplumsal değişim sürecinin

bir parçası olarak analiz etmektedir. Marx, Weber ve Simmel’in toplumsal

teorilerinde kent ayrıntılı olarak tek başına analiz edilen bir yapı olmak yerine, toplumsal

yapının anlaşılmasında bir etken olarak değerlendirilmiştir. Marx ve Engels

için kent, feodalizmden kapitalizme geçişin ve kapitalist üretimin bir mekânıdır;

Weber için ise kent hesaplayıcı rasyonelliğin ve akılcılığın büyümesidir. Simmel

için kent yaşamın para ekonomisine dayandığı ve bireyin yabancılaştığı bir yapıdır.

1920’lere gelindiğinde ise kentin tek başına bir olgu olarak ele alınması ve

Kent Sosyolojisinin bir disiplin olarak ortaya çıkması şikago Okulu öncülüğünde

gerçekleşen çalışmalar ile birlikte gerçekleşmiştir. şikago Okulu’nun temsilcileri

Robert Park, Ernest Burgess, Roderich McKenzie ve Louis Wirth önemli bir büyüme

yaşayan Amerikan kentlerini sosyolojik olarak niteliksel metotlarla incelediler.

şikago okulunun özgün yanı; kentsel gelişmeyi ve büyümeyi sosyolojik olarak ilk

kez kente özgü terimlerle ele almalarıdır. şikago Okulu yoğun göç alan Amerikan

kentlerini, temel olarak bütünleşmenin, uyumun ve sosyal uzlaşmanın nasıl sağ-

lanacağı problemi etrafında incelemişleridr. Ancak bu yaklaşım, kentin gelişmesini

ve büyümesini rekabet, hâkimiyet ve iktidar gibi kavramlarla açıkladı. Dolayı-

sıyla, kentsel gelişmenin getirdiği eşitsizlikleri, uyumsuzlukları ve mekânsal farklı-

laşmaları doğal ve değiştirilemez bir süreç olarak kabul ettiler.


1970’lerle birlikte kenti kapitalist üretim süreçleriyle birlikte analiz eden

Çağdaş Kent Sosyolojisi ortaya çıkmıştır. Henry Lefebvre, Manuell Castells ve

David Harvey’in öncülük ettiği bu yaklaşım, şikago Okulu’nun özellikle kentsel

gelişimin yarattığı eşitsizlik ve çelişkileri doğal gören bakışını eleştirmektedir. Neo-

Marksist olarak da isimlendirilen Çağdaş Kent Sosyolojisi, Marx ve Engels’den

farklı olarak; kenti ayrı ve tek başına analiz birimi olarak ele almıştır. Bu yaklaşım,

kenti ve kentsel gelişmeyi sermaye birikim süreçleri açısından ele almıştır. Bu çerçevede

kentsel eşitsizlik, kentsel çatışma, devletin ve bürokrasinin kentsel alanlara

müdahalesi ve sınıf mücadelesi gibi konular Çağdaş Kent Sosyolojisinin çalışma

konuları arasında yer almıştır. Neo-Marxist kuramcılara göre, kapitalizm giderek

artan biçimde kent mekânına kendi mantığını ve işleyiş kurallarını yaymaktadı

r. Kent kapitalist sermaye birikim süreçlerinin, çelişkilerinin ve eşitsizliklerin yaşandığı

bir mekândır.

Bu ünitede, ilk olarak kentleşmeyi geniş toplumsal faktörler içinde ele alan

Marx, Engels, Weber ve Simmel’in görüşleri ele alınacaktır. Daha sonra, Kent Sosyolojisinin

bir disiplin olmasını sağlayan şikago Okulu’nun temsilcilerinden Park,

Burgess, McKenzie ve Wirth’ün yaklaşımları özetlenecektir. Son olarak ise Çağdaş

Kent Sosyolojisinin temsilcilerinden Lefebvre, Castells ve Harvey’in görüşleri de-

ğerlendirilecektir.