Ken Robinson – Yaratıcılık

Ken
Robinson – Yaratıcılık

Aklın
Sınırlarını Aşmak

 
Bir sorunu, bir başka sorun yaratarak
çözmeye çalışmak, onu çözmek demek değildir (aşırı odaklanma buna neden olur).

Yaratıcılık genellikle, bireysel bir
performans olarak görülür.

Herkesin bir yaratıcılık kapasitesi vardır.

Eğitim insanları emek pazarının
varsayımlarına göre gruplandırır.

Bir zamanlar herhangi bir üniversiteden iyi
dereceyle mezun olmak iş bulmanın garantisiydi. Artık böyle değil (Akademik
enflasyon).

Bu gün bir işe girebilmenin koşulu hiç
değilse bir mastır derecesi…

Bundan sonra ne istenecek?

Üniversite, insanları yaratıcı kılmak üzere
tasarlanmamış.

Değişim, insan tarihinin değişmez bir
unsurudur. Şu an belirleyici olan ise değişimin hızı ve boyutlarıdır. (s. 11)

Okulda, akademik olarak yeterince başarılı
olamayanlar, genellikle daha yetersiz olarak damgalanır.

Bazı en parlak ve başarılı insanlar, okulda
başarısız olmuşlardır.

Çoğu ancak eğitim sisteminden kurtulduktan
sonra başarılı olabildi.

Akılcı gelenek insan psikolojisinde zekâ
ile duygu arasında bir sınır çizmişti. Aynı sınır toplumda sanat ve bilim
arasında da çizildi.

İnsanlar ancak somut bir eylem
içinde yaratıcı olabilirler.

Yaratıcılık
gerçekleştirebileceğiniz uğraşınızı bulduktan sonra ortaya çıkar.

Geleneksel eğitim, zekâyı duygulardan
ayırıyor ve yalnızca zekânın bazı özellikleri üzerine yoğunlaşıyor.

Kitabın birinci bölümü: Eğitimle insan
ihtiyaçları arasında giderek büyüyen uçurumu yaratan değişimlere göz atıyor.

İkinci bölüm: Akademik takıntı hakkında…

Üçüncü bölüm: İnsan beyni ile ilgili
araştırmalardan söz ediyor.

Dördüncü bölüm: Yaratıcılığın anlamını ve
en iyi gelişip serpileceği koşulları araştırıyor.

Beşinci bölüm: Yaratıcılığın koşullarına
göz atıyor (yaratıcılık bireyin kültürel çevresinden beslenir).

Altıncı bölüm: Örgütlerde yaratıcı kültürün
üretilmesi konusunda değiniyor.

Yedinci bölüm: Örgütlerde ve toplumlarda
yaratıcı güçleri geliştiren ve verimi artıran temel ilkeler üzerinde duruyor.

İş dünyasının ihtiyaç duyduğu beceriler ve
yeteneklerle, iş ortamında varolanlar arasında müthiş derin bir uçurum var.

Eğitim ve öğrenim, şu anda dünya GSYH’sının
%6’sından biraz fazla bir bölümüne sahip… (s. 31)

Avrupa’daki 22 ülkede sanat dersleri eğitim
müfredatının en dibine yerleştirilmiş. (s. 33)

C60 molekülü / çelikten 100 kat daha güçlü
ve ağırlığı çeliğin onda biri kadar… Bu neden önemli (bununla neler
yapılabileceğini düşün), çünkü teknoloji ve beraberinde yaşadığımız çevre aşırı
hızlı değişiyor. Buna karşın özellikle eğitim konusunda birçok değişmez kalıpla
/ dogmayla devam ediyoruz.

Tüm şirketler, yetenekleri yüksek, yaratıcı
kişileri istihdam edebilme ve ellerinde tutabilme açısından büyük sorunlarla
karşı karşıyalar. Oysa genç insanlar bu yeteneklere fazlasıyla sahipler. Resmi
eğitimden geçtikten sonra bu yeteneklerinin çoğunu yitiriyorlar. (s. 71)

Tarihsel nedenlerle eğitim, akademik
yeterlilik üzerine yoğunlaştı.

Sanat ve bilimin arası açıldı.

Bir dizi düşüncenin altında yatan ilkeleri
çözerek, o dizinin nasıl ilerlediğini bulmak (mantıksal tümdengelim). Çoğu IQ
testi bu tür zekâyı saptamaya/ölçmeye yöneliktir.

Üniversitelerde araştırma, yeni bilgi
edinmek için sistematik soru sorma olarak tanımlanır.

Ortaçağa ait kurumlar, yanlış ideoloji
üzerine inşa edilmişti. Rönesans, bir paradigma değişimi getirdi.

Paradigma değişikliği, bir geleneğin bir
başkasıyla yer değiştirdiği bir süreçtir.

Kuhn, bilimi, problemlerin, bilim adamları
topluluğunun üzerinde anlaştığı uygulamalar ve kurallar kullanılarak ele
alındığı, bir bilmece çözme etkinliği olarak tanımlar.

Kuhn, ya problemler ya da bilimdeki
kurallarda ya da her ikisinde birden bir değişim yaşandığı, tarihsel anlarla
ilgilenir. (s. 88)

Üniversiteler hantal kurumlardır ve
buralarda değişim çok yavaş gerçekleşir.

Bu nedenle iş sahaları kendi eğitim
programlarını, kendi üniversitelerini kuruyorlar.

Zekâ çok yüzlüdür.

Liz Varlow, Londra Senfoni Orkestrası’nda
çalan bir viyolacı.

19 yaşına geldiğinde işitme duyusunu
yitirdi.

Buna rağmen müzisyen olarak yeteneklerini
korumayı başardı. (s. 11)

Zihnin, beynin fiziksel maddesinden nasıl
ortaya çıktığı henüz bilinmiyor.

Phrenology / zihin bilim (bilmediği bir
şeyin bilimi…)

Beynin ön lobu, esas olarak müzikten
sorumlu…

Ancak beynin bu bölümü, tek başına müzik
üretemiyor, doğru dürüst çalışabilmesi için, beynin başka bölgeleriyle ilişki
içinde olması gerekiyor (bununla oyalanması insanın, gerçekten de üzücü…). (s.
118)

Çocuklar, çok dilli bir evde doğarlarsa,
duydukları bütün dilleri öğrenirler.

Bütün normal çocukların bu gizil gücü
vardır.

(Modern felsefede) iki farklı dünyada
yaşadığımız düşüncesi vardır.

Birincisi, maddi şeylerin dünyası… Bu dünya
siz olmadan önce de vardı, siz yok olduktan sonra da var olacak.

Diğeri, sizin özel bilinçliliğinizin
dünyası… Bu dünya sizinle birlikte varoldu ve sizinle birlikte yok olacak
(s.120) (Biricikliğe atıf ne kadar da basit ve yerli yerinde yapıldı).

Bilimde ve sanatta birçok zihinsel işlem ve
süreç görseldir.

Matematik bütünüyle mantıksal olabilir,
ancak matematikçiler de çoğu kez görsel olarak düşünürler.

Yaratıcı sürecin ana öğeleri:

Ortam

Oynama ve risk alma gereği

Eleştirel yargı

Yaratıcı zihin, sevdiği nesneyle oynar. (s.
155)

Yaratıcı düşünme alışılagelmiş düşünme
biçimlerinin dışına çıkmaktır.

Yaratıcılık, yeni olanaklar ve olasılıklar
görebilme sürecidir.

Bilimde keşif, çoğu kez imgelemin
beklenmedik sıçrayışlarının sonucunda gerçekleşir.

Sanatın hedefi, yapay nesneler, maddi
biçimler üretmektir.

“Yaratıcı ruh hali içindeyken kendi
dışımıza çıkarız.”

E. M. Forster

Devlet eğitiminin tarihi boyunca, akıl ne
nesnel bilginin, eğitime hâkim olmasını savunan ana akım görüşle, eğitim
kişisel gelişme ve duyguların ifadesi üzerine temellendirilmesini savunanlar
arasında bir yarış vardı.

Aydınlanmanın mantıkçı geleneği ve
romantizmin dışavurumcu geleneği…

Doğalcı yaklaşımlar 1950 ve 1960’larda
eğitim alanında yandaş bulmaya başladı.

Doğalcı eğitim modellerinde öne çıkanlar:

Kişiyi bütünüyle eğitmek,

Öznellik ve kendini ifade etme,

Ortaya çıkarma (kişinin potansiyelini ortaya
çıkarma),

Dünyayla ilgili bildiklerimizin çoğu başka
insanların bilgisine dayanır. Hepimiz bilgi ağının dantelsi dokusu içinde
birleşmişizdir.

Bir kültürün yaratıcılığı bu ağ dokusunun
ne kadar açık olduğuna ve başka insanların bilgisine nasıl bir kolaylıkla
erişebileceğimize bağlıdır. (s. 193)

Shakespeare roman yazmadı, çünkü 16.
yüzyılda roman fikri olgunlaşmamıştı.

Roman, baskı makinesinin varolduğu kültürel
koşullarda gerçekleşti. (s. 195)

Yeni teknolojilerin, eski şeyleri yapmak
için kullanılması eğilimi…

Akademik eğitime verilen önem, yalnızca bir
tür bilmenin değerli kabul edilmesi ve böylece diğerlerinin görmezden
gelinmesine yol açtı. Bu hepsine zarar verdi. Yaratıcılık, farklı disiplinlerin
ve düşüncelerin sınırlarını aşan duygular ve düşünceler arasındaki etkileşime
bağlıdır. (s. 228)

Out
of Our Minds, Learning to be Creative

Türkçeleştiren: Nihal Geyran Koldaş

Kitap Yayınevi

Nisan 2003