Kemal Tahir – Devlet Ana

Kemal Tahir – Devlet Ana

Kemal Tahir romanlarında, Türklerin geçirdiği sosyal
değişimleri işler.

Batılılaşma ile problematik bir ilişkisi vardır Kemal
Tahir’in. Türklerin sanattan, ekonomiye her alanda batıya özenmesini, hâlbuki
Türklerin kendi gelenekleri vardır önermesine atıfla eleştirir.

Son romanları olan Bir Mülkiyet Kalesi, Esir Şehrin
İnsanları, Yol Ayrımı gibi eserlerinde de batılılaşmanın çılgınlık boyutuna
vardığı cumhuriyetin ilk yıllarını ele alır.

Romanda olaylar, Osmanlı Devleti’nin temelinin atıldığı
yıllarda geçer.

San-Jan tarikatı şövalyelerinden Napoli kralının gayrı meşru
oğlu Notüs Gladyüs, Issızhan’da Mavro’nun hanına yerleşir. Ertuğrul Gazi’nin
hasta olduğu haberi duyulmuştur. Notüs Gladyüs’ün amacı, Ertuğrul Gazi’yi
öldürmek ve beylik topraklarını ele geçirip Bizans İmparatorluğunun başına
geçmektir. Türkopol Uranha ve handa buluştuğu keşiş Benito ile işbirliği yapar.

Keşiş Benito, Kilisenin katı kurallarından kaçıp bölgedeki
bir mağarada inzivaya çekilmiş alçak biridir. Ancak çevresi tarafından saygı
görmektedir. Keşiş Benito, Osmanlı Beyliği ile Karacahisar tekfurunu birbirine
düşürüp Bitinya’nın ucunda kendi beyliğini kurmak istemektedir

Atların bulunduğu otlakta, Bacıbey’in oğlu Demircan’ı Liya
ile sevişirken görürler. Notüs Gladyüs Demircan’ı sırtından vurur. Liya’ya
tecavüz eder ve öldürür. Demircan, Karacahisar tekfurunun oklarıyla
vurulmuştur. Plan, yolunda gitmektedir.

Osman Bey, Kerim ve arkadaşları, kurt kovalarken Dönmezköy’e
kadar giderler. Orada Demircan’ı vurulmuş bulurlar.

Demircan’ın kardeşi, Kerim Çelebi, dini eğitime yönelmiş
ancak bu durum annesi ve sevdası Aslıhan tarafından yadırganmıştır; çünkü
töreye göre bir gazi kılıcı bırakıp kaleme sarılamaz. Kalem ve kılıç çatışması
dikkat çekici bir çatışma unsurudur.

Demircan’ın öldürülmesi üzerine annesinin zoruyla üzerindeki
molla kıyafetini çıkarıp savaşçı kıyafetini giyinir.

Liya’nın kardeşi Mavro, Karacahisar tekfurundan kaçıp
Söğüt’e sığınır. İki genç, kardeşlerinin intikamını almak üzere antlaşırlar.

Demircan’ı sevgilisi Lidya ile buluştuğu sırada vururlar.
Gladyüs bu sayede Ertuğrul Gazi’nin atlarını ele geçirir. Türkmenlerle Bizans
arasındaki barış bu nedenle bozulur.

Dündar Bey ve destekçileri barış bozulduğu için intikam
alınmasını isterler.

Ertuğrul Gazi vefat eder. Osman Bey akıl danışmak üzere Şeyh
Edebali’ye gider.

Savaş çıkmak üzereyken Kamagan Derviş çıkagelir; Keşiş
Benito hakkında Osman Gazi’ye bilgiler getirir. Kamagan Derviş tipik bir kam
olarak tanıtılır.

Bu sırada Ertuğrul Gazi ölür. Dündar Bey ve Osman Bey
beyliğe talip olurlar. Osman Bey, bey seçilir.

Beylik, kıtlık ve Moğollara ödenen vergiler nedeniyle zor
durumdadır.

Üçüncü bölümde âşık Yunus Emre, Kaplan Çavuş’un evine gelir.
Yunus Emre, Kaplan Çavuş’un dostu, gezgin bir ozan olarak karşımıza
çıkmaktadır.

Yunus, Kaplan Çavuş’a beyliğin geleceğiyle ilgili rüyasını
anlatır. Osman Bey’in Balkız’ı istemesini söyler. Osman Bey, 
Balkız’ı istemeye Alişar’ı gönderir. Alişar yan çizer ve Balkız’ı kendine ister. Red
cevabı alınca da Hıristiyanlarla işbirliği yapar. Osman Bey, Alişar’ı saf dışı
bırakıp 
Balkız’la evlenir.

Son bölümde Dündar Alp ile Osman Bey arasında kavga vardır.

Orhan Bey Yarhisar Tekfurunun kızı Lotus ile karşılaşır, ona
âşık olur. 

Şövalye Gladyüs ve Uranha öldürülür.

Orhan Bey, Lotus’u kaçırır.

Bilecik ele geçirilir.

Roman, Osmanlı Beyliğinin batıya doğru genişlemeye karar
vermesiyle sona erer.

Romanda töreye fazlasıyla bağlı olan Bacıbey adlı kadın
karakterin önemli rolleri vardır. Bacıbey, Demircan ve Kerim’in annesidir. Bacıbey,
töreye karşı bir durumda oğlu dahi olsa karşısındaki kişi asla affetmemektedir.
Bu çok önemli bir husustur. Bacıbey ayrıca kılıç kuşanan, gerekirse savaşa
katılan biridir. Romana adını veren Bacıbey’dir.

Romanda batıda var olan sosyal sınıfların Türklerde olmadığı
bu nedenle de Türklerin devlete bağlı olduğu önemle vurgulanır.

Notlar

Başlangıç

Sen Jan şövalyelerinden
Notüs Gladyüs, sayvana çıkan merdivenin kapısında, hana güzeli yerine,
karayağız oğlanı görünce somurttu. “Oynaşım yolladı kancık! Gömleğin
temizliğinden belli bununla yattığı…”

1290 yılındayız

Sen Jan şövalyelerinden Notüs Gladyüs sordu;

– Görünür mü burdan Ertuğrul’un sınırı?

Mavro cevap verir:

-Evet, görünür, şuraya çıkılırsa… (s. 8)

Gemlik limanında gemiden inip Anadolu toprağına ayak basalı
on beş gün olmuş, Ertuğrul’un sınırındaki mağaralardan birinde yasayan
Cenevizli Keşiş Benito’yu bulmak için, buraya, İznik, Bursa, İnegöl, Kütahya,
Karacahisar’dan dolaşarak gelmişti.

“Bu alıklar ülkesini, altı aya varmadan elime
geçirmezsem yuf olsun, taşıdığım kutsal Sen Jan kılıcına! Yuf olsun, damarlarımda
dolaşan kral kanına!” (s. 10)

Kıbrıs manastırında, falına
baktırmış, Çingene karısı, arkadan vurulmazsa yüz yıl yaşayacağını, çok şanslı
işler yapıp başına çok büyük bir taç giyeceğini söylemişti. (s. 12)

Karışmaz Ertuğrul Bey kimsenin dinine imanına…

Türkmen’e bulaştın mı öldürmekle yakanı kurtarabilemezsin!
Aslında büsbütün kurtulayım dersen, ölüp kurtulacaksın!

Canını bedavaya veren, başkasının malına para verir mi?

-Bizim buraların çarşısı pazarı ahilerden sorulur. Subaşı da
Karışabilemez, tekfur da… Kadı karışır az biraz, kitabın yazdığı kadarcık…

Uzaktan uzağa anlaşılmaz bir gürültü Kanlı Boğaz’ın kayalarında
yansımaya başlamıştı.

Kafile yaklaştıkça gürültü artıyordu. Dönemeçte, iki kişi
daha görünmüş, gelenlerin sayısı yediye çıkmıştı.

Bir ülkede düzen bozulursa, her şey bozulur. Buralarda,
düzeni güçlü sultanlar tutar. Eskiden halifeler, sultanlar da ahi şalvarı
giyermiş…

(Yunus Emre için) Bilgi gücüyle deniz derinlerinde, aşk
gücüyle gök yücelerinde gezinir. Gölgesi millete rahmettir. Ülkenin gören gözü,
duyan kulağı, söyleyen dilidir, eteğine yapışan yoksun kalmaz.

Notüs babasız demektir… Piç, yani…

Keşiş Benito hana gelir. Hemen arkasından Türkopol yüzbaşısı
Uranha hana gelir.

Handa toplanan ekibin amacı Ertuğrul Bey’in savaş atlarını
aşırarak, Bitinya ucunun yıllardan beri zorlukla sürdürülen barışını, 1290 yılı
nisan ayının ilk cuma günü, temellerinden sarsmaktır.

Hancı kız Liya, Ertuğrul Bey’in atlarının bakıcısı
Demircan’la sevişirken çetenin elemanları onlara okla saldırır. Notüs’ün attığı
ok, Liya’nın üzerindeki Demircan’ı sırtından vurur. Eleman o anda ölür. Liya’yı
da ırzına tecavüz ettikten sonra öldürürler.

Kerim Çelebi anlatıyor

Ahilik çok ulu kattır ve de saygılı basamaktır. Ama onu
gördüm ki, bölüklerimize şeytan uğramış, yiğitlerin gönül gözlerini bağlamış.

Ahiler, pir kapılarını boşlayıp beyler kapısına birikmiş…
Oysa bu dünyada, her bir nesneye bozuntu elverir, ahiliğe erişebilemez!

Onu gördüm ki, Ahilerden kiminin kitabı hiç yok. Kitap
olmayınca aktan kara, eğriden doğru ayrılmaz.

Ahiliğin açığı kaçtır?

-Dörttür.

-Say gelsin!

-Eli, yüzü, gönlü, sofrası…

-Kapalısı kaçtır?

-Üçtür.

-Say gelsin!

-Gözü, beli, dili…

Orhan, bir bakışta, oku, okun Karacahisarlı olduğunu,
Demircan’ın garip çıplaklığını gördü.

Yalnız Demircan Ağa’yı öldürmemişler, babamın savaş atlarını
da çalmışlar.

Bacıbey:

Demircan’ın Kahpe kanlısını da bulup tepeleyeceksin!

Kerimcan:

Yapamam oh anacım! Gelemem savaşçılığın üstesinden… Gücüm
yetmez kılıca benim…

Yukarda gök yarıldım… Aşağıda yer yıkıldı… Öldü Ertuğrul

Bacıbey:

Kaba sarıkları yere çalın adamlar! Yakaları çekip yırtın! Övündüğüm
ak arslan gitti! Acı tırnakları yüzünüze çalın karılar, al yanakları yolun,
düşmanlarıma korku salan gitti! Uçta kızlar gülmesin kas kas, gelinler kına
yakmasın! Ölüm aldı, yer gizledi. Yalan dünya kime kaldı! Gelimli gidimli dünya
vay! Sonucu ölümlü dünya!

Ertuğrul Bey, pınarın yanındaki koca çınarın gölgesine
gömülmeyi vasiyet etmişti.

Neden insanoğlu mezar toprağını acele örter? Ölümden korkar
çünkü! Neden korkar? Korkuludur ölüm!

Filatyos:

Liya kızın, önce ırzına geçilmiş, sonra canına kıyılmış!

Filatyos:

Çoktandır ardındaymış senin hayvan eğitimcin Demircan bu
kızın… Müslüman etmeye zorlamaktaymış… Razı gelmeyince… Kollarını
bağlamış ardından, ırzına geçmiş sonra da boğmuş…

Osman Bey:

Nerden belli Demircan’ın yaptığı?

Bizde kadın ırzına geçmekten daha kötü suçlama yoktur.
Davacılığa gelince, biz de sizden davacıyız! Bezi açtı, okun birini temreninden
tutup aldı, atıp toprağa sapladı.

İyi dinleyin beni! Bugünden sonra, savaş yasaları yürüyecek
uçta!

Mavro, kim olduğunu daha bilmeden, yayını var gücüyle gerip
ak gömlekli herifi nişanlamıştı.

Şövalye sağ omzundaki keskin acıyı, okun korkunç ıslığıyla
beraber duydu…

Kerimcan, Mavro’yla beraber, Şövalye Notüs Gladyüs’le
Uranha’yı izleyerek batağı geçip,
sabaha
karşı, Karacahisar toprağına ayak basmıştı.

Mavro fırsatı kaçırmadı. Kılıcını herifin göğsüne daldırdı.
Aynı zamanda. Kel Derviş de nacağı Türkopol’un ensesine indirmişti

Uranha, kütük gibi düştü,

Kerim Çelebi, kamçıyı atıp sedire oturdu rahatça,
“Siyasetnâme”yi eline aldı.

İthaki Yayınları

2005