Kaysunizade Kimdir, Hayatı, Eserleri, Hakkında Bilgi

25

Bedrüddîn Muhammed b. Muhammed b. Muhammed el-Kûsûnî el-Mısrî (ö. 976/1568) Hekimbaşı.

Kahire’de Memlûk sultanlarının sara­yında hekimlik ve hekimbaşılık yapan ta­nınmış bir aileye mensuptur. Klasik kay­naklarda aile fertleri hakkında verilen bilgilerin yetersiz olması ve aralarında isim benzerlikleri bulunması çağdaş çalışma­ların çoğunda hatalı bilgilerin yer alma­sına yol açmış, ancak Rudolf Sellheim’in yaptığı kapsamlı araştırma ve Rudolf Vesely’in buna katkı mahiyetindeki çalışma­sı sayesinde söz konusu aileyle ilgili tatminkâr bir malûmat ortaya konulabilmiştir.

Küsûnî nisbesi, Şemseddin es-Sehâvî’nin (ö. 902/1497) belirttiğine göre Kahire’deki Küsün Camii ile ilgili olup bazan sîn harfiyle Kaysûnî (Kisûnî) şeklin­de de söylenmektedir. Bu cami, el-Melikü’n-Nasır Mu­hammed b. Kalavun zamanında emîr-i kebîr olan Türk asıllı Seyfeddin Küsün ta­rafından 730 (1330) yılında Bâbüzüveyle dışında yaptırılmıştır. Adı geçen hekim ailesi de bu caminin ci­varında ikamet ettiğinden Küsûnî nisbesini almıştır. Dolayısıyla bu nisbenin, var­lığı bilinmeyen Kahire yakınlarındaki Kü­sün adlı bir köyle  veya Kosova ile ilgisi bulunmamaktadır. Bazı kaynaklarda sâd harfiyle Kaysûnî şeklinde de kaydedilen nisbenin. Kâşûnîve Karşûnî şeklindeki yazılışları yanlıştır. Peçevî de Kaysûnîzâde Bedreddin’in nisbesini Kâyşûnî olarak kaydederken bu he­kimbaşı ile birlikte Sigetvar’da Kanunî Sultan Süleyman’ın cenazesinde bulunan Selânikî ve ayrıca Atâî gibi müellifler ba­basıyla ilişkilendirereknisbesini Kaysûnî­zâde diye zikretmişlerdir. Selânikî’nin Târift’inin bir başka nüshasında bu isim İbn Kaysûn şeklinde geçmektedir.

Gerek Sehâvî’nin yaptığı açıklama ge­rekse diğer kaynaklardan nakledilen bilgi­ler, Küsûnî ve Kaysûnî nisbelerinin İki ayrı yerle ilişkili ve bunlarla anılan iki ayrı kişi­nin söz konusu olduğu şeklindeki değerlendirmelerin ihtiyatla karşılanması gerektiğini ortaya koymak­tadır. Kutbüddin el-Mekkî en-Nehrevâlî’-nin İstanbul’a yaptığı seyahat sırasında hekimbaşı Bedreddin el-Kaysûnî’nin ken­disini birkaç defa ziyaret ettiğini belirt­mesi bir yerde de ayrı bir tarihte kendisini ziyaret edenler arasında Mısırlı âlim Mu­hammed b. Muhammed el-Küsûnî’yi zik­retmesi iki ayrı nisbe ve iki ayrı kişinin söz konusu oldu­ğu hususunda yeterli delil sayılmamalidır. Her iki nisbenin birbirinin yerine kul­lanıldığı, diğer kaynaklardan nakledilen bilgilerden anlaşıldığı gibi söz konusu se­yahatnamenin aslı incelendiğinde Nehre-vâlî’nin son şahıs için “Bedrü’I-mille ve’d-dîn” sıfatını kullandığı, Mısır’da ve İstan­bul’da hekimbaşılık yaptığını söylediği ve onu da diğeri gibi övüp aralarında eski bir dostluk bulundu­ğuna işaret ettiği görülmektedir. Bu da Nehre-vâlî’nin günlük şeklinde tuttuğu notlarla yazdığı seyahatnamede aynı kişi için ayrı ayrı zamanlarda farklı ifadeler kullanmış olabileceğini akla getirmektedir. Nitekim Muhtaşarü’t-Tezkire’rûn kapağında ese­rin Kaysûnîzâde’ye ait olduğu belirtilirken hemen altında, kendisinden sonra hekim­başı olan Muhammed b. Garsüddin’e ait notta adı İbnü’l-Küsûnî şeklinde yazılmış­tır. Yâküt el-Hamevî’nin, hakkında hiçbir bilgi vermeden Kaysûn adında bir yer zik­retmesi de bu konuda kesin bir delil olarak değerlendirilmemelidir. Ayrıca Kaysûnîzâde Bedreddin’in Hüdhüd lakabıyla tanındığına dair bilgi de tartışma gö­türür. Zira bu konuda ilk kaynak sayılan Taşköprizâde, Bedreddin Hüdhüd hakkın­da bilgi verirken Kaysûnî nisbesinden ve hekimbaşılığından söz etmemekte, sade­ce İstanbul’da tabip olduğunu ve 950′-den (1543) sonra vefat ettiğini belirtmek­tedir.