KAYGI

206

 

KAYGI

 

Kaygı terimihem
anormallik psikolojsin-de, hem de psikiyatride bir duygusal duru­mu ve bir
karakter yapısını ifade eder. Ay­rıca strese tepki olarak ortaya çıkan kar­maşık
bir psiko- fizyolojik sürece de kay­gı adı verilir.

Kaygısı olan bir
kişide bir korku hali, ne­fes almada güçlük, çarpıntı, ağız kurulu­ğu, terleme,
solukluk, halsizlik, gerginlik ve tedirginlik halleri görülür. Kaygı sıra­sında
psikolojik ve bedensel işlevler, haya­tın başka hiç bir anında olmadığı kadar
birbirlerine yaklaşırlar, bir arada bulunur­lar, birbirlerinin yerine geçerler.
Bu ne­denle kaygı hem tıbbı, hem psikolojiyi hem de felsefeyi ilgilendirmiştir.

Kaygı tek başına
ortaya çıkabildiği gibi, psikolojik veya bedensel bir rahatsızlığa eşlik de
edebilir. Kaygı, sağlıklı insan ha­yatında kişiyi bedeninde ve çevresinde
oluşan, oluşma ihtimali bulunan değişik­liklere karşı bir sinyal sistemidir.
Hayatta­ki değişiklikler, geçişler, aşamalar insan­da bir miktar kaygı ortaya
çıkarır.

Kaygı uyum sağlayıcı
veya uyumu bozu­cu olabilir. Dikkati arttırabilir veya azalta­bilir. Yalnızca
işler kötü gittiğinde değil, bir şeylerin değiştiği, beklenmedik şeyle­rin
olduğu veya herşeyin yolunda olduğu zaman da ortaya çıkabilir. Şiddetli oldu­ğunda
insanın bütün faaliyetlerini engelleyen huzursuzluk ve tedirginlik halini alabi­lir
ve tedaviyi gerektirebilir.

Kaygı ve korku,
birbirlerine çok benzer­ler. Fakat korkuda, bireyi huzursuz eden neden bellidir
ve genellikle dışarıdan bir tehdit söz konusudur. Kaygıyı korkudan veya gerçek
bir dış tehlikeden ayıran yön, tammlanamayan ve nedeni bilinmeyen ga­rip ve
dehşet verici bir duygu olmasıdır.

Kaygı halleri çeşitli
türlerde olabilirler; tek tek veya birkaçı birlikte ortaya çıkabi­lir. Duruma
bağlı kaygı’da ameliyat, Önemli bir iş görüşmesi gibi stres yapan durumlarda
görülen tepkiler vardır. Bilin­meyene karşı duyulan endişenin yanı sıra,
gerçeğe uygun olmayan biçimde reddedil­me, başarısızlık ve eleştirilme
korkuları belirgin olabilir. Fobik kaygı, belli bir nes­neye veya duruma karşı
duyulan, gerçeğe uymayan aşırı bir korkuya dönüşmüş kay­gıdır. Kuduz fobisi
buna bir örnektir. Sez­gisel kaygı ise, genellikle duruma bağlı ve­ya fobik
kaygı ile bağlantılıdır. Ürkülen nesne veya durumla karşılaşıldığında orta­ya
çıkan kaygı ve panik durumlarında ger­çeğe uygun olmayan bir biçimde korkma
anlamı taşır. Yüzer-gezer kaygı, her hangi bir çevresel etken veya korkuyu
ortaya çı­karacak bir uyaran olmaksızın görülen kaygıdır. Sıklıkla gerçeğe
uygun olmayan hastalanacakm iş veyayaralanacakmış şek­lindeki düşüncelerle
birlikte görülür. Ör­seleyici olaya bağlı kaygı, doğal afetler gi­bi trajik ve
beklenmeyen olaylar ile karşı­laşan kişilerde görülen kaygı türüdür. Ge­nellikle
uykunun bozulması ve trajik ola­yın kâbuslarda tekrar tekrar yaşanması, gün
içinde huzursuzluk, gerginlik, baş ağ­rısı, izolasyon, güvensizlik, yetersizlik
duy­guları ve sosyal ilişkilerde kısıtlanma ile karakterize edilir. Kaygı
psikolojik ve be­densel bütün hastalıklara eşlik edebilir.

Psikanalitîk teoride
kaygıyı ele alış tarzı, S.Freud’un teorisindeki değişikliklere pa­ralel olarak
değişmiştir. Freud başlangıç­ta kaygıyı bastırılmış cinsel içgüdülerin so­nucu
olarak görürken, daha sonra benli­ğin tehlikeyi haber veren bir işlevi olarak
değerlendirmiştir.

Otto Rank, bütün
kaygıların kökeninde doğum travması olduğunu söylerken, H.S.Sullivan, kaygının
oluşumunda, an-ne-bebek ilişkilerine ve annenin kaygısı­nın bebeğe geçmesinin
önemine İşaret eder; Varoluşçu analistlere göre ise kaygı­nın geçmiş
yaşantılarla veya kişinin çatış-malanyla bir ilişkisi yoktur. Kaygı insanın
temel durumlarından biridir, her zaman ve her yerde vardır. Daha çok hayatın
an-lamsızlığıyla ve yok olma korkusuyla ilinti­lidir.

Kaygı, öğrenme
teorisyenlerinîn teorile­rinde önemli bîr yer tutar; organizmanın acı veren
veya tehlikeli bir dış uyarana karşı kalıtımsal olarak verdiği şartsız bîr
tepki olarak görülür.

Kaygı sırasında otonom
sinir sistemi de­ğişikliklerinin olması, egzersiz sonrası ar­tan kan laktat
seviyelerinin kaygı ortaya çı­karması olgunun nörofizyolojik olarak izah
edilebileceği şeklinde bîr anlayışa ne­den olmuştur. Psikolojinin diğer bütün
alanlarında olduğu gibi kaygı alanında da pozitİvist anlayış hızla egemen olma
yo­lundadır. Kaygı, fiziksel bir semptoma çevrilmek suretiyle etkili biçimde
tedavi edilebilir.

Bkz.: Nevroz; Bilinç
Bozuklukları.