Katipzade Mehmet Refi Kimdir, Hayatı, Hakkında Bilgi

23

Katipzade Mehmed Refi (ö. 1183/1769) Osmanlı hekimbaşısı, hattat ve şair.

İstanbul Çarşamba’da Kovacı Dede ma­hallesinde doğdu. III. Ahmed zamanında Dîvân-ı Hümâyun çavuşları kâtipliği gö­revinde bulunmuş olan Mustafa Efendi’nin oğlu olduğundan Kâtibzâde lakabıyla tanındı. İIK öğrenimiyle beraber sülüs ve nesih yazılarını Kevkeb Hafız Mehmed Efendi’den öğrendi. Nesta’lik yazıyı Kazasker Abdülbâki Arif Efendi’den meşkederek icazet aldı. Nesta’lik ve celîsinin inceliklerine vâkıf olmak için Durmuşzâde Ahmed Efendi’nin derslerine devam ederek bu sanatın sayılı üstatları arasına girdi. Risale ü evcâi’l-mefâsil adlı ese­rinden öğrenildiğine göre medresede şer’î ilimlerle beraber tıp eğitimi de gör­dü. Tıpla ilgili çalışmalarında kullandığı kaynaklardan Arapça ve Farsça’yı iyi se­viyede bildiği belli olan Kâtibzâde şiirle de uğraştı. Onun bir mısraında, “Karâr et­me Refîâ Gülşenî bülbüllerindensin” de­mesinden Gülşenî olduğu anlaşılmakta­dır. Kâtibzâde, Edirneli Şeyh La’lî Efendi’-nin terbiyesinde tasavvuf? eğitimini ta­mamladı. Etrafında geniş bir aydınlar kitlesinin toplandığı Şeyh Mehmed Emin Tokadî’nin sohbetlerine devam etti. Medresede gösterdiği başarı devrin ilim adamları arasında dikkati çektiğin­den Kâtibzâde. 1117de (1705) Rumeli Kazaskeri Ebezâde Abdullah Efendi’ye mülâzım oldu. 1126’da (1714) Mimar Mustafa Mehmed Paşa, Şehid Ali Paşa ve Siileymaniye medreselerinde müder­rislik yaptı; Galata ve Bursa mevleviyetiyle görevlendirildi, Mekke-i Mükerreme pâyesiyle ödüllendirildi. Tıp sahasında bilgi ve tercübesini kendi gayretiyle art­tıran Kâtibzâde 1126’da (1714) saray he­kimleri arasında yer aldı. Zilkade 1171’de (Temmuz 1758) Mehmed Arif Efendi’nin azli üzerine hekimbaşı oldu ve ölümü­ne kadar bu görevi sürdürdü. III. Musta­fa’nın sevgi ve takdirini kazanarak pek çok ihsanına nail oldu. 1172’de (1759) Anadolu pâ­yesiyle İstanbul kadılığına, 1174’te (1760) Anadolu, iki yıl sonra da Rumeli kazasker­liğine tayin edildi. Kâtibzâde, 7 Cemâziyelevvel 1183te (8 Eylül 1769) doksan yaşına yaklaştığı sırada vefat etti ve Çar­şamba’da Kovacı Dede Türbesi hazînesin­de Şeyhülislâm Ankaravî Mehmed Emin Efendi’nin yanına gömüldü. Mezar taşına Çeşmîzâde Mustafa Reşid Efendi’nin söylediği, “Gitti ol ferd-i zamane dedi tâ-rîhi Reşîd Kıla adn içre mekân rûh-ı reîsü’l-hükemâ” tarih beyti yazılmıştır. XX. yüzyılda yapılan yol genişletilmesi sırasın­da kabri ve mezar taşı ortadan kalkmış­tır. Kâtibzâde’nin Bahir mahlasıyla şiir ya­zan Abdülkerim (ö. 1152/1739) ile Meh­med Said (ö. 1228/1813) adlarında mü­derris iki oğlu ve İsmet adında şair bir kızı olduğu kaydedilmektedir.

Şark tıp geleneğine bağlı kalmakla be­raber Kâtibzâde Batı dünyasındaki yeni­likleri de takip etmiş, İstanbul’a gelen Av­rupalı doktorlarla talebesi hekim Abbas Vesim Efendi aracılığı ile görüşerek on­lardan faydalanmış, Osmanlı tıbbının ge­lişmesinde rol oynamıştır. Onun zamanın­da padişahın 1182 (1768) tarihli hükmü üzerine İstan­bul’da bulunan hekimler imtihan edilmiş, başarısız olanlar meslekten uzaklaştırıla­rak sağlık işleri disiplin altına alınmıştır. Arkadaşı Tokatlı hekim Mustafa Efendi’ye İbn Sina’nın el-Kânûn ii’tiıb adlı eserini Tebhîrü’l-mathûn adıyla Türkçe’ye ter­cüme ettiren Kâtibzâde’nin zengin bir kütüphanesi­nin bulunduğu, bugün İstanbul’un çeşitli kütüphanelerine dağılmış olan kitapları­nın kendi hattıyla yazılmış temellük ka­yıtlarından anlaşılmaktadır.