Kaside i Nuniyye Yazarı, Özellikleri, İçeriği, Hakkında Bilgi

42

Kasîdetü’n-nûniyye. İbn Kayyım el-Cevziyye’nin (ö. 751/1350) akaide dair manzum eseri.

Asıl adı el-Kâfiyetü’ş-şâfiyeü’l-İntişâr li’l-fırkati’n-nâciye olup beyitleri nûn harfiyle sona erdiği için el-Kaşîdetü’n-nûniyye adıyla meşhur olmuştur; ancak Kâtib Çelebi tarafından yanlışlıkla “mî-miyye” olarak tanıtılmıştır. İbn Kayyim, İctimâ’u cü-yûşi’l-İslâmiyye adlı eserinde kendisine nisbet ederek zikrettiği, ayrıca çağdaşı olan tabaKat müellifleri tarafın­dan onun eserleri arasında sayıldığı için manzumenin ona aidiyeti konusunda şüp­he yoktur. Aruz vezninin kâmil bahrinde 5949 beyitten ibaret olan kaside, telif sebebini ve Ehl-i sünnet inancını kısaca açıklayan mensur bir girişten sonra farklı hacimlerden oluşan bölümlere (fasıl) ay­rılmıştır.

Eserin ilk bölümünde cebir ve sıfatla­rın inkârı başta olmak üzere Cehmiyye’-ye ait itikadî görüşleri tenkitçi bir yakla­şımla ele alan İbn Kayyim, Ahmed b. Han-bel ile diğer bazı âlimlerin Cehmiyye’ye karşı yazdığı reddiyelere atıfta bulunur, bu arada Selefiyye’nin karşı tezlerine ve delillerine de yer verir. Daha sonra kelâm sıfatı ve halku’l-Kur’ân meselesini ince­leyerek Allah’ın kelâmında lafız ve mâna ilişkisi üzerinde durur. İkinci bölümde Se-lefiyye ile Ehl-i sünnet kelâmcıları arasın­da ihtilâf konusu olan haberi sıfatlar ve özellikle arşa istiva, ulüv, nüzul vb. kav­ramlar ele alınır. Bunların zahirî mânala­rından çıkarılıp farklı şekillerde anlaşılma­sını sıfatların yok sayılması (ta’tîl) şeklin­de niteleyen müellif, söz konusu sıfatla­rın ispatı için çoğunluğu Kur’an ve hadislerdeki nas ve işaretlerden ibaret olan yirmiyi aşkın delil sıralar. İbn Kayyim, te’vilin kelâmcılar tarafından yanlış anlaşı­lıp naslara uygulandığını ileri sürer ve bu terimin “nasları geniş bir biçimde açıkla­ma” mânasına geldiğini, bu çizgiyi aşan yorumların te’vil sınırını geçip ta’tîl ve tahrif boyutuna ulaştığını söyler. Öte yan­dan Selef anlayışını benimseyen hadis âlimlerinin kelâmcılar tarafından Hâricî-ler’e benzetilmesini ve onların Haşviyye, Mücessime veya Müşebbihe statüsünde görülmesini sert bir şekilde eleştirir. Manzumenin daha sonraki başlıkları, Mu-attıla genel adıyla anılan kelâmcılann gö­rüş ve yöntemlerinin tenkidine ve istika­met ehli olarak tanıtılan Selefiyye meto­dunun savunulmasına ayrılmıştır. Bu bö­lümde iman esaslarını bozmak, naslarla istidlal etmeyi ilim ve yakin ifade etme­diği gerekçesiyle küçümsemek ve çeşitli bid’atlar üretmekle itham edilen kelâm­cılann tevhid anlayışı ile Selefe aittevhid anlayışı arasındaki farklar ortaya konulur. Ayrıca sahih akılla sağlam nakil arasında çatışma düşünülemeyeceği için Mu’tezi-le’nin sıfatları dışlayan veya Ehl-i sünnet kelâmcılarının haberi sıfatları yoruma tâ­bi tutan yaklaşımlarının vahyi ihmal et­mek ve onun ortaya koyduğu tevhid an­layışını zedelemekle eşdeğer olduğu İfa­de edilir. Kasidenin son bölümü, Kitap ve Sünnet bağlılarına sunulacağı belirtilen uhrevî mükâfatlara ve cennet tasvirle­rine ayrılmıştır. Bu bölüm, müellifin aynı konudaki müstakil eseri Hadi’l-ervâh’ in manzum bir özeti görünümündedir.