Karl Marx – Yahudi Sorunu

Karl Marx – Yahudi
Sorunu

Alman Yahudileri özgürleşme istiyorlar.

Yurttaşsal, politik bir özgürleşme.

Bruno Bauer onları yanıtlıyor: Almanya’da kimse politik
bakımdan özgürleşmiş değil. Biz kendimiz özgür değiliz, sizi nasıl
özgürleştirebiliriz? (s. 5)

Yoksa Yahudiler Hıristiyan uyruklarla eşit tutulmak mı
istiyorlar? Bu durumda Hıristiyan devletin haklılığını kabul ediyorlar…

Yahudi, Almanya’nın özgür oluşuyla ilgilenmiyorsa, Alman,
Yahudi’nin özgür oluşu ile niye ilgilensin?

Bu devlette Yahudi, Yahudi olma ayrıcalığına sahiptir.
Yahudi olarak Hıristiyanların sahip olmadığı haklara sahiptir. O zaman niye
kendisinin sahip olmadığı ama Hıristiyanların yararlandığı hakları istiyor? (s.
6)

Şu halde siz Yahudiler neye dayanarak özgürlük istiyorsunuz?
Dininize dayanarak mı? Ama o, devlet dininin can düşmanı. Yurttaş olarak mı?
Almanya’da yurttaş yok. İnsan olarak mı? Ama siz, başvurduklarınızdan daha çok
insan değilsiniz ki. (s. 7)

Başkalarını özgürleştirebilmek için önce kendimizi
özgürleştirmeliyiz.

Yahudi ile Hıristiyan arasındaki karşıtlıkların en sert
biçimi dinsel karşıtlıktır.

Bu karşıtlık onu olanaksızlaştırarak çözülür: Dini
kaldırarak (Her ikisi de dinin ortadan
kalktığı bir ortamda bir araya gelebilirler, yoksa daima biri Hıristiyan diğeri
Yahudi olduğu sürece karşıtlık devam edecektir
). (s. 8)

Bauer, genel olarak insanın dini, yurttaşsal özgürleşme için
bırakmasını istemektedir. Öte yandan o tutarlı biçimde, dinin politik
kaldırılışını, dinin tümden kaldırılışı saymaktadır. (s. 11)

Almanya’da Yahudi sorunu, tamamen teolojik bir sorundur. (s.
12)

Din artık bizim için neden değil, tersine yalnızca dünyasal
sınırlılığın fenomeni olarak söz konusudur. Bu yüzden biz, özgür yurttaşların
dinsel sıkıntılarını onların dünyasal sıkıntılarıyla açıklıyoruz.

…dünyasal kısıtlamalardan kurtuldukça, dinsel
sınırlılıkların üstesinden geleceklerdir.

Biz (…) teolojik sorunları dünyasal sorunlara
dönüştürüyoruz. (s. 14)

Devlet, insan ile insanın özgürlüğü arasındaki aracıdır. (s.
16)

Gerçekte, kusursuz Hıristiyan devlet, (…) tanrıtanımaz
devlettir, demokratik devlettir, dini sivil toplumun geri kalan öğeleri arasına
süren devlettir. (s. 22)

Tamamlanmış Hıristiyan devlet, kendini devlet olarak tanıyan
ve üyelerinin dinini göz ardı eden devlet demektir. (s. 28)

Politik özgürleşme, aynı zamanda halka yabancılaşmış
devletin, hükümdar erkinin dayandığı eski toplumun çözülmesidir. (s. 38)

Nedir Yahudiliğin dünyasal temeli? Pratik gereksinim, özel
çıkar.

Nedir Yahudinin bu dünyalık dini? Bezirgânlık. Bu dünyalık
tanrısı? Para. (s. 44)

Yahudinin özgürleşmesi, son tahlilde insanlığın Yahudilikten
özgürleşmesidir (ticarete/bezirgânlığa atıf yapılıyor). (s. 45)

Pratik gereksinim ve özel çıkarların tanrısı paradır.

Para, İsrail’in kıskanç tanrısıdır, önünde başka hiçbir
tanrı varlığını sürdüremez. Para insanların tüm tanrılarını aşağılar ve onları
metalara çevirir.

Bu yüzden de tüm dünyayı, hem insan dünyasını hem doğayı,
özgül değerinden yoksunlaştırır: para insanın işinin ve insanın varoluşunun
yabancılaşmış özüdür ve bu yabancı öz insana hükmeder ve insan da ona tapınır.
(s. 48)

Yahudilik zirvesine sivil toplumun tamamlanışıyla ulaşır,
ama sivil toplum tamamlanışına ancak Hıristiyan dünyada ulaşır. (s. 50)

Hıristiyanlık Yahudilikten çıkmadır ve yeniden onda
çözüşmüştür.

Hıristiyan baştan beri teorize eden Yahudiydi, Yahudi bu
yüzden pratik Hıristiyandır ve pratik Hıristiyan da yeniden Yahudi olmuştur.
(s. 51)

  
Zur Judenfrage, 1844

Türkçeleştiren: Niyazi Berkes

Sol Yayınları

Ekim 1997, Ankara