KARİZMA

354

 

KARİZMA

 

Kelimenin aslı,
Yunanca “hibe edilmiş” anlamına gelen “Gharisma” dır. İlk
dö­nem hıristiyan bilginler, Allah’ın belirli in­sanlara ihsan ettiği manevi
bağışlara işa­ret için bu kelimeyi kullandılar. Kelime onlardan skolastik
hrıstiyan felsefesine geçti, daha sonra da, Alman sosyologu M.Weber
vasıtasıyle, bazı kimselere bah­şedilmiş olağanüstü özellikleri anlatmak için
kullanılan sosyolojik bir kavram hali­ne geldi.

Toplumsal otoritenin
kaynağını araştı­ran Alman sosyal bilimcilerinin çoğu ka­rizmayı, halkın
itaatinin esası olarak ka­bul ederler. Böyle düşünenlerden biri de Max Webcr
(1864-1920)’dir. Weber, oluşturduğu “ideal tiplerle tanınan bir
sosyologdur. Onun ideal tiplerinden biri de ünlü “egemenlik”in teşekkülü
hakkın­daki tipolojidir. Çok yaygın ve genel tari­fe göre egemenlik,
yöneticinin belirli emirlerine halkın itaatini sağlayan mane­vi bir güçtür.
Vatandaş (teb’a) ile devlet arasındaki her sosyal ilişki gibi egemenlik
ilişkileri de, ya taraflararası bir sözleşme ve antlaşma yoluyla veya
geleneksel gör­gü yoluyla, yahut da dışardan bir gücün koymuş olduğu düzenin
esaslarıyle kuv­vetlendirilerek bir düzen özelliği kazanır. Böylece, sosyal
ilişkilerden doğmuş bir egemenlik, bir birlik ortaya çıkar. İşte bu noktada,
egemenliği kullanacak, kanun ve düzenleri uygulayacak şahıslar, yani ik­tidarı
üstlenecek kişilerle, Weber’in ifade­siyle, “iktidarın erkân-ı
harbiyesi” ile kar­şılaşıyoruz.

Pek çok tecrübeyle
sabittir ki, bir ikti­dar, sadece yeri geldikçe vatandaşları ta­rafından takdir
edilmekle yetinmez; ikti­darının meşruluğuyla ilgili duygu ve dü­şüncelere de
çok önem verir. Çünkü bu duygu ve düşünceler iktidarın otoritesine güven
motifini canlandırmak ve inkişaf et­tirmek suretiyle emirlerinin uygulanma şansım
artıracaktır. Gerçekte bu duygu ve düşünceler, süreklilik arzeden iktidar
dönemlerinde kendiliğinden meydana ge­lir ve gelişir. Fakat genelde farklılık
göste­rir ve belirli şekil ve kategorilerde ege­menlik tipleri oluşturur.
Weber’e göre sö­zü edilen egemenlik tipleri şunlardır: “Ge­leneksel
Egemenlik Tipi, Karizmatik Ege­menlik Tipi ve Kanuni Egemenlik
Tipi”.Bİ-rincisinde egemenlik, meşruluğunu eski­den beri devam etmekte
olan sistemin ve hükümdar idaresinin kutsallığı hakkında­ki İnançtan alır. Kimin
ne zaman, nasıl hü­kümdar olacağı, öteden beri süregelen ge­leneklerle tesbit
edilmiş ve bir esasa bağ­lanmıştır. Bu tip egemenlik ilişkisinde si­yasi
otoritenin kaynağı eskiden böyleydi, bundan sonra da o şekilde devam edecek­tir,
gelenek herşeyi belirlemektedir. Gü­nümüz toplumlarında görüldüğü üzere,
kanunlara bağlanan ve gücünü onlardan

alan bir otorite
sözkonusu değildir.

Modern egemenlik tipi
olan kanunî ege­menlik tipinde, Weber’e göre otoritenin meşruluğu objektif ilke
ve kurallardan, ya­ni kanundan ve hukuktan kaynaklanır. İdareciler, toplumu
yönetirken kendileri dışında hazırlanmış gayr-i şahsî bîr düze­ne göre hareket
ederler. Kanunlarla tes­bit edilmiş yetkileri vardır. Halk, idareci­lerin
değil, onların şahsında temsil edilen düzenin manevî şahsiyetine itaat etmiş
olur. Siyasi otoriteyi temsil eden kişi ve ik-tİdann erkân-ı harbiyesi, belirli
bir takım makam hiyerarşisine bağlıdır. Bu makam­ların görevleri, dereceleri ve
yetkileri ka­nunlarla düzenlenmiştir.

Karizmatik egemenlikte
ise, yukarda zikredilenlerin aksine, siyasal otoritenin kaynağı hükümdar veya
iktidar grubunda varlığına inanılan olağanüstü Özellikler­dir. Buna göre,
örneğin bir peygambere, bîr şeyhe itaatin esası, ümmet veya mürid-lerin onlarda
varlığım düşündükleri ve öy­le olduğuna inandıkları insanüstü, hariku­lade ve
herkeste görülmeyen özellikler­dir. İşte bu bir karizmatik egemenlik ör­neğidir.
Bu egemenlik ilk dönem hıristi-yan kilisesindeki otoritenin tarihsel gelişi­minde
bulunan örnekler dikkate alınarak ortaya çıkarılmıştır. Gerçi aynı durum başka
başka yerlerde de kendini gösterir. Nitekim İslâm dünyasında peygamberler ve
evliyanın karizmatik özellikleri vardır. Zira mucize ve kerametler, Allah
tarafın­dan bahşedilmiş bir yeteneğin eseridir. Bu düşünceden hareketle bazı oryantalist­ler
Arapçadaki”keramet” kelimesinin Yu­nanca ” Charisma”dan
alındığını, ama İslâ-mî kullanış şekli olan Arapça ifadeyi ter­cih ettiklerini
yazarlar.

Fakat sözü edilen
karizmatik özellik ve güç, sadece dini alanla sınırlı değildir. Basarılı bir siyasi
lider, yönettiği toplumda bu tür bir kanaat ve inanç meydana getire­rek kendine
itaati sağlayabilir. Sözkonu­su durumdan yararlanan lider, geleneksel sosyal
değerleri korumakla beraber, yeni yeni emir ve düzenlemelerle eskisinden farklı
hedefler gösterir. Zira bu güç ve yet­kiyi ona veren vatandaşlarının hatalarım,
eksikliklerini görebilme, onların hareket­lerini düzenleyebilmeyi sağlayan
ondaki olağanüstü kuvvettir. Bu noktada bazı Al­man sosyologlarının bir kısım
hükümdar­lara “ilahlık” vasfı izafe eden düşüncele-rin”
karizmatik” düşünceden doğduğu şek­lindeki açıklamalarında haklılık
payının olduğu söylenebilir. Karizmatik kuvvetin sadece siyasi idarenin
liderlerinde değil, iktidarın diğer gruplarında da olduğuna inanılır. Buna
göre, iktidar sahibinin esra­rengiz güçten, karizmadan belirli derece­lerde pay
sahibi olmakla diğer vatandaşla­rından ayrılan kimselerden oluşur. Kariz­matik
güç, zaten onları vatandaşların gö­zünde çok seçkin bir konuma oturtur. Onun
için siyasal parti başkanı olmaya ve­ya toplumun yöneticileri olmaya aday
olanlar da ancak onlardır.

İzzet ER