KAPİTALİZM

340

 

KAPİTALİZM

 

/. Tanımı ve Genel Şartlan:

 

Endüstriyel veya
“tam” biçimiyle önce İngiltere’de (XVIII. yüzyıl sonu) gelişen
iktisadi ve siyasi sisteme verilen ad. Batı dünyasında feodalizmin sona
ermesinden bu yana egemen olan İktisadi sistem Inter­national Encyclopedİa of
Social Scien­ces1 in 1931 baskısına göre “kapitalizm, ik-tisatın tek uğraş
alanı olmaya yönelmiş ol­masına rağmen, ne terim, ne de kavram olarak akademik
iktisatın temsilcileri ta­rafından henüz dünya ölçüsünde kabul edilmiş
değildir. Sombart’ın eserleri kapi­talizm kavramının iktisadi düşünce siste­mine
kesin olarak temel alındığı ilk çalış­malardır” (Maddenin yazarı
Sombart’ın kendisidir).

Kapitalist olarak
adlandırılan herhangi bir sistemin özü gayrı şahsi üretim araçla­rının (yani
kollektif olarak “sermaye” diye adlandırılan toprak, madenler,
fabrikalar vb.) özel sahipleri ile, emek hizmetlerini işverenlere satan özgür
fakat sermayesiz işçiler arasındaki ilişkilerdir. Kapitalizm­de, üretimi
ilgilendiren kararlar kâr güdü­süyle hareket eden özel işadamları tarafından
verilmektedir. Tarihin bütün dö­nemlerinde çeşitli kapitalizm biçimleri bu­lunabilirse
de, günlük ihtiyaçların kapita-listik yöntemlerle temini sadece Batı Av­rupa’nın
bir özelliğidir ve burada bile an­cak XIX. yüzyıldan itibaren egemen ol­muştur.

Max Weber bu anlamda
kapitalizmin var olabilmesi için altı şart öne sürmekte­dir: rasyonel sermaye
muhasebesi, piyasa serbestisi, rasyonel teknoloji, güvenilir bir hukuk, özgür
emek ve iktisadi hayatın ticarileşmesi.

Kapitalizmin varlığı
için en genel önvar-sayım rasyonel sermaye muhasebesidir. Böyle bir muhasebe,
önce tüm fiziksel üretim araçlarının -toprak, ham madde­ler, makineler,
aletler, vb.- özerk özel sa­nayii işletmelerinin (gereğine göre) kulla­nılabilir
mülkü olarak ayrılmasını gerekti­rir. Bu sadece bizim çağımızda bilinen bîr
olgudur: sadece ordunun evrensel bîr is-tîsna teşkil ettiği bir olgu. İkinci
olarak/»-yasa serbestisini, yani ticaret üzerindeki ir­rasyonel (akılcı
olmayan) sınırlamaların yokluğunu gerektirir. Bu tür sınırlamalar statü
engelleri ile ilgili olabilir, belirli bir hayat veya tüketim tarzının bir
sınıfa özgü kılındığı, mesela şehirlilerin arsa sahibi ol­malarına veya şövalye
ve çiftçilerin sana­yii ile uğraşmalarına izin verilmediği za­manlarda olduğu
gibi. Böyle durumlarda ne özgür bir emek piyasası, ne de serbest bir mal
piyasası mevcut olabilir. Üçüncü olarak, kapitalist muhasebe rasyonel tek­nolojiyi
şart koşar. Dördüncü gereklilik güvenilir, sağlam bir hukuktur. Eğer kapi­talist
sınai Örgütlenme biçimi rasyonel ola­rak işleyecekse, sağlam bir karar mekaniz­masına
ve güvenilir bîr idareye bağlı olma­lıdır. Ne Yunan şehir devletleri çağında,
ne Asya’nın Patrimonyal devletlerinde,

ne de Stuart’lara
kadar Batı Avrupa ülke­lerinde bu şart yerine getirilebilmişti.
“Aff-ışahâne” kabilinden lütuflanyla kral­ların “ucuz
adaleti” iktisadi hayatın plan ve hesaplarım sürekli bir kargaşa içine
sokmaktaydı.

Beşinci şart özgür
emektir. Sadece huku­ki açıdan değil, fakat aynı zamanda iktisa-den emeklerini
satmaya zorlanan insanla­rın piyasada herhangi bir sınırlama olmak­sızın
bulunabilir olmaları gerekmektedir. Sadece biçimsel olarak gönüllü, fakat ger­çekte
açlığın zorlaması altında, Ücret kar­şılığında emeklerini sunan işçilerin var
ol­ması sonucunda üretim maliyetleri önce­den kesin olarak tesbit edilebilir.
Altına ve son şart, İktisadi hayatın ticarileşmesi-dir. Bununla, bir işletmedeki
hissedarlık haklarını temsil eden ticari belgelerin, mülkiyetin devredilebilir
kağıtlar biçimi­ni aldığı durumdaki genel kullanımı kaste­dilmektedir.

 

//. Tarihi Gelişimi; Kapital, Kapitalist, Kapitalizm:

 

Capitaie (caput=baş,
geç dönem bir La­tince kelime) emtia stoku, parayekûnu ve­ya faizli para
anlamında XIII. yüzyıla doğ­ru ortaya çıkmıştır. Braudel’egöre kapita­lizm
kelimesi, önceleri katı bir şekilde ta­nımlanmış değildi, çağın tartışmaları ön­celikle
faiz ve tefecilik üstünde odaklaş­mıştı (ödünç verenin taşıdığı riskten ötü­rü,
skolastiklerin, ahlakçı ve hukukçula­rın sonuçta vicdanen kapı açtıkları tefeci­lik).
Bu bakımdan modernliğin öncüsü olan İtalya bu tür tartışmaların merkezin­de
bulunuyordu. Kelime ilk olarak bura­da icat edildi, aşinalık kazandı ve bir
dere­ceye kadar olgunlaştı. Tartışmasız bir bi­çimde 1211’deortaya çıkmakta ve
1283 yı-

lında bir ticaret
şirketinin sermaye değer­leri (aktifleri) anlamında kullanıldığı bilin­mektedir.
XIV. yüzyılda, pratik olarak her yerde karşılaşılabilmektedir: Giovan-ni
VİUani’de, Boccaccio’da, Donato Vel-luti’de. 20 Şubat 1399’da, Francesko di
MarcoDatini, Rrato’danbir mektup arka­daşına şöyle yazıyordu:” Şüphesiz
eğer ka­dife veya yünlü giyecek satın alacak olur­san, sermayeyi (il chapitale)
ve (yapıla­cak) kârı sigorta ettirmeni istiyorum; on­dan sonra, keyfine göre
davran.”, Kelime ve ifade ettiği gerçeklik Siena’ü St. Ber-nardino’nun
(1380-1444) vaazlarında & görülmektedir: “Çoğunlukla sermaye <|İ-ye
adlandırdığımız, servetin o doğurgan sebebi.”

Kelime tedricen bir
şirketin veya bir tüpr carın para sermayesi anlamına gelmeye başladı: İtalya’da
çoğunlukla il corpo, Lyons’da XVIII. yüzyılda bile, le corps di­ye
adlandırıldı. Fakat, Avrupa’nın her ya­nında uzun bir belirsiz kullanım dönemin­den
sonra “baş” imajı sonuçta gövdeninkiv ni altetti. Muhtemelen kelime
İtalya’dan gelip Almanya ve Hollanda’da yayıldı» Ni­hayet caput’ un diğer
türevlerine karşı gel­diği Fransa’ya ulaştı: chateU cheptel, ca-bal; sonuncusu
Rabclais’de görülmekte­dir.

Kapital (sermaye)
kelimesi Jean Ni-cot’nun TJıresor de la Lanque Francois (1606)’smda boy
göstermektedir. Ancak, o günden itibaren mânâsının yerleştiği so­nucuna
varmamalıyız. Hem İngilizce, hem de Fransızca’da, bir rakipler küme-siyle
kuşatılmıştı: servet, para, fonlar, emü-la, aktifler, mülkiyet, principal,
patrimony bulmayı umacağımız yerlerde sıkça kulla­nılan kelimeler.

Onlar yavaş yavaş
alınıncaya kadar .ser­maye kelimesi rakiplerine üstünlük sağlarmadı. Condillac
1782 yılında daha basit bir ifade kullanmaktadır: “Her bilim özel bir dil
gerektirir, çünkü her bitimin bizzat kendi ideaları vardır. Öyle görünüyor ki,
bu dili oluşturmakla başlamalı, ama insan­lar konuşup, yazarak başlıyorlar ve
dilin oluşumu bir kenarda bekliyor.”

Bu arada
“kapital” kelimesi tedricen ra­kiplerini devredışı bırakıyordu. Artık
“ü-retken sermaye” den söz eden Forbonnais ve “tüm sermaye,
üretimin bir aracıdır” dİ-yen Ouesnay’de terimi bulabilmekteyiz.
“Atıl sermaye” ile “aktif sermaye” arasın­da bir ayrım
yapan Morellet’de (1764) ve daha açık olarak, sermayenin kendisi için artık
sadece para demek olmadığı Tur-got’ da kelimenin modern anlamları görül­mektedir.
“Marks’ın kelimeye sarih ola­rak (ve münhasıran) verdiği anlama” (bir
üretim aracı) ulaşmak için sadece bir rötu­şa ihtiyaç vardı.

Kapitalist kelimesi,
muhtemelen onye-dinci yüzyılın ortalarından kalmadır. Hol-İandische Mercurius
kelimeyi bir kez 1633’te, sonra 1654’te kullanır; 1699 yılı­na ait bir Fransız
muhtırası Birleşik Eya­letler Genel Valisinin ihdas ettiği yeni bir verginin, 3
florin ödeyecek olan “kapita­listler” ile 30 sol ödeyecek olan diğer
in­sanları ayırdığım belirtmektedir. Dolayı­sıyla kelime 1759’da Jean-Jacques
Rous-seau’nun arkadaşlarından birine yazdıkla­rından önce zaten kullanılıyordu:
“Ne bü­yük bir Lord, ne de bir kapitalistim; yok­sul ve mutluyum.”
Fakat kelime ünlü .4/1-siklopedi’dt sadece bir sıfat olarak görü­nür. Zengini
betimlemenin bir çok yolu vardı: Varlıklı İnsanlar, milyonerler,
no-uveauxriches, para keseleri, fortunes (pu-ristlerin sevmediği bir kelime)
vb.

Kapitalizm İse çok
yeni bir kelimedir. Dauzat’ya göre 1753’te Ansiklopedi’de

yer almaktadır, fakat
çok özel bir anlam ile: “Zengin olan birinin durumu. Maale­sef bu ifade
yanlış görünmektedir; alıntıla­nan metnin izi bulunamamaktadır. 1842’de J.B.Richard’ın
Enrichissement de la langıte Française’sindc ortaya çık­maktadır. Fakat, 1850
yılında Bastiat ile polemiğinde kelimeye yeni manasını ve­ren muhtemelen
LouisBIanc oldu: “… Be­nim “kapitalizm” dediğim (tırnak
işareti ona aittir), kapitalin başkalarını yoksun bırakarak bazı insanlara
tahsis edilmesi­dir”. Fakat kelime hâlâ nadiren gözük­mektedir. Proudhon
arasıra kullanmakta­dır onu, doğru olarak: “Emlak hâlâ kapita­lizmin
kalesidir.” diye yazar: bu gerçekte onun başlıca tezlerinden biridir.
Kapita­lizmi çok iyi betimler: “Gelirin kaynağı olan kapitalin genellikle
onu emekleriyle ortaya çıkaranlara ait olmadığı iktisadi ve sosyal rejim.”
Ne var ki, altı yıl sonra bile kelime Marks tarafından hâlâ bilinme­mektedir.

Gerçekten bu yüzyılın
başlarına kadar, sosyalizmin doğal karşıtı olarak kapita­lizm, siyasi tartışma
alanına girmiş değil­di. Akademik çevrelerde, tartışmalar Werner Sombart’ in
bomba kitabı Der Mo­deme Kapitalismus (birinci baskı 1902) ta­rafından
başlatılacaktı. Doğal olarak, Marks’ın hiçbir zaman kullanmadığı bu kelime
Mandst modele dahil edildi; o ka­dar ki, kölelik, feodalizm ve kapitalizm,
Kapital yazarmın tanımladığı gelişmenin üç temel aşaması olarak yaygınca
kullanıl­maktadır.

O halde, kapitalizm;
politik bir kelime­dir; muhtemelen kariyerinin müphem ta­rafı buradan
kaynaklanmaktadır. Asrın ilk yıllarının iktisatçıları -Charles Gide, Canwas,
Marshall, Seligman, Cassel- ta­rafından uzun zaman yasaklandı ve Siyasiİlimler
Ansiklopedisinde ancak I. Dünya Savaşı’ndan sonra görüldü; 1926 baskısı­na
kadar Britannica Ansiklopedisine, ka­bul edilmedi ve Fransız Akademisi
Sözlü-gü’nde ancak 1936 yılında şu gülünç ta­nımla ortaya çıktı:
“Kapitalizm, kapitalist­lerin toplamıdır. (Capİtalisme: ensemble des
capitalistes).” 1958’deki yeni tanımı çok daha iyi değil: “Üretim
mallarının (“Üretim araçlarının” nesi eksik?) özel ki­şilere veya
şirketlere ait olduğu iktisadi re­jim.”

Gerçekte, bu asrın
başlarından ve özel­likle 1917 Rus Devrimi’nden bu yana an­lam kazanan bu
kelime bir çok insanı, açıkça sıkıntıya sokmaktadır. Ünlü bir ta-rİhçİ, Herbert
Heaton, onu kelime hazi­nemizden silmeyi önermektedir: “(Bü­tün)
“İzmler” içinde en çok gürültü çıkara­nı kapitalizm oldu. Bu kelime
maalesef öyle birbirine benzemez anlamlar ve ta­nımlar kazandı ki, onu tıpkı
emperyalizm gibi, kendisine saygı duyan bütün bilginle­rin vokabülerlerinden
tardetmeyi öner­mek haksızlık olmaz.” Lucien Febvre, aşı­rı derecede
kullanılmış olduğundan, keli­meden vazgeçilebileceğini söyledi. Fakat eğer bu
öğüdü dinleyecek olsaydık, terimi hemen özlemeye başlardık. Andrew Shonfield’in
dediği gibi, “kapitalizm keli­mesinin süregelen kullanımını haklı çıka­ran
bir neden, en şiddetli eleştiricileri de dahil hiç kimsenin onun yerini tutacak
da­ha iyi bir kelime önerememesîdir.”

Eski rejim (ancien
regime, yani 1789 ön­cesi) toplumlarım ve daha ziyade kadim medeniyetleri
inceleyen tarihçilerin, kapi­talizm kelimesini kullanırken Alexander
Gerschenkron’un bize sunduğu tanımı hiçbir zaman kasdetmediklerini belirtme­ye
gerek duymuyorum: “Kapitalizm, yani modem sanayi sistemi”. Geçmişte
kapita-

lizmin (bugünkü
kapitalizmden farklı ola­rak) iktisadi hayatın sadece dar bir plat­formunu
işgal ettiğini hatırlamalıyız. O halde, bütün toplumu kuşatan bir “sis­tem”
anlamında kapitalizm nasıl kullanıla­bilirdi? Ayrı bir dünyaydı o, kendisini ku­şatan
sosyal ve ekonomik çerçeveden fark­lı ve hatta ona yabana. Ve bu çerçeveyle
münasebeti içindedir kî, “kapitalizm” ola­rak tanımlanmaktadır;
sadece, daha son­ra zaman içinde ortaya çıkacak yeni kapi­talist formlarla
münasebeti içinde değil. Hakikat, kapitalizm muazzam boyutlarda­ki bir
non-kapitalizm (kapitaüzm-olma-yan) ile münasebeti içindeki bir olguydu.
“Gerçek” kapitalizmin XIX. yüzyıldan başladığı sözde gerekçesiyle,
geçmişin ekonomisi içindeki bu ikilemi kabule ya­naşmamak, kapitalizmin daha
önceki to­polojisi olarak tanımlanabilecek -ve o ekonominin tahlilî için çok
önemli olan-olgunun ehemmiyetini kavrama çabasını terketmek olacaktır.

                           :

///. Kapitalizmin Kökeni:

 

Marks, kapitalizmin
dinamiklerini keş­fetmek ve nereye doğru evrildiğini bul­mak istiyordu.
Diyalektik yöntemi, mad­deci/tarihçi görüşlere uyguluyor ve bu bağlamda başı
üstünde duran Hegel’i ayaklan üstüne oturttuğunu iddia ediyor­du.

Sombart, kapitalizmin
kökenlerim ikti­sadi determinizme başvurarak açıklama yolundaki Marksgil
teşebbüsün geçerlili­ğini reddetti. Ona göre kapitalizmin biri­cik (unîqiue)
olan evrimi, “kültürün bütü­nüne kendi özel kimlik ve gayesini aşıla­yan
bir nicelendirici rasyonalite ruhu tara­fından yönlendirilen, birbirine bağımlı
bir kültürel kompleksin ifadesi” idi. Böylece Sombart, bir anlamda,
Hegel’i eski ko-     demekti. Meslek
düşüncesini onun ma-

numuna
döndürüyordu.                              
nastır köklerinin ötesine uzatan ve -kişi-

Sombart’ın diğer bir
özelliği, Aydınlan-     nîn Tanrı’nın
seçkin kullarından biri ol-

ma’nın
“ilerlemenin kaçınılmazlığı” inan-    
ma statüsünü teyit için- onu en kesin bi-

cmdan doğan, tarihi
evrimin çizgisel ku-     çimde iktisadi
kazancın zühd içinde (asce-

ramlarına olan
muhalefetiydi. Marks’ın     tic) takibine
dönüştüren Kalvinizm oldu.

teleolojik-eskatolojik
tarih kuramı, onun       Sombart’ın
hareket noktası ise Yahudİ-

bir Aydınlanma ürünü
olduğunu ortaya     lik’tir. Ünlü eseri
Burjuva’nın ilk cümlesi

koymaktadır. Marks
kapitalizmi, anti-te-     Weber’in tezini
reddetmeye ayrılmıştır:

zini doğuracak zorunlu
bir iktisadi form     “Protestanlık
başından itibaren kapitaliz-

olarak görmektedir.
Oysa Sombart için     me ve özellikle de
kapitalist iktisadi gorü-

kapitalizm, ölmekte
olan sosyal düzenin     şe
düşmandır.” Sombart’a göre Pürita-

rahmİnden doğmayı
bekleyen daha yük-     nizm’in orta-sınıf
erdemleriyle hiçbir iliş-

sek formlar için
hiçbir teminatı olmayan,      kişi
yoktur. Püriten vaizler para kazanma-

ahlâken tükenmiş bir
düzendir.                     nın her
çeşidine tamamen muhalif idiler.

Kapitalizm tahlilinde
Marks’ın Sombart     Püritanizm serbest
rekabeti açıkça kını-

üzerindeki en büyük
etkisi, onun kapitaliz-     yordu. Daha
sonra Protestanlık Yahudili-

mi “insanları
İradelerinden bağımsız ola-     ğin
yörüngesine girdi. Yahudilik ile Pürİ-

rak birbirleriyle
belirlenmiş ve zorunlu     tanizm arasmda
bir görüş özdeşliği doğ-

ilişkiler içine
sokan” son derece karmaşık     du.
Her ikisinde de dini çıkarların üstün-

bir sosyal form olarak
algılamasıydı. Kapi-     lüğü, ilahi
mükâfat ve ceza fikri, dünya

talizmin bir gayrı
şahsi entegre iktisadi sis-     içinde
zühd, din ile iş arasındaki yakın iliş-

tem olduğu düşüncesi
Max Weber için de     kî, aritmetik günah anlayışı ve hepsinden

çok önemlidir; onun,
bireylerin kişisel se-     önemlisi
hayatın rasyonalizasyonu bulun-

çimlerini cüceleştiren
muazzam derecede     maktadır.

güçlü,
rasyonelleştirici, zorlayıcı bir sis-       
Sombart’ın ulaştığı sonuç şudur: Pürita-

tem olduğu Weber’in şu
ifadesinde açık-     nİzm, Yahudiliktir.
Yahudiliğin rasyonali-

ça görülmektedir:
“Püriten, bir meslekte     tesi,
legalizmi, dini liderlerinin ticari de-

çahşmak istiyordu, biz
öyle yapmaya mec-     halan, Yahudilerle
Yahudi olmayanlar

bunız.” Sombart
için de kapitalizm “insan-    
arasındaki ilişkilerde cari olan ikili ahlâk

lar tarafından
biçimlendirilen… ve yaratı-     kodu
vb. kapitalizmin “ruhunu” ciddi bi-

cısımn faaliyetlerini,
onun iradesine baş-     çimde
beslemişlerdir. XV. yüzyılın sonla-

vurmadan etkileyen bir
sistemdir… Sis-     rında Yahudiler
İspanya’dan atıldıktan

tem, kapitalist
teşebbüse sessiz bir haya-     sonra
Kuzeybatı Avrupa’da kapitalizmin

let gibi nüfuz eder…
Müteşebbisin bizzat     gelişmesi için hayati bir rol oynadılar:

kendisine hakim
olur… onu, kendisi için     Hollanda’da
para ve kredi sistemini stan-

gerekli olanı yapmaya
zorlar… Sistem,      dartlaştıran (yani
gayrı şahsileştiren) tah-

bızzat kendisinin olan
bir hayat yaşar.”          vil ve
kredi araçlarını kullanmaları, deniz

Weber için
“kapitalist ruh”un kaynağı    
aşırı ticareti ve sömürgeci girişimleri fi-

Protestanhk’tır:
Luther-için bir insanın     nanse
etmeleri, lüks ticaretteki uzmanlık-

mesleği,çalışmahayatınıngünlükfaaliyet-     lan ve en önemlisi Antwerp ve Amster-

leri içinde onun
Tann’ya hizmet etmesi     dam yoluyla
İngiltere’ye kapitalizmin ras-344

yonel ve hesabî ruhunu
bütün teknikleriy­le ulaştırmaları. Bu ve diğer konularda Yahudiler Avrupa
iktisadi hayatının mer­kezini Güneyden Kuzeybatıya kaydıran bir hızlandırıcı
rolü oynadılar, uluslarara­sı ticaretin temposunu arttırdılar ve kapi­talizmin
Batıda onsuz hiç bir zaman var olamayacağı modern millet-devletin te­mellerini
attılar.

Mustafa ÖZEL Bk. Feodalizm;
Marksizm; Sosyalizm.