Kantemiroğlu-Dimitrie Cantemir Edvarı, Musikişinaslığı, Hakkında Bilgi

32

Dimitrie Kantemir, siyasî faaliyetleri ve çok yönlü çalışmaları ya­nında bir Türk mûsikisi nazariyecisi, bes­tecisi ve tanbur icracısı olarak da şöhret kazanmıştır. Mûsiki bilgisini dönemin ün­lü hoca ve müzisyenleriyle kendi dene­yimlerinden elde ettiğini ifade eden ve Osmanlı kaynaklarında Kantemiroğiu di­ye tanınan sanatkâr, 1700 yılı civarında Türk mûsikisi tarihinde daha çok Kante­miroğlu Edvarı (Mecmuası) diye anılan Kitâbü İlmi’l-mûsiki alo vechi’l-hurû­fât adıyla Türkçe bir eser yazdı. İki bölüm­den oluşan kitap, nazarî bilgiler yanında alfabetik olarak sıralanmış 350’yi aşkın enstrümantal beste (peşrev ve semai) no­tasını da içine almaktadır. Eser, mûsiki­nin amelî tarafı ile daha tartışmalı bir yö­nü olan nazarî esaslarını, Türk mûsikisi­nin standart çalgısı kabul edilen tanburun perdelerinden yararlanarak ana dizi üzerinde özetlemiştir. Kitâbü İîmi’l-mûsikî, Türk mûsikisinin teorik temellerine yeni nazarî esaslar ilâve etmesi bakımın­dan bir dönüm noktası teşkil eder. Kantemiroğlu’nun “kavl-i cedld” ya da “kavl-i hakjr” diye adlandırdığı deneyci metoda dayanan bu yeni teori onun nota siste­miyle uygulamasına istinat etmekte ve “kavl-i kadîm” olarak da bilinen gelenek­sel nazariye ile çatışmaktadır. Bu yeni teori. Ortaçağ mûsiki otoritelerince sistemleştirilen soyut nitelikteki eski teoriye güçlü bir karşı çıkış özelliği taşır. Kitap­taki konular genel ve özel olarak mantıkî sınıflamaya göre ele alınmakta, konula­rın tartışmasında iki kıyas kullanılmak­tadır. Bunlardan lengüistik kıyas mûsiki unsurlarıyla dil unsurlarını karşılaştır­makta, diğeri ise tıpkı tıp bilimindeki gibi anatomik (küçük) parçalara ayırarak mukayeseye dayanmaktadır.

Kantemiroğlu’nun keşfettiği ve başlıca ilkesi olarak uyguladığı yeni teorinin te­meli alfabetik nota yazımıdır (notations, notalama}. Harflerle sayılan bir araya ge­tirdiği için bizzat Kantemiroğlu tarafın­dan “ebcedî ve adedi” olarak adlandırılan tanımlayıcı (tasviredici) ve kural koyucu (belirleyici) iki boyuta sahip bu teorinin, mûsiki eserlerinin kaybolmasını Önleye­rek onları okuyucuya ve müzisyenlere sunmaya dayandığı açıktır. İslâm mûsikisinde Ortaçağ’dan beri devam eden al­fabetik nota (yazım) sistemini ancak Kan­temiroğlu kendi çağındaki tanbur perde­leri için kullanmış, iki sekizliyi, yukarıdan bir tam ses aşan yegâhtan tiz hüseynîye kadar uzanan bir ses alanı için otuz üç harf ile (perde) göstermiştir. İkiye ayrılaraK tasnif edilen perdelerin on altısı sabit (tamam) ana perde, on yedisi ise yarım perde diye de bilinen değişebilir, tamam­lanmamış perde olarak sınıflandırılmış­tır. Kantemiroğlu, bu otuz üç işaretten başka, notada hiçbir zaman gösterilme­diğinden herhangi bir işlevi olmayan ahenk telinin perdesine denk düşen nerm çargâh (kaba çargâh) İçin de özel bir işaret icat etmiştir. Semboller nesih, rik’a ve sülüs olmak üzere üç ayrı hat üslûbun­dan esinlenilerek üretilmiş tek, çift ve üç harfli yazı şekilleridir. Her sembol başlı başına bir notayı gösterir. 1, 2, 3, 4, 6 ve 8 rakamları perde sembollerinin altında notaların sürelerini göstermek için kulla­nılır. Her ne kadar çağdaşı Şeyh Nâyî Os­man Dede. Kantemiroğlu’nun İcat ettiği yönteme çok benzeyen alfabetik nota yazımı metodunu kullanmışsa da her iki müzisyenin birbirinden ne kadar etkilen­diğini tesbit etmek imkânsızdır.