Kafkasya Mimari, Önemli, Eserleri, Hakkında Bilgi

17

Kafkasya’da çağlar boyunca sık sık gö­rülen çatışma ve istilâlar, bölgede yaşa­yan insanların varlıklarını koruyabilmeleri için savunma tipli mimari yapıları geliş­tirmelerini zorunlu kılmıştır. Bu amaç­la tesis edilen yapılar birbirine birleşik komplekslerden oluşuyor, genellikle yük­sek tepelere ve sarp vadilere inşa edili­yordu. Ayrıca Gürcistan’da Gognari, Av-ranlo, Santa ve Lodovani’de olduğu gibi labirent şeklinde yapılmış örneklere de rastlanmaktadır. Korunaklı bir şekilde tahkim edilen bu yapılar dörtgen şeklin­de planlanıyor ve içlerinde gözetleme ku­leleri de bulunuyordu. Bu tür gözetleme kuleleri, daha sonraki çağlarda da bölge­nin birçok yerinde yaygın şekilde yapıla­rak günümüze kadar ulaşmıştır. En sağ­lam biçimde zamanımıza ulaşan kuleler Orta ve Doğu Kafkaslar’da görülmekte­dir. Farklı biçimlerde inşa edilen bu kule­lerin belirgin özelliği olan çatı biçimleri dikkate alınarak sivri-basamak çatılı, be­şik çatılı, kırma-düz çatılı ve çatısız-hisar tipli olarak dört grupta toplanmaktadır. Sivri basamak çatılı kuleler. Kafkasya’da en çok örneği bulunan mimari yapılar ola­rak Çeçenya topraklarında yüksek dağ va­dileri ve sarp yamaçlarda inşa edilmiştir. Daryai Geçidi bölgesinden başlayarak do­ğuya doğru İnguş ve Çeçen toprakların­dan uzanan bir hat üzerinde yoğunlaşan bu tür kulelerin Erzi, Leilakh. Eğikal, Malkhisthİ gibi yerlerdeki örnekleri dik­kat çekicidir. Bilim dünyasında “Vaynah kuleleri” olarak tanınan bu yapılar, iyi ko­runan ve az bilinen mimari eserler olarak günümüze kadar gelmiştir. Bazı araştır­macılar, kulelerin Kafkasya’da Bronz çağından beri yapıldığını iddia ederken 1925-1932 yıllan arasında Çeçen-İnguş Özerk Cumhuriyeti’nde arkeolojik kazılar yapan Semenov ve Krupnov gibi bilim adamları Eğikal, Hamhi ve Doşhakle ya­kınlarında milâttan önce 700-500 yılları­na tekabül eden İskit uygarlığı dönemin­den kalma kule kalıntılarına dayanarak bu tür yapıların en azından İskitler’irı Kaf­kasya’da bulundukları devirlerden itiba­ren inşa edilmeye başlandığını ileri sür­müşlerdir. Kuzey Kafkasya’da 1220’li yıl­lardan sonra Moğol istilâsı ve saldırıları sırasında dağlık bölgelere çekilen Çeçen­lerin bu yıllarda kule yapımını yaygınlaş­tırarak geliştirdikleri ve bugünkü klasik görünümüne kavuşturdukları ortak bir kanaat olarak ileri sürülmektedir. Kule mimarisinin uzun gelişim yılları boyunca askerî, sivil ve dinî işlevlerle yapıldığı an­laşılmaktadır. Yükseklikleri ve birbirleri­nin görüş menzilleri içerisindeki strate­jik yerleri sebebiyle savunmaya, gözetle­meye ve haberleşmeye imkân veren bu kuleler Rus-Kafkas savaşlarında büyük hizmetler görmüş, “misket topu”nun Ruslar tarafından kullanılmaya başlandığı 1800’lü yıllardan sonra ise önemini kay­betmiştir. Kafkasya’nın hemen her böl­gesinde kuie mimarisi aynı zamanda yer­leşim amaçlı olarak da inşa edilmiştir. Çeçenya’da Yetkali’de olduğu gibi dinî amaçlarla yapılan kuleler de mevcuttur. Ortalama 20 ile 30 m. yükseklikte hafif piramidal gövdeli, beş veya altı katlı ola­rak inşa edilen Vaynah kulelerinden böl­gede 3000’e yakın kalıntı bulunmaktadır. Günümüzde bu kalıntılardan 300’e yakını sağlam veya yarı yıkık olarak ayakta kala­bilmiştir. Vaynah kulelerinin oldukça dar bir alanda çok sayıda olması sebebiyle Çe­çen-İnguş dağları dünya kule mimarisi­nin merkezi sayılmıştır. Beşik çatılı kule­lere daha çok Gürcistan’da Svanetya ve Güney Osetya’da rastlanmaktadır. Ayrı­ca Kabarday-Balkarya ve diğer bölgeler­de de bu tür kule örnekleri mevcuttur. Özellikle Svanlar’ın yaşadığı Uşguli yöre­sindeki kuleler bu grubun karakteristik örnekleri arasındadır. Bu türe giren kule örneklerinin ilginç bir özelliği de çatı ka­tında bulunan pencere sayılarındaki çe­şitliliktir. Kırma-düz çatılı kule örnekleri ve çatısız- hisar tipli kuleler, genellikle Ku­zey Kafkasya’da Balkarya’dan başlayarak Osetya. Çeçenya ve Dağıstan’dan geçerek  Azerbaycan’a kadar ulaşan bir hat üzerin­de yaygın olarak bulunmaktadır.

Kafkasya’da, bilhassa dağlık bölgelerle kuzey bölgelerinde henüz tam anlamıyla özellikleri tesbitedilmemiş çok sayıda mezar anıtı yer almaktadır. Kafkasyalı halkların putperest oldukları dönemlere ait olduğu sanılan bu mezar anıtları, böl­ge halklarının semavî dinleri kabul etme­sinden itibaren artık yapılmamıştır. Kaf­kasyalılar, mezar biçimlerini ve ölü göm­me âdetlerini değiştirmelerine rağmen bu tür yapılara dokunmamışlardır. Ka-barday-Balkarya’dan başlayan bir hat üzerinde Osetya ve Çeçenya toprakların­da görülen bu tür mezar anıtlarına kısaca “güneş mezarları”, anıtların bulunduğu nekropollere ise “Ölüler şehri” veya “sü­kûnet diyarı” denilmektedir. Kafkasya’-daki kulelerle yapı ve biçim benzerlikleri olan bu anıtların plan ve çatı şekilleri açı­sından başlıca alt! çeşidi vardır. Yapıldık­ları bölgedeki malzemenin türü bu çeşit­lenmede başlıca etken olmuştur. Meselâ mezarlar. Kabarday bölgesinde taş örme tekniğiyle beşik çatılı olarak inşa edilir­ken Çeçen-inguş bölgesinde o yörede bol miktarda bulunan plaka arduvaz taşlarla basamak çatılı olarak yapılmıştır. Kabar­day-Balkarya’da Çeğem ve Muhol: Oset­ya’da Saniba, Dargavs ve Koban; Çeçen -İnguş bölgesinde Vovnişki, Targim, Malk-histhi. Hamhi, Tzidsi, Eğikal ve Falhan bu tür anıtların bulunduğu önemli nekropol erdir.