Kafka – Özdeyişler

Werner Hoffmann – Özdeyişler Üzerine

Kişisel bir Tanrıya inanç, yokedilemez bir şeye karşı bazen insanın içinde bilincine varılmaksızın kalabilen güvenin dışavurumun olanaklarından yalnızca biridir.
Kendi içinde yokedilemeze, madde ötesinde bir şeye sürekli güven duymaksızın yaşayamayacağı bilinci. (s. 20)

İnanmak, içindeki yokedilemezi özgür kılmak, daha doğrusu kendini özgür kılmak, daha doğrusu yokedilemez olmak, daha doğrusu olmaktır. (s. 22)

Tanrıyla uyum içinde yaşamak isteniyorsa, bizi ondan ayıran korkunç uzaklığı kavrayabilmemiz gerekiyor. (s. 23)

Acıdan kaçmakla insan sakınabileceği ve sakınması gereken tek acıyla karşı karşıya bırakır kendini. (s. 35)

İnanç -> Eylemlerimin sorumluluğunun bilinici / yaptıklarımın ve yapmadıklarımın bilinci

Suskun gökyüzünü konuşturmak ne kadar olanaksızsa, içteki derinliklere inebilmek de yine öyle olanaksızdır. (s. 43)

Psikoloji, sabırsızlıktır. (s. 51)

Madem dünyada ayakta kalacak güçten yoksundu, bu durumda vazgeçmekten başka yapacak şey kalmıyordu -kendisine- ve başka bir çarenin söz konusu olmayışı da onun için bir tür teselliyi içeremekteydi. (s. 60)

Davranışlarımızın hesabını vereceğimiz en yüksek derecedeki dünyevi mahkeme, içinde yer aldığımız halktır, onun örgütlenme biçimidir, devlettir. Kafka… bir vatandaşa düşen görevleri kılı kırk yaran bir titizlikle yerine getirmesine karşın, kendini yaşadığı toplumda hep bir yabancı gibi hissetti. (s. 72)

“Sen benim insan mahkememsin” diye yazar Felice’ye… (s. 74)

Yazmak tümüyle yer bitirir Kafka’yı, ondan geriye bir şey bırakmaz. (s. 74)

Hayatının tamamında “savunma” halinde, ancak asıl endişesi “savunamayacağı” düşüncesinde

Korkusunun bunaltıcı baskısından yazı yoluyla kurtulma isteğini gerçekleştirdi mi, yaratıcı etkinliğin sonucu olarak ortaya çıkacak katharsisi (arınma) varlığının tekeli yapacak ve böylece çalışmayı adeta ruhsal tedavi gibi kullanmış olacaktı, bunu doğru bir şekilde görmüştü. (s. 89)

Yazmak sevgi için gereken cesareti vermiştir Kafka’ya, ama sevilen kişiyle birlikte bir yaşam, yazmasını olanaksız kılmaktadır. (s. 91)

Yazmak, dünya nimetlerinden gerçekten el çekmeye değil, Kafka’yı ayartıp kendini yenmeye, dünya için ölü bir kişi olmaya, hatta ölümün kendisini düşüncelerinde yaşamaya yöneltmiştir. (s. 99)

Kafka’daki gökyüzü suskundur, Tanrı kendi dünyasından geriye çekip almıştır kendini, ama Tanrı tarafından terk edilmişde olsa dünya yine onun sayesinde sürdürür yaşamını, dünya Tanrıyı unutmuştur.
Kafka kendi zamanında tanrısal bir cezir (geriye çekiliş) gözüyle bakmış ve Tanrı da öncelikle yargılayıcı Tanrıyı görmüştür. Bu yüzdendir ki, korku kendisinde öylesine büyük boyutlara ulaşmış, Tanrının rahmetine beslediği umudun zayıflığı, bu korkuyu hiçbir zaman yatıştırıp hafifletecek gücü gösterememiştir. (s. 117)

Kişisel olarak Kafka’nın Tanrıyı sevmekten çok ondan korkması anlaşılır bir şeydir. (s. 124)

Bir noktadan sonra geriye dönüş diye bir şey kalmaz. Bu noktaya ulaşılması gerekiyor. (s. 140)

İyi, bir bakıma iç karartıcıdır. (s. 142)

Yalnız bilme ağacının meyvesinden yediğimizden değil, yaşam ağacının meyvesinden henüz yemediğimiz için de günahkar duruma düştük. (s. 150)

Dünyanın acılarından geride tutabilirsin kendini, bu özgürlük sana verilmiştir ve senin doğa’na aykırı yanı yoktur; ama kaçınabileceğin tek acı varsa, o da işte belki kendini bu geride tutuştur. (s. 154)

Aldatmacadan başka ne görebilirsin çevrende? (s. 155)

Hiçbir avuntu O’nu avutamuyor, çünkkü alt tarafı bir avuntudur, bir ceza evinde bulunmanın horyat gerçeğine karşı güçsüz ve baş ağrıtıcı bir avuntu. ama kendisine aslında ne istediği sorulsa, yanıt veremez; çünkü -bu da O’nun kendini savunmada başvurduğu en güçlü kanıtlardan- özgürlük üzerine bir düşüncesi yoktur. (s. 158)

Bütün erdemler kişisel, bütün kötülükler toplumsaldır.
Toplumsal erdem gözüyle bakılan şeyler, ‘^şaşılacak’ ölçüde gücünü yitirmiş toplumsal kötülüklerdir. (s. 163)

Özgür bir yaşam korkutmazdı O’nu. Gel gelelim, böyle bir yaşam karşısına çıkmadı; ama bu da tasalandırmıyor O’nu, zaten kendi kendisiyle ilgili tasalara asla kapıldığı yok. (s. 165)

Bulunduğumuz yerden yaşama götürecek bir yol yoktur çünkü; oysa yaşamdan buraya gelmemizi sağlayan bir yolun varlığı gerekiyor. İşte yolumuzu böylesine şaşırmış durumdayız. (s. 170)

22 – Sen ödevsin. Uzakta yakında bir öğrenci yok

37 – Belki sahip olabilirsin, ama varolamazsın savına verdiği yanıt, yalnızca bir titreme ve yürek çarpıntısıydı.

48 – İlerlemeye inanmak, henüz bir ilerlemenin gerçekleşmediğine inanmaktır. Bunun tersi inanç sayılmaz.

50 – İnsan, içinde yok edilemez bir şeye sürekli güven duymaksızın yaşayamaz; ancak gerek yokedilemez, gerek ona duyulan güven kendisinden saklı kalabilir. Bu saklı kalışın dışavurumlarından biri de kişisel bir Tanrı’ya inanmaktır.

62 – Manevi dünyadan başka bir şeyin bulunmadığı gerçeği, umudumuzu alıp bize bir kesinlik bağışlar.

70 – Yokedilmez tek bir şeydir. Her insan tek başına bu yokedilmezdir; öte yandan, bütün insanlarda ortak özelliktir yokedilmez; dolayısıyla, insanları birbirine bağlayan eşsiz bir bağdır.

80 – Doğru bölünmez, bu yüzden kendini bilip tanıyamaz: Doğru’yu tanımak isteyenin yalan olması gerekir.

Çeviren: K. Şipal, Cem, 09