Jonathan Culler – Saussure

Jonathan Culler – Saussure

Dil, toplumsal süreçlerin ürünüdür.

Fizik kanunlarıyla/olgularıyla sınırlı tanımlar insanı
kavramada yetersizdirler.

Saussure’ün çalışmaları göstergebilim ve yapısalcılar için
zihin açıcı oldu, ondan fazlasıyla etkilendiler.

Saussure, 1907 ile 1911 yılları arasında Cenevre
Üniversitesi’nde dilbilim konulu dersler verdi. 1913’te öldüğünde bu derslerine
dair bir eser yayınlamamıştı. Öğrencilerinin tuttuğu ders notlarından yapılan
derlemelerle Genel Dilbilim Dersleri adlı kitap ortaya çıktı.

Dilbilimdeki birçok soru Saussure’ün cevaplarıyla yanıt
bulur. Saussure sadece dilbilimcilerin değil insan bilimleriyle ilgilenen
herkes için dönüm noktası olmuştur.

Saussure’ün gösterge ve gösterge dizgeleri üstüne ürettiği
düşünceler insan yaşantısını düzenleyen yolların genel olarak incelenmesine yol
açar. (s. 11)

1- Saussure ve Dersler

Saussure, 1867’de Cenevre’de doğdu. Aile dostları Adolphe
Pichet onu dilbilim çalışmalarına yöneltti.

1875’te Cenevre Üniversitesi’ne girdi. Dilbilime olan ilgisi
nedeniyle Hint-Avrupa dillerini incelemek için Leipzig Üniversitesi’ne geçti.

1978’de “Hint-Avrupa
Dillerindeki Ünlülerin ilk Dizgesi Üstüne İnceleme
” adlı yapıtını
yayınladı.

Doktora tezini tamamladıktan sonra Paris’e gitti.

1891’de profesörlük teklifi üzerine Cenevre’ye döndü.

1907’den itibaren dilbilim derslerine girmeye başladı.

1912’de rahatsızlandı, 1913 Şubat’ında vefat etti.

Verdiği derslerle ilgili kitap çalışması yapmayan
Saussure’ün eseri, derslerinde öğrencilerinin tuttuğu notlara dayanmaktadır.

Bally & Sechehaye, Saussure’ün ders notlarını derleyip
düzenlediler ve ilk olarak 1916 yılında basımını gerçekleştirdiler.

2- Saussure’ün Dil
Kuramı

Saussure’den önce dilbilim, henüz incelediği konunun öz
niteliğini ortaya koymamıştı.

Dil, son derece karmaşık bir fenomendir. Tek bir söz edimi
bile olağanüstü bir etkinlik alanı içerir. (s. 19)

Saussure için dil bir göstergeler dizgesidir. Seslerin
gösterge olarak kabul edilebilmesi için, göstergeler dizgesinin bir parçası
olmaları gerekir. Bu de seslerin bir düşünce ya da ileti ortaya koymalarıyla
mümkündür. Düşünce öğesi taşımayan sesler dil olarak kabul edilemez, ses olarak
kalırlar.

Saussure için gösterge gösteren ve gösterilen adını verdiği
biçimlerin bileşimidir. Göstere ve gösterilen ancak göstergenin bileşenleri
olarak varolabilirler.

Gösterge dilin ana olgusudur. (s. 20)

Göstergenin Nedensizliği

Göstergeler nedensizdir. Gösterge ile gösterilen arasında
herhangi bir doğal veya içsel neden/bağ yoktur. Bileşik kelimeler ve yansımalı
seslerden oluşan sözcükler bu kuralın dışında kabul edebileceğimiz
kategorilerdir.

Her dil dünyayı değişik biçimde eklemler/düzenler.

Gösterenle gösterilen arasındaki bağıntı nedensiz olduğu
için bir gösterenin gösterileni sayılmak için kavramın taşıması gereken hiçbir
ön koşul yoktur.

Dil Birimlerinin Öz
Niteliği

Bir dilin birimlerini tanımlayacaksak, salt bağıntısal ve
soyut birimlerle onların fiziksel gerçekleşmelerini ayırt etmeliyiz. Bir dil
birimi, onu öteki birimlerden ayırt etmemizi sağlayan bağıntılarla tanımlanır. Sarı
rengi, ancak diğer renklerle sınırlandığını bildiğimiz zaman tanıyabiliriz.

Langue ile Parole

Dil ile söz ayrımını dilin toplumsal bir olgu olduğu, sözün
ise dili kullanan bireyin edimi olduğunu göz önüne alarak belirleriz. Dil tümel,
söz ise özeldir.

Dili sözden ayıran Saussure, dilbilime uygun bir inceleme
alanı sundu. Saussure bir dizge olarak dil üzerinde yoğunlaştı.

Eşsüremli ve Artsüremli
Görüş Açıları

Dil dizgesinin belli bir durumda incelenmesi eşsüremli dil
incelemesi, belli bir dizgenin zaman içindeki dönüşümünün incelenmesi ise
artsüremli dil incelemesi şeklinde kategorize edilir.

Bir dil, öğeleri hiçbir şey tarafından belirlenmeyen bir
değerler topluluğudur/dizgesidir. Dil, tarih içinde sürekli olarak
değişir/dönüşür. Bu nedenle dil öğelerini tanımlarken eşsüremli durumda varolan
bağıntılara odaklanırız.

La Langue’ın
Çözümlenmesi

Dil bir töz değil biçimdir

Dil, karşılıklı bağıntılı değer dizgesidir.

Dili çözümlemek, bir dil durumunu oluşturan değerler
dizgesini sergilemektir. (s. 48)

Dilci bir dili incelerken ilişkilerle özdeşliklerle ve
değişikliklerle ilgilenir.

Bir dil dizgesindeki bir terimin değeri yalnızca onun yerine
seçilebilecek öteki terimler arasındaki karşıtlığa değil, aynı zamanda dizide
ondan önce gelen ve onu izleyen terimlerle olan bağıntısına da dayanır. (s. 50)

Toplumsal Bir Olgu
Olarak Dil

Dilci, dizgeyi oluşturup, toplumun üyeleri arasında dilsel
iletişimi olanaklı kılan birimlerle birleşim kurallarını saptamaya çalışır.

Saussure’ün dil kuramının erdemlerinden biri de gösterge
sorununu vurgulayarak toplumsal uzlaşmalarla toplumsal olguları dil
araştırmasının odak noktasına yerleştirmesidir. (s. 54)

3- Saussure Kuramının
Yeri

Saussure’den Önce
Dilbilim

Genel Dilbilim Dersleri’nde Saussure 19 yüzyıldaki dilbilim
çalışmalarını iki kategoriye ayırır: Franz Bopp ile başlayan karşılaştırmalı
dilbilim çalışmalarını birinci dönem; dilcilerin dilbilimin yöntemi ve niteliği
hakkında sorular sormaya başlamalarını da ikinci dönem olarak niteler.

19. yüzyıldan önceki dil incelemelerinin esas gayesi
düşüncenin yapısını keşfetmeye yönelikti. 17. yüzyıla ait bir tasarım olan Port
Royal Dilbilgisi, dil incelemeleri yoluyla evrensel bir mantığı, aklın
yasalarını bulmayı amaçlar. 

Locke ve Condillac insan zihnini anlamak için düşüncelerin
duyumlardan nasıl geliştirildiğini açıklamaya çalışırlar. Dil, düşüncenin
görünüşü olarak kabul ediliyor ve niteliğinin anlaşılması için dilin kaynağına
ulaşmak gerekli görülüyordu. Dilin kaynağı sorusu 18. yüzyıl boyunca önemini
korudu.

Saussure, dilbilimsel biçimler olan göstergelerin sadece
gösterge olarak ele alınmazlarsa tanımlanamayacaklarına dikkat çekti. Çünkü
göstergeler yalnızca öteki göstergelerle olan bağıntılarından oluşur.

19. yüzyılda Hint-Avrupa dilleri üzerinde yapılan filoloji
çalışmalarıyla birlikte dille zihin arasında bağ üzerindeki çalışmalar geride
bırakılarak salt dil çalışmalarına dönüldü. Hint dilleriyle Latince ve Yunanca
arasındaki yakınlık bu üç dilin ortak bir kaynaktan beslendiği tezi üzerindeki
çalışmaların hız kazanmasına sebep oldu. Dilbilimin bu yüzyıldaki yöntemi
karşılaştırmaydı.

Saussure, karşılaştırmalı dilbilimcileri gerçek anlamda bir
dilbilim kuramamakla eleştirir. Çünkü inceledikleri konunun niteliğini
saptamaya çalışmıyor sadece yeni veriler ortaya koyuyorlardı. Saussure bu
kısırdöngüyü eşsüremli ve artsüremli dilbilim çalışmalarını birbirinden
ayırarak aşmayı önerir.

Yeni Dilbilgiciler

Yeni dilbilgiciler göstergelerle değil biçimlerle
ilgiliydiler.

Freud, Durkheim ve
Yöntem

Özne kavramı dil çözümlemesinde odak noktasını tutar.

Dil birimlerini nasıl belirleyebiliriz? Her zaman özneyle
ilişkisine değinerek. (s. 81)

İnsan konuştuğunda belli bir beceriyle dile boyun eğer, uyum
sağlar; dil ise istek ve toplum gibi insanı kullanarak konuşur. “Ben” belirli
bir şer değildir; bebeklikten başlayan bir ayna devresinde başkalarının görüp
seslendiği bir şey olarak sonradan varlık bulur. (s. 82)

Saussure’ün çağdaş dilbilime etkisi başlıca iki türlü
olmuştur. İlkin, bir anlamda dilbilimin yapması gereken işleri belirleyen
derinden etkileyici ve gerçekten de hemen hemen hiç sorgulanmamış genel bir
uyarlama sağlamıştır.

Saussure’e göre dilbilimcinin işi bir dili birimler ve
bağıntılar dizgeleri olarak çözümlemektir.

Dilbilim çalışması yapmak bir dilin birimlerini,
aralarındaki bağıntıları ve birleşim kurallarını tanımlamaya kalkışmak
demektir. (s. 83)

Dil ve söz ayrımı, eşsüremli ve artsüremli görüş açılarının
ayırt edilmesi, dilin bir bağıntılar ve bağlantılar dizgesi olarak kavranması,
bütün bunlar çağdaş dilbilimin gelişiminin önünü açan başlıklardır.

Dil ve Söz

Dil tümüyle soyut ve biçimsel bir dizgedir.

…sese ilişkin her şey söz düzeyine indirilir.

Söz yalnızca bireysel söz edimidir.

Langue ve parole ayrımını Chomsky edinç ve edim kavramlarıyla
geliştirmiştir.

Eşsüremli ve Artsüremli

Bu kavramlar arasındaki ayrım konusu halen tartışmalıdır.
Çünkü eşsüremli bir dizge herhangi bir anda artsüremli öğeler içermektedir.

Dil Dizgesindeki
Bağıntılar

Dilin özniteliğini bulmak istiyorsak, onu önce aynı türden
dizgelerle kurduğu ortaklık açısından ele almalıyız.

Göstergebilim:
Saussure’ün Kalıtı

…göstergelerin toplum içindeki yaşamını inceleyecek bir
bilim tasarlanabilir.

Göstergebilim, göstergelerin özniteliğini, hangi yasalara
bağlı olduğunu öğretecek bize.

Dilbilim bu genel nitelikli bilimin bir bölümünden başka bir
şey değil. (s. 94)

Göstergebilim Alanı

Saussure’ün göstergebilim hakkında söylediklerini bilim
insanları uzun yıllar fark edemediler. Claude Levi-Strauss 1961 yılında antropolojiyi
göstergebilimin bir dalı olarak tanımladıktan sonra Saussure’ün önemi
kavranmaya başlandı. Levi-Strauss’un yapısalcılığı dilbilimin kavram ve
yöntemlerinden yararlanmıştır.

…üç temel gösterge sınıfı vardır: görüntüsel gösterge
(icon); belirti (index); asıl gösterge (bazen yanılgıyla “simge” denir).

Görüntüsel gösterge: gösterenle gösterilen arasında gerçek
bir benzerliği içerir: portre, portresi olduğu insanı nedensiz bir uzlaşımdan
çok benzerlik gösterir.

Belirti: gösterenle gösterilen arasındaki bağıntı
nedenseldir: duman ateş demektir.

Asıl gösterge: gösterilenle gösteren arasındaki bağıntı
nedensiz ve uzlaşımsaldır: el sıkma uzlaşımsal olarak selam anlamını verir. (s.
101)

Göstergebilimsel
Çözümleme

Anagram ile Kavram
Odaklanma (Logocentrism)

Gösteren (…) konuşmacının kafasındaki şey olan gösterilene
varmak amacıyla içinden geçilen geçici bir tasarımdan başka bir şey değildir. Yazılı
sözcük ise türemiş ve yetkinlikten daha da uzaklaşmış bir biçimdir: kendisi
düşüncenin tasarımı olan bir ses dizisinin tasarımıdır. (s. 114)

Sonuçlar

“Bütün bilim tarihinde belki de dilbilim adlı bu yeni
bilimin doğuşundan daha büyüleyici bir bölüm yoktur.” Cassirer

Saussure’ün dilbilim derslerinden sonra dünya artık bir
bağımsız kendilikler ve özerk nesneler toplamı değil bir dizi bağıntısal
dizgeler toplamı olarak düşünülmeye başlanmıştır.

Türkçeleştiren: Nihal Akbulut

Afa Yayınları

Ekim, 1985