John Dewey

John Dewey
Amerikalı bir eğitim reformcusu ve pragmatik filozofu olan
John Dewey’nin, St. Louis Hegelcileri olarak bilinen bir grubun
dergisinde yayınladığı “Kant ve Felsefî Yöntem” adlı makalesini
işte bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekir. Devvey maka –
lede ifade edilen Hegelciliği her ne kadar tamamen inkâr ettiyse
de, bunu ancak gerek Kant’ın ve gerekse Hegel’in düşüncesini
kısmî bir sentez içinde bir araya getirdikten sonra yaptı. O bu
sentezde çağdaş Amerikan ve Kıta Avrupası metafiziğinin ana
düşüncelerini bir şekilde koruyup ifade etti. Bu metafizik, tran –
sendental terimiyle (yani, onun zihnin kavramsal ve kategorik
kuruluşu tarafından belirlenen bir şey olarak deneyimle ilgili
olan bir metafizik diye) etiketlensin ya da etiketlenmesin, temelde
iki şey yapar: 1) O herşeyden önce Kant’ın, fizikî tikellerin
önce tanınıp veya tespit edilip kategoriler yoluyla somadan birbirleriyle
ilişkiye sokulmadığı, fakat onların tanınabilmek için
zaten kategorize edilmiş ve akılyürütmenin bilginin aktüalitesini
mümkün kılan bu kategorik yapıları serimlemeye geçmesi
gerektiği şeklindeki kavrayışını olumlar; 2) Hegel’in eleştirisiyle
de, en azından Kant’ın duyumların kaynağının bir numende
zihne dışsal olduğu düşüncesinin, Kant’ın kategorilerin, özellikle
de nedensellik kategorisinin yalnızca fenomenal deneyime
uygulanabileceği öğretisinin bir ihlâli olarak görülmesi noktasında
uyuşur. Dewey Kant’m empirik bakış açısıyla transendental
bakış açısını, duyumsal bir şey olarak organizma analizini zihne
ilişkin analizden ayıramadığı için, birbirine karıştırdığım düşünüyordu.
Kant bilen öznenin, salt o dünyayı kategorileri aracılı –
ğıyla idrak ettiği için, duyumları yanlış bir biçimde öznel, ve
kendilerine bilinmeyen bir şey tarafından neden olunmuş duyumlar
olarak görebildiğini unutmuştu. Bundan dolayı, Dewey için
“Özneyle nesne arasındaki ilişki, dışsal bir ilişki değildir; o
kendisi de bu ilişki tarafından oluşturulan daha yüksek bir birlik
içinde gerçekleşen bir ilişkidir.”
Devvey’nin daha sonraki düşüncesinde, metafizik “varlığın genel
özellikleriyle” ilgili bir araştırma hâline gelir. Tanrı’ya ve
ölümsüzlüğe dönük bir ilgi görüşün az ya da çok dışında kalır ki,
bu da zaten çağdaş felsefenin büyük bir bölümünün tipik bir
özelliğidir. Hâl böyle olsa bile, Devvey’nin “özne-nesne” ilişkisini
yeni baştan düşünmesi, birbirlerine dinî nüansları da olan ortak
idealler yoluyla bağlanmış kişilerin demokratik ve bilimsel
cemaati kavramını doğurur. Bu kavram muğlak bir kavram olabilmekle
birlikte, içkinle aşkın arasındaki karşıtlığı yıkmaya
katkıda bulunur ve metafiziği yeni patikalara sokar.