Johann Bluntschli kimdir? Hayatı ve eserleri

29

Johann Bluntschli kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (18081881) İsviçreli hukuk ve siyaset kuramcısı. Yasaların ve siyaset kuramlarının eleştirmeni olarak tanınmıştır. Johann Kaspar Bluntschli 7 Mart 1808’de Zürich’de doğdu. 21 Ekim 1881 ’de Karlsruhe’de (FAC) öldü. Zürich, Berlin ve Bonn üniversitelerinde hukuk eğitimi gördü. Berlin’de Savigny’nin öğrencisi oldu.

1833-1848 arasında Zürich Üniversitesi’nde öğ­retim üyeliği yaptı. 1848’den sonra İsviçre’yi terkede- rek Almanya’ya yerleşti. Münih ve Heidelberg üni­versitelerinde profesörlük yaptı. 1873’te Uluslararası Hukuk Enstitüsü’nün kurucularından biri oldu. 1848 Devrimi’nden hemen önce, eserlerine büyük bir hayranlık duyduğu mistik psikolog Friedrich Rohmer’ in ardından Münih’e gitti ve Allgemeines Staatsrecht’ i (“Genel Devletler Hukuku”) orada kaleme aldı. Bu kitabın ardından, Deutsches Privatrecht (“Alman Özel Hukuku”) üzerine bir deneme yazdı. Bu çalış­masında Roma hukukunun Alman hukukuna yansı­yan yönlerini ele aldı. 1857-1870 arasında arkadaşı Karl Brater ile Deutsches Staatswörterbuch’u (“Al­man Devlet Sözlüğü”) yayımlamaya başladı. Bu söz­lük zamanında olduğu kadar, daha sonraki Alman liberalleri için de çok yararlı bir başvuru kitabı olmuştur.

Bluntschli yasaların ve siyaset kuramlarının eleş­tirmeni olarak ün yapmıştır. Allgemeines Staatsrecht adlı kitabında Aristoteles’in Helen Devleti için yap­maya çalıştığını Bluntschli çok daha karmaşık veriler­le Avrupa devletleri için yapmaya çalışmıştır. Ele aldığı ana konu, siyaset bilimi içindeki devlet kavramıdır. Devleti kuramsal olarak sınırlamadan önce, siyaset biliminin şu tanımını verir: “Siyaset bilimi (die Staatswıssenschaft) en doğru anlamında, devleti konu alan bilimdir; devleti temelleri açısından ve gelişimi açısından anlamaya çalışan bilimdir.”

Bluntschli iki tür siyaset biliminden söz eder. Eski Yunan’da “Politike” sözcüğü bütün siyaset bilimi için geçerli iken aslında bunun “Kamu Huku­ku” ve “Politika” olarak iki ana dala ayrılmış olduğu­nu ileri sürer.

Siyaset biliminin bu ıkı dalı da devleti bir bütün olarak ele alır. Farkları, bakış açılarında ve çalışma yönlerinde ortaya çıkar. Bluntschli’ye göre devletin yapısını daha iyi anlayabilmek için varoluş koşullarını ve fiili “hayatı”nı birbirinden ayırmak gerekir. Bu iki unsuru birbirinden ayırarak incelemek, bütünü anla­maya yardımcı olacaktır.

“Kamu Hukuku”, devleti doğal konumu içinde, varolmasını sağlayan değişmez koşullara bağlı olarak ele alır. “Politika”nın konusu ise devletin “hayatı”, gelişiminin aldığı yöndür. Kamu etkinliklerinin yö­neldiği hedefleri ve bu hedeflere ulaşmayı sağlayacak yolları gösterir. “Kamu Hukuku” yasaya uygunluğu araştırırken, “Politika” eylemlerin konulan hedeflere varmaya uygun olup olmadığını araştırır.

Siyaset biliminin bu iki türünde de ahlaki bir içerik vardır. Buna bağlı olarak devletin de ahlaki bir yapısı, temeli ve ödevleri vardır. Siyaset biliminin temelinde yatan ahlakı öğelere rağmen bu bilimin tamamen ahlakı yasalar tarafından belirlendiği söyle­nemez.

Bu karşılaştırma Bluntschli’yi siyaset bilimi ile etik (ahlakbilim) arasındaki farklara götürür. Etik siyaset bilimi değildir, çünkü temel ilkeleri devletle ilişkili olarak açıklanamaz.

Devlet, siyaset biliminin iki türünün araştırma alanlarının birliğini oluşturur. Bluntschli devleti ahla­ki ve tinsel kişiliği olan bir yapı olarak tanımlar ve insan vücuduna benzetir. Devletin yapısı onu meyda­na getiren bütünün, büyümenin, yozlaşmanın ve ölümün yasalarına bağlıdır. Ortak tini ise, ortak dilde, geleneklerde ve insanların dış görünüşlerinde yansır.

Devletin ve devletle ilgili bilimin sınırlarını ve kapsamım belirledikten sonra, Bluntschli devleti ince­lemeye yarayan bilimsel yöntemlere değinir. Ona göre, devleti incelemeye yarayan ıkı bilimsel yöntem iki de “sahte” yöntem vardır. Doğru ya da bilimsel yöntem olarak adlandırılanlar“felsefiyöntem”ve“tari- hi yöntem”dir. Bunlardan sapmalar olarak ortaya çıkan, bilimsel olmayan diğer iki yöntem ise “soyut ideloji” ve “basit deneycilik”tir.

Felsefi yöntem düşünce ve gerçeği birleştirir. Temeli somut düşüncedir. Bu şu demektir: Felsefi yöntemin temelinde varsayımlar ve spekülasyon yoktur.

Tarihi yöntem gerçek olgulardan hareket eder. Bu yöntem geçmiş ve şimdi arasındaki bağlantıları açıklar ve yorumlar. Bu yolla da devleti, insan hayatının organik gelişimim ele alır gibi inceler. Bütün bunlarla amaçlanan, tarihin içinde gizli olan ahlaki “düşünce”yi ortaya çıkarmaktır. Tarihi yön­tem dışsal olayların gelişimini ele alırken, felsefi yöntem insan zihninin bilgisinden hareket eder. Bu açıklamalar, bu iki yöntemin bırbırıyle çelişmediğini ya da zıtlıklar içermediklerini, tersine birbirlerini tamamladıklarını ortaya koyar.

Bluntschli’nin siyaset bilimi ile ilgili ikinci bir ayrımı daha vardır. Bu ayrıma göre “özel siyaset bilimi” ve “genel siyaset bilimi” vardır. Özel siyaset biliminin konusu tek tek devletlerin durumları ile sınırlıdır. Sözgelişi, Ingiliz Anayasası’nın incelenmesi ya da genel olarak Alman Devleti’nin konu edinilme­si, özel siyaset biliminin alanına girer. Genel siyaset bilimi ise devletin evrensel kavramını konu edinir. Evrensel kavramının kapsamına tek tek devletlerin yaşamlarında ortaya çıkan bütün temel kavramlar girer. Genel siyaset bilimi, evrensel tarihin bulgulan üzerine kurulmuştur. Evrensel tarih insanlığın geçir­diği çeşitli evreleri ele alır. Her evrenin kendine özgü bir devlet görüşü ve politik bir gelişimi vardır. Genel siyaset biliminin görevi bu gelişimleri incelemektir.

Bluntschli’nin bu ayrımlarla varmak istediği ana nokta, kendisinin esas ilgi alanı olan devletin tek olan amacının ne olduğunu göstermektir. Çeşitli yerlerde ve zamanlarda çok farklı biçimler göstermiş olmasına rağmen, devletin amacı, tek ve bir tanedir, çünkü tek bir devlet kavramı vardır. Bu kabulden sonra sorula­cak soru, devletin tek ve aynı amacının ne biçimde dile getirilebileceğidir. Bluntschli birçoklarının birliği sağlayan kavram olarak adaleti gösterdiklerini söyler. Oysa ona göre adalet bu iş için çok dar bir kavramdır.

Bu görüşe karşı, devletin amacının ahlak olduğunu söyleyenler de vardır. Adalet kavramının sınırının darlığına karşılık bu kez ahlakın sınırları da çok geniştir. Bu kavramın kapsamına hem insanların davranışları hem de tanrının tasarrufları girer, oysa bunların her ikisi de devletin denetimi dışındadır. Devlet ahlakı denetlemeye kalktığında, kendi sınırla­rını aşmış olur ve ayrıca da ahlaka zarar vermiş olur.

Bluntschli’ye göre: “Devletin amacı, ulusal yete­nekleri geliştirmek, ulusal yaşamı yetkinleştirmek ve en sonunda bir tanrılığa varmaktır.” Bu tanım Bluntschli’ye göre devletin işlevi olarak görülecek her şeyi kapsamaktadır.

Bluntschli hem anayasaların hem de siyaset kuramlarının bir eleştirmeni olmuştur. Devlet kavra­mını organik ve psikolojik uçlara çekmekle suçlanan Bluntschli, kimi zaman da bir isviçreli olduğu halde Bismarck’la işbirliğine girdiği için Alman milliyetçisi olmakla suçlanmıştır.

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansklopedisi, 18. cilt, Anadolu yayıncılık, 1984