Jean le Rond d’Alembert kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi

31

Jean le Rond d’Alembert kimdir? Hayatı ve eserleri hakkında bilgi: (1717 – 1783) Fransız matematikçi, fizikçi ve düşü­nür. “D’Alembert ilkesi” diye bilinen teoremi ve tikel (kısmi) diferansiyel denklemler alanındaki öncülüğüyle tanınır. 16 Kasım 1717’de Paris’teki Saint-Jean-le-Rond kilisesinin merdivenlerinde bulunduğu için Jean Baptiste le Rond adıyla vaftiz edildi. Rousseau adlı bir camcı ile karısının himayesinde büyüyen Jean’ın, sonraları, Tencin Markizi Claudine Alexandrine Guerin ile topçu subayı şövalye Louis Camus Destouches’ un evlilik dışı oğulları olduğu anlaşıldı. Madame de Tencin’in salonu dönemin seçkin yazar ve düşünürle­rini bir araya toplayan en ünlü salonlardan biriydi. Giderleri gizlice Destouches tarafından karşılanan Jean, 12 yaşında College Mazarin’e girdi ve kısa bir süre sonra d’Alembert adını aldı. Koleji bitirdikten sonra manevi annesinin evine dönen d’Alembert, sonraları kendisini yanına almak isteyen Madame de Tenem’i hiçbir zaman anne olarak kabul etmedi ve 5C yaşına değin Rousseau’ların yanında çok sade bir yaşam sürdü. D’Alembert’ın tüm yaşamı boyunca önem verdiği iki kadından biri manevi annesi, öbürü de yazar Julie de Lespinasse olmuştur. 1765’te olduk­ça ağır bir hastalık geçiren d’Alembert’e Julie de Lespinasse baktı ve aralarındaki sarsılmaz dostluk 1776’da Julie de Lespinasse ölene değin sürdü. 1754’te Fransız Akademisi’nin üyeleri arasına katılan d’Alembert, 1772’de kuruluşun daimi sekre­terliğine getirildi. Diderot’nun büyük Ansiklopedi girişiminde 1745’ten başlayarak yaklaşık on üç yıl boyunca etkin bir rol oynayan d’Alembert, 1758’de büyük gürültüler koparan bir yazısı nedeniyle Ansiklopedi’den ayrılınca bütün umudunu Akademi’ye bağladı. Ancak, bütün uğraşılarına rağmen bu dö­nemde Akademi’den önemli bir yapıt çıkmadı. D’A­lembert günden güne daha çok umutsuzluğa kapıla­rak yaşadı. “Phılosophe”ların çoğu ölmüş, Diderot ile eski bağları kopmuş, hele 177S’de otuz yıllık dostu Voltaire’in ölümü onu derinden sarsmıştı. 29 Ekim 1783’tc Paris’te 66’yaşındayken ölen d’Alembert ile Voltaire’in yazışmaları sonradan Condoreet tarafın­dan derlenerek yayımlanmıştır.

D’Alembert 1738’de hukuk diploması almasına karşın avukatlık yapmayı düşünmüyor, tıp bilimleri­ne büyük ilgi duyuyordu. Ancak, bir yıl geçmeden gerçek eğiliminin matematiğe olduğunu anladı ve tüm çabalarını bu alana yöneltti. 1739’da integral hesabına, 1741’de katı cisimlerin akışkanlar içindeki hareketine ilişkin iki incelemesini sunduğu Fransız Bilimler Akademisi, o yıl d’Alembert’i üyeliğe kabul etti, Mekanikte “d’Alembert ilkesi” diye bilinen ünlü teoremini açıkladığı Traite de Dynamique (“Dinamik İncelemesi”) adlı kitabını 1743’te yayımlayan d’A­lembert, ertesi yıl bu ilkeyi akışkanlara uyguladı ve o güne değin geometri yöntemleriyle incelenmiş olan bu konuya yeni bir yaklaşım getirdi. 1745’te yayımladığı Theorie Generale des Vents (“Rüzgârların Genel Teorisi”) adlı incelemesi ise ona Berlin Bilimler Akademisi’nin kapılarını açtı. D’Alembert bu yapıtı­nı, kendisini Berlin’de kalması için ikna etmeye çalışan Prusya kralı II. Friedrich’e sunmuştu. 1763’teki en son ziyaretine değin d’Alembert’e birçok kez Berlin Akademisi Başkanlığı önerilmişse de, d’Alembert bu önerileri her seferinde geri çevirmiştir.

1745’te bir kitapçının isteği üzerine, bilim, güzel sanatlar ve el sanatları alanındaki bütün gelişmeleri verecek geniş kapsamlı bir ansiklopedi hazırlamayı düşünen Diderot, d’Alembert’den yardım istedi. D’Alembert de Ansiklopedi’deki matematik maddele­rinin büyük bir bölümüyle felsefe ve müzik maddele­rinden kimilerinin yazımını ve redaksiyonunu üstlen­di. 1 Temmuz 1751’de yayımlanan birinci ciltteki sunuş yazısı da d’Alembert’in kaleminden çıkmıştı. Discours Preliminaire başlıklı bu önsözde bilim dalla­rının değerlendirmesini ve sınıflandırmasını yapan d’Alembert, ayrıca Rönesans’tan başlayarak Avrupa’ da düşüncenin gelişmesini ve o çağdaki bilgilerin genel bir tablosunu çizdi. 1757’de, Cenevre yakınla­rında yaşayan Voltaire’i görmeye gittiğinde, bu fırsatı değerlendirerek Cenevre hakkında bir yazı yazdı. Tiyatro konusundaki genel hoşgörüsüzlüğü eleştiren ve Cenevre’deki din adamlarının bir tiyatro kurma tasarısından övgüyle söz eden bu yazı Ansiklopedi”nin 7. cildinde yayımlanınca, tutucu çevrelerde görülme­dik bir tepki yarattı. Bir yandan, Rousseau’nun da katılmasıyla büyüyen bu tartışma, öte yandan Ansiklopedi’nin yayımında karşılaştıkları güçlükler d’A­lembert’i yıldırmıştı; 1758’de kuruluştaki payını çe­kerek yayım kurulundan ayrıldı ve bütün zamanını bilimsel çalışmalarına verdi.

D’Alembert, 1743’te yayımladığı Traite de Dynamique adlı yapıtında tüm mekaniği, “eylemsizlik, bileşik hareket ve iki cisim arasındaki denge” ilkeleri üzerine oturtarak, bugün kendi adıyla anılan temel ilkeyi açıkladı: “Bir sistemde, iç eylemsizlik kuvvetleri ile ivmeyi sağlayan dış kuvvetler eşit, fakat ters yönlüdür”. Dinamik,’ Newton’ın ikinci kura­mına göre kurulan hareket denklemleriyle tanımlanır; bir sisteme etki eden tüm dış güçler dengede olmazsa ivmeye yol açacaktır. “D’Alembert ilkesi, ” bütün dış güçlerin bileşkesi olan kütle çarpı ivme de bir güç (kinetik güç) olarak hesaba katıldığında, sistemin dengede olacağını, yani bir statik problemi gibi incelenebileceğini belirtir. İlk bakışta Newton kura­mının basit bir tekrarı gibi gözüken bu ilke, hem problemlerin çözümünde kolaylık sağlamakta, hem de mekaniğin varyasyonlar yöntemiyle tanımlanması için ortam hazırlamaktadır. Gerçekten de, dinamik problemlerinde, kütle merkezinin çevresindeki güçle­rin momentlerinin alınması gerekirken, statikte her­hangi bir nokta çevresinde hesaplanan momentlerin dengede olması problemin çözümünü çok kolaylaştı­rır. Mekanikte işin tanımı, güç çarpı sistemin gücün etki ettiği yöndeki yer değişimi olduğundan,”d’Alembert ilkesi,” bir sistemin her türlü yer değiştirmesi sonucu kinetik güç ile bütün dış güçlerin yol açabile­ceği iş fonksiyonlarının toplamının sıfır olabileceği şeklinde de ifade edilebilir. Bu, özellikle bazı bağlantı koşulları sağlayan sistemlerin analizinde yararlıdır, çünkü bağlantıyı bozmayacak güçler net olarak hiç iş yapmayacaktır. Enerjinin korunumu yasası ve meka­niğin varyasyonel formülasyonu da, statik problemle­rinde geçerli olan toplam sıfır iş ilkesinin, d’Alembert sayesinde, dinamik problemlerine uygulanmasından doğar.

D’Alembert ertesi yıl yayımladığı Traite de l’equilibre et dit mowement des fluides (“Denge ve Akışkanların Hareketi Üzerine İnceleme”) adlı yapı­tında aynı ilkeyi akışkanlara uygulamış ve bu konuda daha önce Euler ile Daniel Bernoulli’nin yaptığı araştırmaları ileriye götürmüştür. D’Alembert, meka­niği tümüyle kuramsal bir konu olarak ele aldığı halde, akışkanların hareket kuramının deneysel teme­le dayanması gereken bir konu olduğunu düşünmüş­tür. Bu görüş d’Alembert’in akışkanlar mekaniğinde gerçekle bağdaşmaz görünen ve “d’Alembert para­doksu” diye bilinen teorik bir sonuç elde etmiş olmasından kaynaklanmaktaydı. D’Alembert akış­kanların hareket denklemlerini incelerken şu sonuca varmıştı: sıkıştırılamayan, ağdasız (viskozitesi sıfır olan) bir akışkanın içinde sabit hızla düz bir çizgi boyunca yol alan bir cisme hiçbir güç etki etmez. Oysa bu ilkeden, en abartılmış yorumla, denizaltıların pervaneye gereksinmeleri olmadan su altında hareket edebilecekleri sonucu çıkartılabilir. D’Alem­bert’in akışkanlar mekaniğinde vardığı bu çelişki, gerçek bir akışkanın her zaman biraz ağdalı olduğu dikkate alındığında ortadan kalkar. Ağdalılık, ör­neğin bal gibi kimi akışkanlarda önemli, fakat deniz suyu gibi çoğu akışkanlarda önemsenmeyecek kadar küçük bir etkendir. Suyla ilgili birçok problemde ağdalılığı hesaba katmak gereksizdir ama, hiç hesaba katılmadığında da önemli çelişkilere yol açabi­lir. Akışkanlarda, ağdalılığın önemi, hareket eden bir katı cismin yüzeyine yakın yerlerde girdaplar oluşturmasından ileri gelir. Bu girdaplar da cismin, örneğin uçak kanatlarının, üzerinde kaldırıcı etki yapan güçlerin oluşmasına neden olur.

D’Alembert, 1747’de Prusya Akademisi’ne Recberebes sur les cordes vibrantes (“Titreşen Teller Üstüne Araştırmalar”) adlı bir inceleme yazısı sun­du. Bu incelemede, telin iki ucunu sabitleştirmek koşuluyla çözümün tek bir keyfi fonksiyona indirge­nebileceğim gösteriyordu. Zamanın büyük matema­tikçilerini uğraştıran bu problem, dalga denkleminin fizikte ilk kez kullanılmasına yol açtı. Dalga denkle­mi, matematiksel fiziğin en önemli denklemlerinden biridir ve çözüm özelliklerinin araştırılması bu konu­nun tarihini oluşturur. Kimi basit sınır koşulları için dalga denkleminin ilk kesin çözümünü, d’Alembert bu yapıtında verdi ve özellikle lineer tikel diferansiyel denklemlerin çözümü için önemli bir yöntem olan değişkenlerin ayrılması yöntemini bu problem için geliştirdi. Bu çalışmanın hemen ardından da Euler dalga denkleminin genel bir incelemesini yaptı.

Diferansiyelin bir fonksiyonun limiti olarak ta­nımlanması matematiğin temel taşlarından biridir. Gününde bu kavramı savunan tek matematikçi d’Alembert’di. Ancak, o da, geometriyi bütün bilimlerin anası sayan geleneklere derinden bağlıydı ve matema­tikteki bütün sonuçların geometri yoluyla dile getiril­mesi gerektiğine inanıyordu; bu yüzden limit kavra­mını hiçbir zaman formel bir yapıya kavuşturup başkalarına kabul ettiremedi. Oysa d’Alembert’in matematikte elde ettiği birçok sonuç, onun limit anlayışıyla yakından ilgilidir.

D’Alembert önce bir matematikçi, sonra fizikçi olarak kabul edilir. Bu genelde doğruysa da, kendi deyişine göre d’Alembert çoğu kez matematiksel sonuçlara fiziksel içgüdüyle varmıştır. D’Alembert hiçbir zaman teorik matematiğin soyut dünyasına çekilmemiş, Descartcs’ın geleneğini sürdürmüştür. Teorik matematiğin her şeyi bir algoritmalar dizisine indirgemesi gereğine de inanmamıştır.

Limit kavramı, d’Alembert’in sonsuz seriler ile işlemler yapılabilmesi için kurallar geliştirmesine yol açtı. Opuscules (“Kitapçıklar”) adlı yapıtının 5. cildinde sonsuz serilerin yakınsaklığını veya ıraksaklığını bulmak için bir yöntem geliştirdi.

Matematiğe özgün katkılarının yanı sıra, d’A­lembert’in asıl amacı matematik yoluyla fiziksel olayların tanımıydı. D’Alembert’e göre önce durumu belirleyen diferansiyel denklemler yazılacak, sonra bunların integrali alınacaktı. Bunun için de, matema­tiksel fizikçilerin yeni yöntemler geliştirmesi gereki­yordu D’Alembert’in dalga denklemi elde etmesi, çözümünü bulması gibi önemli katkıları hep böyle bir sıra izledi.

Güçlerin dengesi ilkesini gök mekaniğine de uygulayan d’Alembert, 1749’da yazdığı Recherchessur la precession des equinoxes et sur la nutation de l’axe de la Terre (“Ilım Noktalarının Devinmesi ve Yer Ekseninin Üğrümü Üstüne Araştırmalar”) başlıklı incelemesinde, Yer’in kendi çekim merkezi çevresin­deki hareketinin denklemlerini kurdu ve devinmenin matematiksel teorisini verdi.  Küçük dış etkenler nedeniyle gezegen yörüngelerinin Kepler’in hesapla­dığı yörüngelerden nasıl sapacağını incelemek üzere tedirginlik hesabını geliştirdi. Bu hesaplar, Newton mekaniğine göre Güneş sisteminin kararlı olduğunun kanıtlanmasında önemli rol oynamıştır. Aynı yapıtın­da d’Alembert, Yer’in dönme ekseninin de yirmi bin yıllık bir devirle bir dalgalanma hareketi (üğrüm) yaptığını açıklayarak, kutup yıldızının her zaman kutbu gösteremeyeceğini ortaya koydu.

Özellikle, titreşen teller problemi üzerinde çalı­şırken müzik teorisine yakın ilgi duyan d’Alembert, 1752’de Elementi de musique theorique et pratique (“Kuramsal ve Uygulamalı Müziğin Öğeleri”) adlı yapıtında besteci Jean-Philippe Ramcau’nun görüşle­rini tanıtmış ve yorumlamıştır.

Felsefe konusunda ileri sürdüğü görüşlerle d’A­lembert pozitivizmin öncülerinden sayılır. Ona göre bütün bilgilerin kaynağı duyulardır; düşünme yetene­ği yalın bir işlemdir. Dış evreni kavramanın tek aracı duyulardır. Duyularla edinilen duyumlar, anlakta yalın bir işlemden geçerek bilgi niteliği kazanır.

D’Alembert bilgi konusunda Locke’nun görüşle­rini benimsemesine, dış evrenin algılanmasında Condillac’tan esinlenmesine karşılık, daha değişik bir düşünceyi savunmuştur. Onun anlayışına göre gerçek olan, madde evrenidir; bu evrenin verilerinden kay­naklanmayan bütün bilgiler birtakım varsayımlardan, soyutlamalardan oluşmuştur. Sorunların çözümünde, matematik yöntemini uygulaması gereken felsefenin görevi, yalnız soyut varlıkları yansıtan kavramlar üzerinde çalışmak, düşünmek değil, doğa bilimlerinin verilerine dayanarak doğayı anlamaktır. Deneysel bilimlerin de doğa olaylarını açıklarken matematik yöntemleri uygulaması gerekir.

D’Alembert, doğa bilimlerinde olduğu gibi, felse­fede de matematik yöntemin uygulanması gerektiğini, gerçeğin ancak bu yolla kavranabileceğini ortaya atınca, en büyük tepkiyi idealist felsefe yanlılarından aldı. Buna karşın benimsediği yöntem nedeniyle matematik felsefesinin gelişmesinde, etkili oldu. Daha çok felsefe denemelerinin toplandığı, 1753’tc yayım­lanan Melanges de litterature et dephilosophie (“Ede­biyat ve Felsefe Karışımları”) adlı yapıtında, başka bilgi alanlarını içeren konulara da yer vermiştir. Bu yapıt uzun süre pozitivist akımın önemli kaynakların­dan biri olmuştur.

D’Alembert’in bilimsel incelemeleri dışındaki yapıtları ölümünden sonra iki kez toplu olarak basılmıştır: Bunlar 1805’te J.F. Bastien’in 18 ciltte topladığı Oeuvres philosophiques, historiques et litteraires de d’Alembert (“D’Alembert’in Felsefe, Tarih ve Edebiyat Yapıtları”) ile 1821’de Bossange ve Berlin’in 5 ciltte derledikleri Oeuvres completes de d’Alembert’dir (“D’Alembert’in Tüm yapıtları”).

YAPITLAR (başlıca):

Kaynak: Türk ve Dünya Ünlüleri Ansiklopedisi, 4. cilt, Anadolu yayıncılık, 1983

ALEMBERT, JEAN-BAPTISTE LE ROND ID KİMDİR? HAYATI VE ESERLERİ

Fransız filozofu ve matematikçisi (Paris 1717-ay. y. 1783). Şövalye Destouches ile Mme de Tencin’in evli­lik dışı oğlu olan J.B. Le Rond id’ Alembert, doğar doğ­maz Saint-Jeanle Rond kilisesinin merdivenlerine bırakıldıysa da, babası, yetişmesiyle uzaktan ilgilendi. Babasının ailesi tarafından “şövalye d’Aremberg” diye çağrılmasına karşın, d’Alembert adını almayı yeğleyip, önce edebiyat, sonra hukuk öğrenimi gördü. Ama için­den gelen eğilime uyarak matematiğe yöneldi. 1743’te Traité de Dynamique des Fluides ‘i (Akışkanların Dina­miği Üstüne İnceleme) yayınlayıp, 1746’da Mémoire sur la Cause des Vents (Rüzgârların Nedeni Üstüne Muhtıra) adlı çalışmasıyla Berlin Akademisi’nin ödülü­nü kazandı ve bu sayede Kral Friedrich ile dostluk kur­du; ama kralın Berlin Akademisi’nin başına geçmesi önerilerini geri çevirdi. Yekaterina ll’nin, oğluna eğit­menlik etme önerisini de kabul etmeyip, dostu Diderot’nun isteğiyle, Ansiklopedi’nin giriş söylevini (söy­lev, bir tür felsefe bildirişiydi ve yazarın düşüncesînin sistemli bir açıklamasıydı), ayrıca Ansiklopedi’nin bir­çok maddesini kaleme aldı (özellikle “Cenevre” mad­desi J.J. Rousseau ile şiddetli bir kalem tartışmasına gir­mesine yolaçtı). 1759 yasaklamasından sonra Ansiklo­pedi’den ayrılıp, 1854’te Fransız Akademisi’ne üye se­çildi; çok geçmeden de sekreterliğine getirildi. Voltaire ile sürekli yazışıp, onunla birlikte dinsel bağnazlığa karşı savaştı: 1765’te adını koymadan yayınladığı Histoire de la Destruction des Jésuites’te (Cizvitlerin Yokedilişinin Tarihçesi), gerek cizvitlere, gerek janseniusçulara sal­dırdı. Felsefe yazılarını, Mélanges de Philosophie, d’Histoire et de Littérature (Felsefe, Tarih ve Edebiyat Yazıları) adı altında topladı.

KAYNAK: GROİLER İNTERNATİONAL ENCYCLOPEDİA, CİLT-1, 1993, DANBURY, CONNECTİCUT-İSTANBUL