Jan Assmann – Kültürel Bellek

Jan Assmann – Kültürel Bellek

Batının tarihinde iki çıkış (kaçış)
belirleyicidir: Aineias’ın yanıp yıkılan Troyadan çıkışı ve Musa’nın baskıcı Mısır’dan
çıkışı. Bunlardan biri Romanın kuruluşuna, diğeri Tevrat aracılığıyla Tanrıyla ittifakın
kurulmasına uzanan gelişmenin başlangıcı oldu. Böylece Batının kültürel
belleğinin temeli atıldı.

Kültürel Bellek, bellek ve kimlik, mit ve
politik imgelem arasındaki ilişkiyi eski gelişmiş kültürler temelinde, çok daha
ilkesel biçimde, ortaya koyma girişimidir.

Tarihi ufku birkaç bin yıl genişletmek,
sorunları daha geniş ve genel bağıntıların ışığında görmeye ve çözmeye yararlı
olabilir.

Giriş

Her kültür bağlayıcı yapı olarak adlandırdığımız
bir şey oluşturur.

Her bağlayıcı yapının temel ilkesi
tekrarlamadır.

Yazıya geçişle birlikte tekrarlamanın
üstünlüğünden canlandırmanın üstünlüğüne geçilir,

Bu yeni yapının gücü taklit etme ve saklama
eyleminde değil, yorumlama ve hatırlama eylemindedir. (s. 24)

Kanon” kavramı
ile bir kültürün bağlayıcı yapısını, zamana dayanıklılık ve değişmezlik
açısından güçlendiren ilke anlaşılmalıdır. Kanon bir toplumun “gönüllü
belleğidir”,

“Kültürel bellek” ile insan belleğinin dış
boyutu kastediliyor.

…belleğin dört farklı dış boyutu:

1. Mimetik bellek. Bu alan davranış alanıdır. Davranışlar taklit sonucu
edinilir. Davranış biçimleri asla tam olarak kodlanamaz.

2. Nesneler belleği. İnsan (…) bir anlamda kendini bulduğu şeylerle çevrilidir.

3. Dil ve iletişim: İletişimsel bellek.

4. 
Anlam aktarımı: Kültürel bellek. Kültürel
bellek önceki üç alanın az çok bütünlük içinde buluştuğu alanı oluşturur.

Gelenekler, kültürel anlamın devredilme ve canlandırılma
biçimi olarak kültürel belleğin alanına girer.

Araba, insanın doğal hareket yeteneğinin
bir dış güce aktarımıdır ve bu yeteneği çok aşan bir hareket çapına sahiptir,
ama fazla kullanıldığı zaman insanın doğal hareket yeteneğini kısıtlayıcı etki
yapar.

Bu bağlamda anlamın dışa alınması ile
bambaşka bir diyalektik etkileşim ortaya çıkar. (s. 30)

Birinci
Bölüm

Teorik
Temeller

Hatırlama kültürü / bellek sanatı

“Tüm etnik farklılıkların ardında seçilmiş
halk olma düşüncesi yatıyor.” Weber

Hatırlamak eylemi, seçilmiş olma ilkesine
dayanıyor.

Geçmiş hatırlanarak yeniden kurulur.
Geçmişin ancak kendisiyle ilişki içinde olunduğunda varolabileceği tezi ile bu
kastedilmektedir.

Geçmişle ilişki içinde olmak için, geçmişin
“geçmiş” olarak bilincimize yerleşmesi gerekir.

Yeni başlangıçlar rönesanslar,
restorasyonlar hep geçmişe dönüş, ondan destek alma biçiminde ortaya çıkarlar. Geleceği
ürettikleri, yeniden kurdukları, kapsadıkları ölçüde geçmişi keşfederler.

GEÇMİŞİN
SOSYAL YAPISI: MAURICE HALBWACHS

Halbwachs IV. Henry Lisesinde okurken,
bellek konusunu felsefesinin merkezine koyan Bergson’un öğrencisi oldu.
Ardından Durkheim ile çalıştı.

Önce Strasburg, ardından Sorbonne
Üniversitesi’nde sosyoloji dersleri verdi. 1944 yılında Collège de France a
tayin edildiği sıralarda Almanlar tarafından Buchenwald toplama kampına gönderildi
ve burada 16.3.1945’de öldü.

Halbwachs’in tüm eserlerinde izlenen ana tez,
belleğin sosyal koşullara bağlılığıdır.

…mutlak bir yalnızlık içinde büyüyen bir
bireyin belleği olmaz…

Bellek insanın sosyalizasyon sürecinde oluşur.

…bellek her zaman bir bireye “ait”tir, ama
bu bellek toplumsal olarak belirlenir.

“farkındalık olmadan hatırlamak mümkün
değildir.”

Bellek ve hatırlamanın öznesi her zaman tek
tek bireylerdir, ama onlar anılarını kurgulayan “çerçeveye” bağımlıdırlar. Bu
teorinin iyi tarafı hatırlama ile birlikte unutmayı da açıklayabilmesidir. Bir
insan -ve bir toplum- geçmişi sadece bağlantı kurduğu ilişki çerçevesinde
yeniden kurabiliyorsa, bu ilişki çerçevesinin dışında kalan her şeyi
unutacaktır.

Bellek canlıdır ve sürekli iletişim içinde
varlığını sürdürür, bu alışveriş duraksarsa veya alışveriş içinde olunan gerçekliğin
çerçevesi değişir ya da kaybolursa unutma ortaya çıkar. / “Unutma, bu
çerçevenin tamamen ya da kısmen kaybolması anlamına gelir.” (s. 45)

Hatırlama
Figürleri

Düşünce ne kadar soyut bir eylem ise,
hatırlama o kadar somuttur.

A- Zaman ve mekâna bağlılık: Hatırlama
figürleri (…) her zaman somut bir mekâna ve zamana dayanırlar.

B- Gruba bağlılık: Toplumsal bellek, onu
taşıyanlarla birlikte vardır.

C- Tarihin yeniden kurulması: Hatırlamanın saf
gerçekliği yoktur.

Gelenekler yalnızca geleneklerle ve geçmiş yalnızca
geçmişle değiştirilebilir.

Tarihe
Karşı Bellek

Bellek sadece benzerlik ve sürekliliği
temel alırken, tarih farklılık ve düzensizlikleri önemser. Toplumsal bellek
gruba “içinden” bakıp, geçmişinin görüntüsünü tüm kademelerinde hatırlanabilir
biçimde yansıtmayı hedefler ve derin değişimleri reddederken, “tarih” bu tür
değişimsiz dönemleri aradaki “boşluklar” olarak resmin dışında bırakır ve
sadece süreç ya da olay olarak değişime işaret eden öğeleri gösteren tarihi
olgular sayar.

Tarih genelde geleneğin yok olduğu, sosyal
belleğin kaybolduğu noktada başlar.

Özet

Gruplar ve bireyler geçmişlerinde
“yaşarlar” ve buradan öz imgelerinin unsurlarını biçimlendirirler.

Geçmiş içinde bulunulan zamanın bağlamından
ve anlam ihtiyacından doğan sosyal bir yapıdır. Geçmiş doğal olarak bulunmaz,
bir kültürel varlıktır.

TOPLUMSAL
HATIRLAMANIN BİÇİMLERİ

İLETİŞİMSEL
VE KÜLTÜREL BELLEK

“Kayan
Boşluk” İki Hatırlama Biçimi

En yakın geçmiş için yeteri kadar bilgi
vardır, ancak geçmişe doğru gidildikçe bu bilgiler azalır. En eski zamanlar ya
anlatılanlar arasında sıçramalar görülür ya da tereddütle bir-iki isimden söz
edilir. Anlatılarda rastladığımız bu boşluğu “kayan boşluk” (the floating gap)
olarak nitelendirmek istiyoruz.

Bu özellikle eski Yunan anlatılarından
bilinen “karanlık dönem” (dark age) olgusudur.

Biz ise “bellek” kavramını kullanırken söz
konusu toplumların iç bakışı ile ilgileniyoruz.

Sayısız soyağacı mitolojik atalardan
doğrudan modern çağa geçiyor…

Soyağacı, şimdiki zaman ile köken arasındaki
uçurumu kapatma ve kesintisiz olarak geçmişe bağlanma özelliğiyle bugünkü düzen
meşrulaştırma yöntemidir.

Toplumsal bellek iki tarzda işler: 1)
kökeni göz önünde tutan, kökensel hatırlama tarzında;  2 ) kişinin özel deneyimleri yani “yakın
geçmişini, göz önünde tutan biyografik hatırlama tarzında.

Efsane kurucu bir tarihtir, bugünü geçmişin
ışığıyla aydınlatmak için anlatılan öyküdür.

Geçmişle bağlantı kurularak hatırlayan
grubun kimliği temellendirilir. Grup, tarihini hatırlayarak ve kökenine ait
hatırlama figürlerini belleğinde canlandırarak kimliğinden emin olur.

Kültürel belleğin hep özel taşıyıcıları
oldu (şamanlar, “bard” olarak adlandırılan kelt ozanları, griot’lar, rahipler, öğretmenler,
yazarlar, filozoflar).

İletişimsel belleğin aksine kültürel bellek
kendiliğinden yayılmaz

İletişimsel
Bellek

Kültürel
Bellek

İçerik

Bireysel biyografiler

Efsanevi köken tarihi

Biçim

Gayri resmi, gündelik

Planlanmış, törensel

Araçlar

Organik belleklerdeki canlı anılar

Sembolik kodlama, sahneleme

Zaman
Yapısı

Şimdiki zamanla bağlantılı, 3-4 kuşaklık
zaman ufku

Kesin geçmiş, efsanevi bir geçmiş zaman

Taşıyıcılar

Herhangi bir grubun canlı tanıkları

Uzmanlaşmış, gelenek taşıyıcıları

Kültürel
Belleğin İlk Örgütlenme Biçimleri Olarak Ritüel ve Bayram

Bayramlar ve ritüeller, düzenli tekrarları
ile kimliği koruyan bilginin iletilmesi ve devredilmesi, böylece kültürel
kimliğin yeniden üretimini üstlenirler.

Hatırlama
Mekânları: Filistin “Mnemotop’u

Her bellek tekniğinin ilk aracı
mekânlaştırmadır.

Bellek sanatı, hayali mekânlarla, hatırlama
kültürü ise doğal mekânlara koyduğu işaretlerle çalışır.

Geçişler

A- Ölülerin anılması

“Bir erkek, adı anıldıkça yaşar”

Önemli kutsal emanet kimin elinde ise o
meşruiyet için önemli bir unsura sahiptir.

B- Bellek ve gelenek

Sosyal çevrenin kaçınılmaz değişimi ile ona
dayanan anıların unutulması da başlar.

KÜLTÜREL
BELLEĞİN OPSİYONLARI: “SICAK” VE “SOĞUK” HATIRLAMA

“Soğuk”
Toplumlar, “Sıcak” Toplumlar

Soğuk / değişime direnen, sıcak / değişime
meyyal toplum

Soğuk kategorisine giren toplumlar: Eski
Mısır ve Ortaçağdaki Yahudilik.

Bu hatırlama biçimini Mısır örneğinde “anıtsal
bellek” olarak adlandırdım, Ortaçağdaki Yahudilik için de “Zakhor!”
(“Hatırla!”) emir kipi uygun düşüyor.

İktidar
ve Bellek Arasındaki İttifak

Başsız toplumlarda “tarihe ilişkin bilgi…
nadir olarak birkaç kuşağı aşar…

Hükümdarlar sadece geçmişi değil aynı
zamanda geleceği gasp ederler, hatırlanmak isterler, kendilerini unutturmayacak
işler yaparlar…

Belgeleme-
Kontrol Mü, Tarihe Anlam Verme mi?

Herodot en uzun belleği 341 kuşak ve hesaplamasına
göre 11.340 yıllık olarak tanımlıyor. Mısır’da belgelenen tarihin bu kadar
geçmişe uzandığı varsayılıyor.

Herodot’a göre Mısır tarihinin
harcıalemliğinin nedeni insanlar tarafından yapılmış olmasıdır.

Tarih ancak tanrılarla ilginç olmaya
başlamaktadır. …tam da bu noktada tarih olmaktan çıkıp mitoloji olmaktadır.

Mutlak
ve Görece Geçmiş

Mit, insanın, kendini ve dünyayı tanımak için
anlattığı bir öyküdür; bizi kendine tabi kılan, kuralcı talepleri olan ve biçim
verici bir gücün temsil ettiği bir hakikattir.

Sadece anlamlı geçmiş hatırlanır, sadece
hatırlanan geçmiş anlam kazanır. Hatırlama, bir göstergeleştirme eylemidir
.

Hatırlamanın
Mitsel Motoriği

A- Kökensel ve şimdiyi reddeden hatırlama

Mit geçmişle, onun ışığında şimdi ve
geleceği aydınlatan (tercihen anlatısal) ilişkidir.

(Mit) Varolanı, tarihin ışığında anlamlı
kılar ve Tanrının hükmü haline, gerekli ve değiştirilmez hale getirir. (s. 87)

Baskı veya işgal altındaki toplumlar
şimdinin istenmeyen gerçekliğine karşı geleceğe yönelik anlatılara yönelirler
(Mesih, kurtarıcı vs.).

B- Direniş anlamındaki hatırlama

Dinin genel işlevi, hatırlamak,
canlandırmak ve tekrarlamak yoluyla geçmişin devamına aracı olmaktır. Bu geçmiş
belli koşullar içinde “öteki karakterini alabilir. İşte o zaman hatırlama bir
direniş eylemine dönüşür.

…hatırlamayan insanlık (…) burjuva ilerleme
ilkesine sıkı sıkıya bağlıdır.

Günlük yaşam rutinleştirme ve şablonlaştırma
anlamına gelir. Temel kararlar ya da bunlara ilişkin yansımalar dışlanır. Aksi
takdirde ne oryantasyon ne de eylem mümkündür.

…diktatörlük, dil, bellek ve tarihi yok
eder.

Buna karşılık hatırlamak baskıya karşı bir
silahtır.

2

Yazılı Kültür

RİTÜEL
BAĞDAŞIKLIKTAN METİNSEL BAĞDAŞIKLIĞA

Eski Mısır kültürü dünyanın devranını
sağlamak için belli çabaların gerektiğine ilişkin güçlü bir kanıya sahipti.

Eğer gelenekler doğru olarak uygulanmazsa dünya
ve gökyüzü (evren) yıkılır. Geleneklerin doğru olarak uygulanması ise bilgiye
ve ona bağlı resmi belleğe (officium memoriae)
bağlıdır.

Yahudilik’te bu bakış açısı geleneklerden
ayrılır ve metinlerin yorumuna bağlanır,

Kültür tarihi açısından tipik sayılabilecek
bu yer değiştirmeyi ritüel bağdaşıldıktan metinsel bağdaşıklığa geçiş olarak
adlandırıyoruz.

Tekrarlama
ve Yorumlama

Geçmiş kendiliğinden oluşmaz, kültürel
yapının ve temsilin sonucudur; her zaman özel motifler, beklentiler, umutlar ve
hedeflerle desteklenir ve şimdiki zamanın çerçevesi ile biçimlendirilir.

Kültürel bellek biyolojik olarak
devredilemediği için, kuşaklar boyunca kültürel olarak canlı tutulması gerekir.

Kültürel bellek, hatırlamanın, temelinde
bayramlar ve ritüel kutlamaların yattığı biçimlerinde dolaşır.

Tekrarlama
ve Canlandırma

Ritüel sadece düzeni kesin belli bir
sürecin tekrarlanması değildir. Ritüel daha çok zamanın işlenmesidir.

Ritüel aynı zamanda bir anlamı canlandırır.

Yahudilikteki Seder yemeği (…) Mısırdan
Çıkış’ın anılmasıdır.

Ekmek ve şarap, İsa’nın çarmıha gerilişinin
hatırlanmasıdır.

Ritüel bağdaşıklıktan metinsel bağdaşıklığa
geçişin düzeyi ilerledikçe tekrarlama unsuru azalır, çünkü artık anlam için bir
başka koruyucu kap bulunmuştur.

Metinler kullanılmadığı zaman anlamı korumak
için bir kap olmaktan çok onun için mezara dönüşür ve sadece yorumcu, yorum
aracı ve sanatı sayesinde anlamı yeniden canlandırabilir.

Eski
Yazılı Kültürler: Geleneğin Akışı

Metinlerin kopyalanması, dolaşımı ve arşivlenmesinin
kurumsal çerçevesini oluşturur ve böylece eski metinlerle, onların içinde canlanan
normatif ve biçimsel anlamın kaybolmamasını, anlaşılmasını sağlar.

Kanonlaşma
ve Yorumlama

…insanlık tarihinde birbirinden bağımsız
iki kanon oluşumu vardır: Tevrat ve Budizm’in Tripithakası.

Bu kanonlaşma süreçlerinin çevresinde hemen
zengin bir yorum literatürü ortaya çıkar.

Kanon oluşumunda en önemli adım “yoruma
kapatma” (Arapça: içtihad) eylemidir.

Kanon metinlerine ekleme yapılamaz ve bu
özellik “geleneğin akışı” ile arasındaki farkı oluşturur.

Bir kutsal metin bir çeşit sözlü
tapınaktır.

Kutsal metnin yorumu söz konusu değildir.

Buna karşılık kanon metni, bir toplumun normatif
ve biçim verici değerlerini, yani “gerçeği” dile getirir. Bu metinlere kalpten
uyulmalı ve yaşanan gerçekliğe uygulanmalıdır. Bunun için tekrarlanmaktan çok
yorumu gerekir.

Böylece kanon anlatıların etrafında
yorumlama kurumlan ve bunlarla birlikte yeni bir ayrıcalıklı entelektüel sınıf oluşur.

Yorum, hatırlama eylemi, yorumcu
hatırlatıcı, geçmiş ise gerçekliğin ikaz edicisi olur.

Tekrarlama
ve Çeşitleme

…şarap gibi literatürde de ancak en iyi
olanlar saklanabilir.

Genelde kanon olan metinler yorumlanırlar.
Bu tür metinler daha çok bir harfine bile dokunulamaz biçimde
kesinleştiklerinden, genişletilmeleri, taklit edilmeleri ya da eleştirilmeleri
söz konusu olmadığından, çeşitleme sadece tek bir boyutta, metnin kendisini
bozmayacak boyutta mümkün olur. Bu yorum boyutudur.

KANON
– BİR KAVRAMIN AYDINLATILMASI

Antikçağ’daki
Anlamı

“Kanon” kavramını, geleneğin, en yüksek
içeriksel bağlayıcılık ve en ileri düzeyde resmi belirlenmişlik kazandığı biçim
olarak anlıyoruz.

Kanon Yunan kültürüne dışarıdan giren bir
nesneye verilen isimdir. Kanon, kanna “boru” kelimesi ile bağlantılıdır, bu da
îbranicedeki qaneh, Aramice’deki qanja, Babilce/Asurca’daki qanu ve en nihayet Sümerce’deki
gin kelimelerine kadar gider: arundo donax düz sopa ve asaların yapımı için de
elverişli (bambu benzeri) bir malzemenin ismidir. Bu kanonun temel kavramıdır.

…kelimenin, burada dört grupta
toplayabileceğimiz, farklı mecazi anlamları ortaya çıkar:

– Ölçek, cetvel, ölçüt (A)

– Örnek, model (B)

– Kural, norm (C)

– Tablo, liste (D)

Kavramın
Yakın Geçmişteki Anlam Tarihi

Bugün “kanon” deyince akla bir cetvel ya da
metre değil, kutsal eserler ya da yüksek bağlayıcılık karakteri olan norm
geliyor. Kanon kavramı araçsal karakterini yitirdi ve bunun yerine normatiflik,
değer belirticilik ve genel geçerlilik kategorilerini kazandı.

M.S. 4. yüzyılda kilisenin kanon kavramını,
kutsal olarak kabul edilmiş belirli kitaplar için kullanmaya başlamasından sonra
kavramın bugünkü kullanım biçimini belirleyen, anlamsal genişleme ya da kayma
ortaya çıktı.

Klasik + Kanon = Kanon

Gelenek + Kanon = Kültürel Bellek

Gelenek ile kanon arasındaki fark için
belirleyici kriter, alternatiflerin dışlanması ve seçilenin sınırlarının
belirlenmesidir. Klasik ile kanon arasındaki fark için belirleyici kriter ise klasikte,
dışlananın değersiz sayılmamasıdır.

3

Kültürel Kimlik ve Politik İmgelem

KİMLİK,
BİLİNÇ, FARKINDALIK

Kimlik bir bilinç sorunu, daha doğrusu
kişinin kendi hakkında bilinçsizce oluşan algılayışının bilince çıkmasıdır.

Kişiye
Özgü ve Ortak Kimlik

1. Ben dışardan içeriye doğru oluşur.

Yani grubun biz-kimliği, bireyin
ben-kimliğinden önce gelir.

2. Ortak kimlik ya da biz kimliği, bu
“biz”i kuran ve taşıyan bireylerin dışında yoktur.

Parça bütüne bağlıdır ve kimliğini ancak
bütün içindeki rolü ile kazanır, bütün ise parçaların birlikteliğinden oluşur.

Bir ulus sadece geçmişini yaşatarak yaşar.
Her grup geçmişinde “kendisi ile ilgili bilinç ve açıklamayı bulur – grup üyelerinin
bu ortak varlığı ne kadar zenginse, grup da o kadar birlik ve bağlılık içindedir.

Temel
Yapılar ve Aşama Kaydetme Biçimleri

Ortak kimlik içeriği boş kalıncaya kadar
silikleşebilir, yaşam buna rağmen devam eder. Oysa ben kimliğinde böyle bir
durum, kimliğin zayıflaması, zarar görmesi ya da içinin boşaltılması patolojik sonuçlara
yol açar.

…kültürel kimlik, bir kültüre katılımın bilince
çıkarılması ya da o kültüre ait olduğunun ilan edilmesidir.

Kimlik,
İletişim, Kültür

“Toplumsal kimlik” olarak adlandırdığımız
sosyal aidiyet bilinci, ortak bir dilin konuşulması ya da daha genel bir ifade
ile ortak bir simgesel sisteminin kullanımı ile ulaşılan ortak bilgi ve belleğe
katılıma dayanır.

Ortak anlamların dolaşımı “ortak duyguyu”
ortaya çıkarır.

ORTAK
KİMLİĞİN TEMEL YAPILARININ

AŞAMA
KAYDETMESİ: ETNİSİTENİN OLUŞUMU

Kültürün karmaşıklığı arttıkça, grup içinde
oluşan uçurumun derinliği de büyümektedir, çünkü çok az kişi gerekli bilgilere ve
onları uygulama yeteneğine sahiptir.

Özel olarak belirlenmiş elit kültür,
örneğin 18. yüzyıl Avrupa’sının Fransızca konuşan aristokrasisi, hiçbir zaman
kendisini etnik anlamda kültürün temsilcisi olarak görmez.

Kimlik sadece dış görünüşle kalmamalı,
bilincin ve inancın (yüreğin) ifadesi olmalıdır.

İkinci Bölüm

Örnek İncelemeleri

ÖNDEYİŞ

İsrail kültürü Musevilik’te, Yunan kültürü
de Hümanizm’de yaşıyor.

Neden Babil ya da Mısır kültürü değil de bu
iki geleneksel akım, eski dünyanın çöküşünden sonra da yaşayabildiler?

Kanonlaştırma

Yo olan Sümer ve Mısır gibi medeniyetlerin
kanonları, kitapları değil tapınaklarıydı ve bu onların kültürlerini yaşatmaya
yetmedi.

4

Mısır

MISIR
YAZI KÜLTÜRÜNÜN ANA HATLARI

Entegrasyonun
Mit Motoriği

Aşağı Mısır / Yukarı Mısır

Horus ve Seth mitleri Mısır devletinin
kuruluş efsanesindeki ikilik sembolünün anlatısal biçimidir.

Horus medeniyetin, Seth yabanıllığın, Horus
adaletin, Seth şiddetin, Horus düzenin, Seth düzensizliğin temsilcisidir.

“Anıtsal
Diskur”: İktidarın ve Ebediyetin Yazısı

Mısır’da yazı ekonomiye bağlı olarak değil,
politik örgütlenme ve temsil mekanizmasına bağlı olarak gelişir.

Bunun sonucunda devletin kendisi ve sonsuz
bir düzeni görünür kılma aracı olarak “anıtsal diskur” ortaya çıkar.

Yazının, sanat ve mimariye yönelik bu ikili
ifadesi, Mısır’da “sonsuzluk” (ya da: ölümsüzlük) ile “devletin” birbirine eş
görülmesinden kaynaklanır.

Sanatın ya da “anıtsal diskurun” biçimi
olarak yazıt yazısı, gösterişliliği ve benzersizliği ile haklı olarak kanon
kavramı ile ilişkilendirilebilir.

Mısır hiyeroglif yazısı, hem dili hem de
dünyayı açıkladığı için karmaşık bir sistemdir. İkili karakteri vardır:
unsurları hem dilsel olarak niteleyebileceğimiz işaretler, hem de dünyanın biçimlerini
yansıtan resimlerdir,

Kanon
ve Kimlik

Alexandre Kojeve için düşünce tarihi Hegel
ile son bulmuştur. “Tarih sonrası” kavramını yaratan Kojeve’ye göre felsefenin
geleceği için düşünülebilir tek program sadece Hegel’in yorumudur.

Sadece yorumlama eylemi bir metni bu son
geçerlilik haline vardırır.

“KANON”
OLARAK SON DÖNEM TAPINAĞI

Tapınak
ve Kitap

Mısır metinlerinde, yabancıların temiz
olmadığı yazılır, tapmaklar ve ritüellere yaklaştırılmazlar.

Kozmoteizm

Dünya anlamlı ve bu yüzden Tanrısal bir
bütündür.

Tapmak (…)kendini göksel bir kitabın
yeryüzündeki uygulaması olarak algılamaktadır: yani, tanrısal bir plana göre
inşa edilmiş bir yapı, bir kütüphanenin tamamını taşlara kazıyan süsleme programı,
tanrısal kurallara uyan bir ritüel, şimdiyi mitsel İlkçağ ile birleştiren tarih
bilincinin görselleştirilmesi olarak yapılaştırmış bir hatırlama. (s. 195)

Platon
ve Mısır Tapınağı

Her kültür kendi karakteri gereği kendi
düzenini dünyanın düzeni olarak kavramaya eğilimlidir.

5

İsrail ve Dinin Keşfi

DİRENİŞ
OLARAK DİN

Mısır kültürünün büyük kazanımı devlet
örgütlenmesi iken İsraillilerin büyük kazanımı da dindir.

“DEMİR
DUVARIN” İNŞASI: MISIR VE İSRAİL’DE ORTOPRATİK SINIRLARIN ÇEKİLMESİ

Ortopratik kutsallık (doğru davranış
kutsallığı)

Ortopraksi, tanrıya uyum sağlamak anlamındadır.
“Siz kutsalsınız, çünkü ben kutsalım.” (Levililer 17-26, passim)

“Demir Duvar” başlangıçta, ülkesini,
askerlerini ve yandaşlarını koruması gereken kral için bulunmuş bir kavramdı.

Hatırlama
Figürü Olarak Çıkış

Çıkış olayının, yani Mısır’dan çıkışın
fiili olarak gerçekleşip gerçekleşmediği ise son derece tartışmalıdır. Bu
soruya Mısır tarafının vereceği cevap yok gibidir.

Ancak belirleyici olan tarihsellik değil, bu
tarihin İsrail’in geçmişine bakıştaki anlamıdır. Bu anlam hiçbir şekilde
küçümsenmemelidir. Kavmin Mısır’dan çıkarılışı, kuruluşunun temelini oluşturur…
(s. 212)

Belleği
Belirleyen Hatırlama Ortaklığı: Tek Yahve Hareketi

İsrail ilk döneminde, başlangıçtan 7.
yüzyılın önemli bir kısmını da kapsayan döneme kadar “summodeizm” olarak nitelendirilen
bir Çeşit devlet dinine sahip, çoktanrılı bir halk olarak kabul ediliyor.

Değişimin ilk işaretleri 9. yüzyılda ortaya
çıktı. Kral Asa (ölümü tah. 875) döneminde (…) Baal rahiplerinin üzerinde baskı
ve kıyım politikası biçiminde devam ettiği düşünülüyor.

HATIRLAMA
ARACI OLARAK DİN.

KÜLTÜREL
MNEMO TEKNİĞİNE BİR ÖRNEK: TESNİYE

Tesniye’nin temelindeki mnemo tekniği,
ideallerin tarihi mekânları ile bağlantı kurarak, İsrail dışında İsrail’in
hatırlanmasını mümkün kılar: Babil sürgününde Kudüs unutulmamalıdır (Ps.
137.5). İsrail’de Mısır, Sina ve Çöl’ün geçilişini unutmayan, Babil’de de
İsrail’i unutmaz.

Unutma
Şoku Kültürel Mnemo Tekniğinin Ortaya Çıkış Efsanesi

Bir tarih kitabı olarak Tesniye, suç ilkesi
temelinde kodlanan hatırlama çalışması olarak görülebilir.

Metin Musa’nın vasiyetini içerir. Yer ve
zaman üzerine bilgi vererek başlar. Olay Şeria’nın doğu yakasında geçmektedir
ve İsrail halkının 40 yıllık çöl yürüyüşünden sonra kutsal ülkeye geçiş
hazırlıkları sırasında geçer.

Kitapta yer alan bu söylevin muhatapları
görgü tanıklarıdır.

Kitap, sadakatsizlik ve unutmanın
getireceği korkunç sonuçlarına ilişkin uyarının yer aldığı şiirsel biçimde
yazılmış bir şarkı ile biter.

Hatırlamanın
Tehlikeye Düşmesi ve Unutmanın Sosyal Koşulları

Anılar sadece dış koşulların değişmesinden
dolayı doğal olarak unutulmakla karşı karşıya değildir, aynı zamanda dışarıdan
yıkıcı bir etki mevcuttur.

Yahudiler Babil sürgününün yarattığı
tehlike ortamında insanlık tarihinde örneği olmayan bir kültürel mnemo tekniğinin
temelini attılar. Bu hatırlama sanatının özelliği ve “yapaylığı”, dayandığı
gerçekliğin, yaşanılan gerçeklikle hiçbir bağının olmaması, onun tarafından
desteklenmemesi, aksine onunla büyük bir karşıtsallık içinde olmasında yatar:
verimli kutsal ülkeye karşı çöl ve Babil’e karşı Kudüs. Yahudiler bu bellek
tekniği sayesinde, tüm dünyaya dağıldıkları halde, iki bin yıl boyunca, bir
ülkeye ve bir yaşam biçimine ilişkin anılarını, içinde yaşadıkları gerçeklikle
tamamen çelişse de umut ilkesi olarak canlı tutmayı başardılar. (s. 236)

6

Yasanın Ruhundan Tarihin Doğuşu

CEZA
VE KURTULUŞUN IŞIĞINDA TARİH YAZIMI

Tarih eylem ve hatırlamanın sonucudur.
Hatırladığımızdan başka bir tarih yoktur; eylemi yapmadığımız başka bir tarihi
de hatırlamayız.

…hukukun ruhundan hatırlamanın doğuşu tezi,
Ahlâkın Soykütüğü adlı eserinin ikinci bölümünü ve asıl özünü oluşturmaktadır.

Iustitia
Connectiva (Bağlayıcı Adalet)

Adil bir dünyada iyilik ödüllendirilir, kötülük
cezalandırılır.

1. Adalet insanları birbirine bağlar,
sosyal birliktelik ve dayanışmanın temelini oluşturur.

2. Adalet, başarıyı iyi eyleme, cezayı suça
bağlar, böylece anlamın ve birlikteliğin anlaşılmasına yardımcı olur, böylece tesadüfi,
birbiri ile ilişkisiz olan ve başka türlü ilişkisiz kalacak olan olaylar
akışının ilişkilendirilmesini sağlar.

M.Ö.
1300 Civarında Hitit Tarih Yazımı

Bunların ortak yanı, geçmişin değil yaşanılan
dönemin olaylarım geleceğe bırakma çabasıdır.

Tarihin
Kurtuluşun Işığında Göstergeleşmesi

Suç (…) tarih yazımına yol açan
uyarıcılardan sadece biridir. Bu uyarıcı acı deneyiminden yola çıkar.

İRADİ
TEOLOJİ IŞIĞINDA TARİHİN KUTSALLAŞTIRILMASI.

“KARİZMATİK
OLAYLARDAN KARİZMATİK TARİHE”

“Karizmatik olay” Tanrının, olayların
akışına müdahale si ile ortaya çıkar.

“Karizmatik tarih”, halkın Tanrı ile
yaptığı ittifakın sonucudur: Burada tüm “olayların akışı” ittifakın tarihi olarak
okunur, halkın başına gelen her şey, Tanrısal ortağına sadakatinin ya da
sadakatsizliğinin sonucudur.

“Tarih ve Zaman”, tektir ve hem olağanı hem
de olağanüstüyü içeren Tanrının planlı iradesinin kapsamlı biçimde ortaya
çıkışı olarak anlaşılır.

Kehanet, olayların Tanrının iradesinden
kaynaklandığını ve bu iradenin etkilenmesi ile olumlu ya da olumsuz
sonuçlanabileceğini öngörür.

Yeminler ve anlaşmaların özel kutsallığı
neye dayanmaktadır? Kuşkusuz tanrılar üzerine yemin edilmesine.

Mezopotamya’daki tarih anlayışı, kutsal
kitaplarda olduğu gibi Tanrının büyüklüğüne, her şeyden sorumlu olduğuna ve
ondan gelen iyilik ya da kötülüğün haklı ve adil olduğuna dayanır.

Kutsal kitap geleneğinde olay yavaş yavaş
çizgilerini kaybeder ve dünya tarihine dönüşür.

Tarih, tüm düşünceleri özetlemek gerekirse
“iustitia connectiva’nın (bağlayıcı adalet) bir işlevidir. Zaman içinde ve sosyal
boyutta, düzen, anlam ve ilişkiyi sağlayan bağlılık ve yükümlülük alanlarının
kurulması ile tarih ve belleğin dayandığı geçmişin kurgulanması mümkün
olmuştur. İnsanlar neyi hatırlar? Bağlayıcı olan, unutulmaması gereken yükümlülükleri.
Geçmişin hatırlanması bir iç dürtünün ya da doğuştan varolan ilginin sonucu
değil, bir görev, insanın kültür çalışmasının bir parçasıdır. (s. 266)

7

Yunanistan ve Düşüncenin

Disipline Edilmesi

YUNANİSTAN
VE YAZI KÜLTÜRÜNÜN SONUÇLARI

Alfabetik
Yazı Sistemi

I. J. Gelb’in yazı teorisine göre, Yunan
alfabesi sesleri bir işaretler sistemi olarak ortaya koyan ilk alfabedir.

…düşünce dünyasının “disipline sokulması”
yazı sayesinde değil, yazının harflerden oluşan bir alfabeye bağlanması sonucu
gerçekleşti.

Yazı
Sistemleri ve Yazı Kültürü

Aristoteles’e göre dil tâ en psyche (“ruhta
olan”), yazı ise tâ en phone (“seste olan”) idi. Bu anlayışa göre yazı iki kez
dışa dönüktür; içeriği dilin ifade yanma bağlıdır.

Hiyeroglif yazısı gerçekçi görselliği ile
doğrudan dünyaya dayanır ve bunu göstergesel işlevi ile dilin hem fonetik hem
de semantik düzeyinde yapar. Yani sadece “seste olanı” değil, aynı zamanda
“ruhta olanı” ve daha da ötesinde “dünyada olanı” aktarır.

Yunan yazı kültürünün üç karakteristik
özelliği

1. 
Sözelliğe açık

2. Yunanistan’da yazının kutsallığı söz
konusu olmadığı için, kutsal yazılar mevcut değil ve kutsal metinler
Yunanlılarda – Keltler’de, Zerdüşt dinine inanan Persler’de ve özellikle Veda inancından
gelen Hintlilerde olduğu gibi- yazılı değil, sözlü geleneğe emanet ediliyor,

3. Yunanistan’da yazının resmi bir dayanağı
olmadığı için, kullanımı özel bir izni de gerektirmiyordu.

HOMEROS
VE YUNANLILIĞIN OLUŞUMU

Homeros’un
Hatırlattığı Kahramanlık Dönemi

Herodot, Yunanlılıkları için ölmeye hazır
Atinalılar’dan söz eder. Bu inanç ayrıntılı olarak anlatılır ve yapacağı
politik etki incelikle planlanmıştır

M.Ö. 8. yüzyılın Yunanistan’ında 500 yıl
gerideki bir destanın hatırlanmasına yol açan neydi? Bu soruya şöyle bir cevap
verilebilir: Miken toplumu ile arkaik toplum arasındaki derin kültürel ve
sosyal kesinti, “kahramanlık dönemi” anlamında bir geçmişin kurulmasına yol
açar. Geçmişin iki özelliği vardır, geride kalmıştır ve devam ettirilemez. Bu
geçmiş M.Ö. 9. ve 8. yüzyılın aristokrat toplumuna, ortaya çıkışını anlama ve
kutlama fırsatı veren öyküler sunmaktadır. Çünkü bu öyküleri kendi geçmişi
olarak kavrar ve soyağacını Truva efsanesinin kahraman tipleri ve öyküsü
üzerine kurar. Böylece Miken geçmişi, bir yandan farklı olanın renkliliğiyle ve
abartılmış kahramanlıkla, “bugünlerin ölümlülerinin” anlattığından tamamen
başka bir şey olarak anlatılacak, öte yandan hatırlanan ve yaşanan tarih olarak
aristokrasinin kendini göstermesi ve tanımlaması için bir temel oluşturacaktır.
(s. 282)

Homeros’un
Hatırlanması: Klasik ve Klasisizm

Âlimler peygamberler dönemini, filologlar
ise klasikler dönemini, kesinlikle kapanmış ve devam ettirilmesi mümkün olmayan
bir süreç olarak görürler. Bu dönem İsrail’de “Musa’dan Artakserkes’e”38 (Esra
ve Nehemia), Yunanistan’da ise Homeros’den Euripides’e kadardır.

Her iki durumda da sabitleştirilen kültürel
anlam, hem zamana dayanıklıdır hem de evrensel olarak ilişki kurulabilir türdendir.

HYPOLEPSE
– YUNANİSTAN’DA YAZI KÜLTÜRÜ YE DÜŞÜNCENİN EVRİMİ

Hypolepse / özgün olmamak, önceden çalışılmış hazırı devralmak,

…geçmişten kalan metinlerin kontrollü bir
şekilde değişime uğraması olgusu,

Otorite
ve Eleştirinin Kurumlaştırılması Olarak Hypoleptik Süreç

Günlük yaşamımız, teorik bilincimizin hayal
bile edemeyeceği kadar çelişkilidir. Bu özellikle geçmiş dönemler ve “yabanıl”
kültürler için geçerlidir. Lévi-Strauss bunun için “yabanıl düşünce” kavramım
yarattı. Yabanıl düşüncenin yöntemi eldekileri kullanarak bir şeyler yaratmaya
çalışmaktır (bricolage). Bricolageda geleneğin bu şekilde değerlendirilmesi,
hypoleptik disiplinin tam tersi bir işleyiştir. “Bricolage” varolan
malzemelerle uğraşırken, işlevlerini kaybetmelerini göze alır. “Hypolepse” ise,
varolanın işlevini değiştirmez, aksine bunları ortak işlevsellikleri içinde
harekete sokar.

Düşüncenin
Tarihi Var mı?

Hypoleptik
Süreç Olarak Düşünce Tarihi

Kültürel Bellek

Bir Özetleme Girişimi

Mısır’da tapınakların duvarları yazılarla
doludur.

Mısır tapınağının değerlendirilmesinde iki
kanon motifi ön plana çıkar: ilahi vahiy ve yoruma kapatma. Tapınağın temel
planı ve içindeki her şey gökyüzünden inen bir kitaba göre yapılmıştır ve bu
kutsal plana hiçbir şey eklenmemiş, hiçbir şey çıkarılmamıştır.

Klasik Mısır’da devlet, dünyanın devranını
sağlayan ve bireylere ölümden sonra yaşam garantisi veren, “Ma’at”ın
(düzen-gerçek-adalet) uygulanmasını düzene sokan bir selamet kurumudur.

Devletin yabancıların eline geçmesi ile
selameti sağlayacak güç düşüncesi tek yanlı olarak tapmağa yüklenmiştir. (s.
302)

İsrail’de ise tapınağın yerini metinler
alır.

Geçmişi hatırlama, bir başka yeri canlandırarak,
bulunulan yerin etkisini geçersiz kılmaktır.

Mısır’da karşılaştığımız ilahi vahiy ve
yoruma kapatma motiflerine burada bir üçüncüsü daha ekleniyor: Yorum.

Museviler’deki “sözlü Tora” ve
Katolikler’deki gelenek kavramları buradan kaynaklanmaktadır.

Metnin kanonlaşması ile hatırlama
zorunluluğu ortaya çıkar. Kültürel hatırlama (mnemo) tekniği dinin temeli olur,
kurban kültü, sözlü ayine dönüşür.

Sözlü aktarıcının aksine yazar, topluma
sunduğu metinden sorumludur ve bu metni, yeni, o zamana kadar söylenmemiş bir
bilgi ile meşrulaştırmak zorundadır.

Das
Kulturelle Gedächtnis

Schrift,
Erinnerung und Politische Identität in frühen Hochkulturen

Türkçeleştiren: Ayşe Tekin

Ayrıntı Yayınları

İkinci Baskı, 2015