J. Wach’ın Fenomenolojik, Formel ve Sistematik Din Sosyolojisi

J. Wach’ın Fenomenolojik, Formel ve Sistematik Din Sosyolojisi
Kendini Hıristiyan dünyası ile sınırlayarak, Hıristiyan cemâatleri ve onların sosyal ve ahlâkî anlayışlarını incelemiş bulunan Troeltsch’un yukarıdan beri özetlemeye çalıştığımız bu görüşleri ise kendisinden sonra din sosyolojisi sahasında çalışanlara büyük bir kaynak teşkil etmiştir. Gerçekten de H. Richard Niebuhr Amerika Birleşik Devletleri’nde dini incelerken onun görüşlerinden hareket etmiştir. Öte yandan, yüzyılımızda din sosyolojisi sahasında yetişmiş en büyük âlim olarak bilenen ve bu ilmin kuruluşu ve gelişmesinde emeği geçen Joachim Wach da Troeltsch’tan büyük ölçüde etkilenmiştir. Ancak gerçekte R. Otto ve Max Weber’in tilmizi olan Wach, Troeltsch gibi bir tek dinle sınırlamak yerine bütün dinleri araştırma kapsamına almış ve tarihî, fenomenolojik, karşılaştırmalı ve tipolojik yöntemler yardımıyla genel ve sistematik bir din sosyolojisini gerçekleştirmiştir. Denebilir ki, Van der Leeuw ve R.Otto’da olgunlaşan din fenomono- lojisi anlayışı ile G. Simmel ve Leopold von Wiese’in temsil ettikleri formel sosyoloji J. Wach’ta fenomenolojik bir din sosyolojisi tarzında orijinal ifadesini ve temsilcisini bulmuştur. Wach’m bu sahada yazılmış pek çok eserleri bulunmakla birlikte, en önemli eseri ilkin Ingiliz- ce olarak yayınlanmış bulunan Din Sosyolojisi (The Sociology ofReli- gion) başlığını taşımaktadır.
Wach, sadece din ve iktisat münasebetlerini araştırma kapsamına almak sûretiyle Weber’de olduğu gibi din sosyolojisinin pek çok konularından yalnızca birisini ele almak ve uğraşmak yerine bu ilmin alanı, amacı, metodu ve öteki ilim dalları arasındaki yerini esaslı bir şekilde ortaya koyduğu gibi, aynı zamanda onun çeşitli konuları üzerine pek çok ve derinliğine verimli çalışmaları da gerçekleştirmiştir. Üstelik Wach’m, dinî tecrübenin ifade şekilleri arasında ayırt ettiği “teorik” yani inançlar, “pratik” yani ibadetler ve “sosyolojik” yani mü’minler cemâati şeklindeki üçlü ayırımdan bu yana artık din sosyolojisi kesinlikle kendini komşu ilim dallarının inhisarından kurtardığı gibi, sadece etnolojik verilere dayalı bir ilkel dinlerin sosyolojisinden ibaret olmaktan da çıkarak âlemşümûl karakterine bürünmüş, dinî hadiselerin öteki sosyal hadiseler arasında kendilerine mahsus, spesifik karakterleri ve dinamizmleri içersinde objektif bir gözle ele alınmak sûretiyle de din sosyolojisi ilmi dinî ilimlerle sosyal ilimler arasında köprü kurmak vazifesini üstlenmiştir.
1898-1955 yılları arasında yaşamış olup, çalışmalarına ilkin Almanya’da başlayan daha sonra da ABD inde devam eden Wach’ın dinî tecrübenin ifade şekilleri arasında ayırt ettiği üçlü ayırımdan kendisinin en çok üzerinde durduğu üçüncüsü yani sosyolojik anlatımdır. Dinî grupların çeşitli tipleri, tabiî gruplarla olan münasebetleri, doğuşu, gelişmesi, dinî otorite tipleri, din ve toplumun karşılıklı münasebetleri ve nihayet dinle devlet münasebetleri gibi çeşitli konuları ele alan Wach’a göre, din sosyolojisi bağımsız bir ilim olarak ortaya çıkmadan önce geniş bir materyal yığını, özellikle XIX. yüzyıl boyunca toplanmış ve üstelik ilahiyat, felsefe ve psikoloji açısından incelenmiş, ancak XX. yüzyılın başlarına kadar bu malzemeyi kendine has kategorileriyle inceleyecek, sahasının tabiatını tarafsız bir şekilde tahlile tabiî tutacak bağımsız bir İlmî disiplin olarak din sosyolojisi var olmamıştır. Wach’m din sosyolojisi, aslında genel ve sistematik din biliminin alt dallarım oluşturan din fenomenolojisi, dinler tarihi ve din psikolojisinin yanında yer almaktadır. Wach’m en önemli alâka noktalarında biri metodoloji konusudur. Bu amaçla o, 1924 yılında bir metodoloji eseri yayımlamış ve orada din bilimlerinin metodolojik meselelerini “anlayış” telakkisi çerçevesinde geniş ve derin bir kavrayışla ele almıştır. Din sosyolojisi ve metodolojisi meselelerinin yanı sıra dinî tecrübe ve karşılaştırmalı din araştırmalarına da kendini veren Wach, din biliminin modern temsilcileri arasında “en evrensel zekâlardan biri” olarak kabul edilmektedir. Din felsefesinden farklı olarak, din sosyolojisinin toplumun dinî realitesinin objektif bir şekilde ve her türlü kıymet hükümlerinden arî bir tarzda ele alması gerektiğini ifade eden ve daha çok Almanya’daki “anlayıcı sosyoloji” geleneğine bağlı bulunan Wach’a göre din sosyolojisi din ilimleriyle toplum ilimlerinin birleşmesinden doğmuş olup, dinî toplumu, din ve toplum münasebetlerini ve dinî grupları inceler. Öte yandan Wach’a göre dinin sosyolojik etüdünde şunları gözden uzak tutmamak gerekir:
1. Dinin sosyolojik etüdü, insanlığın dinî tecrübesini tüm enginliği içinde kucaklamak zorundadır. Pratik sebeplerle özel amaçlar güden bir sosyolog, bir mahalli kesim veya özel bir grup içerisinde din ve medeniyet tarihinin belli bir problemi ile veya problemlerle uğraşmak zorunda kalabilir. Bununla birlikte prensip olarak hiçbir toplum, hiçbir tapınma tarzı veya dinî öneme sahip bulunan hiçbir olay bir kenara atılmamalıdır. Eğer din sosyolojisinin çerçevesi bütün bunların hepsini kucaklayacak kadar geniş tutulmazsa, şüphesiz onun herhangi bir eksiği vardır demektir.
2. Ancak din bilimlerinin temsilcileri ile sosyologlar arasındaki sıkı işbirliği sayesindedir ki, başarı şansı ile çevre şartları ve din arasındaki korelasyonun tarihî ve sistematik analizine girişilebilir.
3. Toplum olaylarının kavranması özel bir değerler tablosuna katılmayı gerektirmez. Bu durum dinî karakterli sosyal olaylar için de ge- çerlidir. Bu bakımdan din sosyolojisinin metodunun tarafsız ve objektif olması gerekir. Ancak objektif olmak aldırışsız davranmak manâsına gelmemektedir. Bütün dinler için geçerli ve objektif kriterlere dayanan bir tek din sosyolojisi mevcuttur ve bu din sosyolojisine çeşitli açılardan yaklaşarak onu farklı derecelerde gerçekleştirmek mümkündür.
Bunun için de şu prensiplere uymak gerekir:
a- İlk olarak dinî tecrübenin son derece geniş ve çeşitli olduğu anlaşılmış olmalı ve günün ve dünün tüm dinî gruplan fenomenolojik ve
psikolojik tipleri içerisinde incelenmelidir.
b- İkinci olarak dinî tecrübenin çok sayıda tarihî tipleri incelenmelidir.
c- Üçüncü olarak din olaylarının manâ ve mâhiyetine değer verilmeli ve onlar anlaşılmalıdır.
1. Gittikçe genişleyen perspektiflere erişebilmek için, çok sınırlı konudan hareket etmelidir. Ancak din psikolojisinin ilk dönemlerinde Fransız, Alman ve Amerika’lı bilginlerin patolojik dinî mizaçlar yani müstesna durumlar üzerinde ısrarla durmaları gibi aşırı durumlar üzerinde fazlasıyla ısrar etmek suretiyle yanlışlıklara sürüklenmekten sakınmalıdır.
a. 4. G. Mensching’in Tarihî, Sistematik ve Formel Din Sosyolojisi
Din sosyolojisi sahasında Wach’m açmış olduğu bu fenomenolojik, sistematik ve objektif çığır meyvelerini vermekte gecikmemiş ve bu sahada hemen her ülkede büyük bir araştırıcı kitlesi tarafından pek çok verimli araştırmalar gerçekleştirilmiştir. Bu cümleden olarak özellikle Şikago Ekolü’nün, Wach’m açtığı çığır etrafında toplandığını belirtelim. Aynı açıdan bakıldığında karşımıza çıkan en büyük isimlerden birisi de Alman din sosyoloğu Gustav Mensching olmaktadır. Dinî Sosyoloji adlı Almanca eserinde gerek Weber ve gerekse Wach’m ve fakat aynı zamanda E. Troeltsch’ün bariz tesiri altında olduğu anlaşılan Mensching, ibtidaî dinlerden başlayarak alemşumûl ve semavî dinlere kadar çeşitli dinlerin cemâatlerini, F. Tönnies’in insan top- lumlarım “Cemâat” (Gemeinschaft) ve “Cemiyet” (Gesellschaft) şeklindeki, esas itibariyle birincisini karakterize eden kolektivizmden İkincisine damgasını vuran ferdiyetçiliğe bir tür geçiş üzerine temellendirdiği tasnifini temel almak sûr etiyle fenomenolojik sosyolojinin
perspektifinden bilimsel ve sosyolojik analize tabi tutmakta ve bu arada dinin toplum içerisinde kendine has varlığı ve dinamizmini de gözden uzak tutmamaktadır. Bu maksatla ilkin bir yandan A. Comte’dan beri gelmekte olup, Durkheim etrafında toplanmış bulunan ve tamamen sosyal şartlardan hareketle ve aklî olarak dini anlamak ve açıklamak isteyen Fransız Sosyoloji Mektebi ile dini, toplumun sosyo-eko- nomik şartlarının bir neticesi olarak gören Tarihî Maddecilerin din sosyolojisi anlayışlarını tenkitle işe başlayan Mensching, din sosyolojisinin konusunun dinde ortaya çıkan sosyolojik olayların ve dinin sosyolojik münasebetlerinin incelenmesi olduğunu ifade etmektedir. Genel ve sistematik bir din sosyolojisinin yanı sıra belli bir dinin sosyolojik tetkikinden ibaret bulunan özel bir din sosyolojisinin de mevcut bulunduğunu belirten Mensching, sözünü ettiğimiz bu eserinde tarihî ve etnolojik metotlardan yararlanarak, yani dinler tarihinin ve din etnolojisinin verilerinden hareketle ve fenomenolojik, karşılaştırmalı ve tipolojiik metotların kombinasyonu sûretiyle tecrübî, tipolo- jik, fenomenolojik, tarihî ve sistematik bir din sosyolojisi araştırmasını gerçekleştirmektedir. Ele alman problemler aşağıdaki kategorilerde toplanmaktadır:
1. Din, tabiî bir şekilde var olan cemâat şekilleri (aile, kabile, halk, devlet) karşısında zorunlu olarak bir tavır takınmak durumundadır. Sistematik bir din sosyolojisi bu karşılıklı münasebetleri incelemek zorundadır.
2. Bizzat din kendine has sosyolojik tezahürler doğurur ki, bunlar hassaten dinî cemâatler olarak kilise, ümmet, mezhep, tarikat, vs.ler- dir. Sistematik din sosyolojisi bunların doğuşu, gelişmesi ve tabiatını da incelemek durumundadır.
3. İncelenmesi gereken üçüncü ana mesele dinî cemâatle din dışı cemâat arasındaki karşılıklı münasebetlerdir.
4. Nihayet, karşılaştırmalı, fenomenolojik, tipolojik ve sistematik din sosyolojisinin dinî cemâatlerin birbirleriyle olan münasebetlerini de incelemesi gerekir.
Dinleri; 1- Millî dinlet; 2- Evrensel dinler şeklinde ikiye ayıran Mensching’e, Millî dinler cemâat tipi toplulukların dinleri olup, bu cemâatler, Tönnies’in kriterine uygun olarak, “zorunlu irade”den neş’et etmiş, soy esasına dayalı organik ve tabiî cemâatlerdir. Dolayısıyla da millî dinler ilk çağlara mahsus aile, klan, kabile gibi toplulukların sınırları dahilinde kalan dinlerdir. Ancak insanlık, bu organik topluluk tipinden, manevî, toplumsal ve kültürel bir evrimle, yine Tönnies’in terimi ile “seçmeli irade”ye dayalı, orada ferdiyetçiliğin egemen olduğu cemiyet tipi sun’i bir birliğe geçme eğilimine girmiş bulunmaktadır. Şüphesiz bu evrim birdenbire olmamış, uzun bir tarihî süreçte ortaya çıkmıştır ve birçok bakımlardan halâ devam etmektedir. Öte yandan bu yeni birlik bir sözleşme sonucu oluşmuştur ve rasyonel hesaplara dayalı ilişkiler üzerine kurulmuş bulunmaktadır. Mensching din tarafından oluşturulan topluluk şekillerini “dinî cemâat” olarak adlandırıyor. Millî dinlerde organik cemâat bağları ile dinî bağlar özdeş olurken, zamanla insanın kendi benliğinin farkına varmasına paralel olarak oluşan manevî bir evrim süreci sonucunda bu durum değişiyor ve yeni toplum tipine geçiş süreci başlıyor. İşte evrensel dinler böylesine bir zeminde ortaya çıkarak dinî cemâatleri oluşturuyorlar. Bu durumlar ise, din ve toplum ilişkileri bakımından önemli sorunları beraberinde getiriyor. Bu bakımdan Mensching, önce millî dinlerin, daha sonra da evrensel dinlerin toplumla münasebetlerini ayrı ayrı incelemekte, bundan sonra da sırf dinî grupları ele almakta ve böylece tarihî metot yardımıyla tipolojik sosyolojisinin kategorilerini dinî karakterli sosyal vakıalara uygulamaktadır.