J. Glenn Gray – Sadeliğin İhtişamı

J. Glenn Gray – Sadeliğin İhtişamı

Heidegger’e göre Sokrates en saf düşünürdü, çünkü o sürekli olarak kendisini gerçekliğin çıplak rüzgârlarına açık bırakıyor ve düşüncelerini yazıya geçirerek sığınak aramayı, üzerini örtmeyi reddediyordu.

Heidegger sadeliği ilksel-kökensel olanla özdeşleştirir ve dolayısıyla tarihsel olarak anlaşılan başlangıç ile ontolojik olarak anlaşılan köken arasındaki fark üzerinde ısrar eder.

Düşünmede sadelik böylelikle gerçeklikte temel ya da esaslı olanla özdeşleştirilir.

Heidegger eğer bir meselenin köklerine, ya da onun deyimini kullanarak söylersek, bu kökleri besleyen güneş ve toprağa ulaşabilirsek, şeylerin gerçek doğasının kendisini açtığını keşfedeceğimize inanır. (s. 22)

Düşünme, onun söylediği gibi, sakin olma (konaklama – mesken – teskin olma – sükûnet) da bir inşa etme tarzıdır. İyi inşa etmek için denebilir ki önce kendimizi, kendi bölgemizde evimizde hissetme ve onda yaşama bağışına mazhar olmamız gerekir. Hem inşa etme hem de iskân etme geriye doğru düşünen ve ona yapılan çağrıya karşılık veren bu sıkı düşünmeyi tazammun eder. (s. 23/24)

Kişinin kendini bir konuya bırakması ya da ona katılması’ndaki bırakma merkezi bir öneme sahiptir.

Bir kendi haline bırakma, dik başlılığımızdan kurtulmadır.

Söz konusu olan ruh ve hafızamızdaki bütün güçlerimizin bir araya toplanmasıdır ve bu, gerçek anlamda varlıkta olan şeye kendimizi açmamızı ve varlıkta olanı gerçekte var olduğu şekliyle kavramamızı sağlayan bir toplanmadır.

Bu açıklık ve bu kendi haline bırakma, büyük şairlerin karakteristiğidir. Halbuki yoğunlaşma ve keskinlik/kesinlik büyük düşünürlere özgü niteliklerdir.

‘Sıkı’ düşünme şiirsel düşünmedir ve bu sebepten ötürü mantıksal düşünme değildir; o mantıksal düşünmeden daha kuşatıcı ve daha dakiktir. (s. 24)

Her öz-gün düşünür bir anlamda başlangıcın ötesini düşünür, çünkü bu hem köken (ursprung, origin) hem de onun sıfatı olan kökensel (ursprünglich, original) sözcüğünün anlamıdır. Öz-gün düşünürler, esaslı biçimde yeni olanı keşfetmenin zayıf ihtimalinden fazlası ellerinde olmaksızın, sınırlar üzerinde yaşama tehlikesini, Nietzsche’nin söylediği gibi uçurumun tehlikesini göze alırlar. (s. 25)

Ona göre modern teknolojinin mimarları, Greklerin, insan kötülüğünün kaynağı olarak mahkûm ettikleri bir Hubris’in çağdaş örnekleridir. (s. 28)

Hümanizm Üzerine Mektup’un kapanışında şöyle yazar: “Felsefeyi gereğinden çok önemseme ve dolayısıyla ondan çok şey isteme alışkanlığını kırma zamanıdır.” (s. 28/29)

Başlangıcın ötesini düşünmek, Batı düşüncesinin kurucularının, Pindaros ve Homeros’un, Herakleitos ve Parmenides’in kavramsal ve tasarımsal olmayan düşünmesine ulaşma çabasıdır.
(s. 30)

O, ruh ve dünyanın temel bir tarzda birbirine bağlı olduğunu düşünür. (s. 33)

Şeylere yakın durarak, onlarla dikkatli ve düşünceli bir tarzda yaşayarak, biz de bu birliğe çekiliriz ve ondan bireyselliğimizi, gelişen ama yine de sabit olan doğamızı kazanabiliriz. (s. 34)

Derinlikte elde edilan şey, genişlikte kaybedilir. (Heidegger’in Hegel’e üstünlüğü) (s. 37)

Düşünceyi serbest bırakmak, düşünceyi öz-gürleştirmek

Martin Heidegger
Hazırlayan: Ahmet Aydoğan
Say Yayınları, 2008