J. Frazer’in Büyü-Din Nazariyesi – Din Sosyolojisinin Doğuşu

J. Frazer’in Büyü-Din Nazariyesi
Dinin menşei konusunda entelektüalist ve tekâmülcü nazariyenin değişik bir temsilcisi de, İngiliz antropoloji mektebinin önemli bir siması ve karşılaştırmalı din bilimi araştırmalarının bir kurucusu olan James Frazer (1854-1941) dir. Frazer 1910 da Londra’da yayınladığı dört ciltlik Totemizm ve Dış Evlenme (Totemism and Exogamy) adlı kitabında ve aynı zamanda Altın Dal (The Golden Bough) ve Büyü ve Din (Magic and Religion) adlı eserlerinde konuyla ilgili görüşlerini ortaya koymaktadır. Comte ve Spencer gibi Frazer da insan düşüncesinin tedricî bir tekâmüle sahne olduğunu kabul ettiğinden, O da üç safhalı bir şema ile başlamakta, ancak Comte’un planından, büyüden dine oradan da ilme geçildiğini öne sürmesi ile ayrılmaktadır. Frazer, hiçbir mistik yöne sahip olmayıp, tamamıyla aklî bir temele dayandığını öne sürdüğü büyünün tabiat kuvvetlerine hakim olup onları kullanabilme teşebbüsünün “ibtidâî bir formu” olduğunu iddia etmektedir. Buna göre büyü tabiat kanunlarının sistemli bir şekilde bozulması, boş bir ilim, aldatıcı bir san’at olup, bir yandan din öte yandan da ilim ve teknik kaynağını büyüden almışlardır. Frazer’ın iddiasına göre büyü ve din arasındaki münasebet oldukça karmaşık olup, tekâmül etmiş şekillerinde onların arasında amansız bir düşmanlık ve mücadele mevcuttur. Bu düşmanlık ve mücadeleye rağmen, Frazer’a göre büyü, tarihî olarak dine tekaddüm etmekte olup, din kaynağını büyüden almıştır. Çünkü, demektedir Frazer, bir kere büyü her yerde aynıdır; yani o, gerek prensipleri ve gerekse uygulamaları bakımından evrenseldir, yeknesaktır ve devamlıdır; buna karşılık dinî sistemler memleketlere ve devirlere göre değişmektedirler, ikinci olarak Frazer’a göre, sihrî kavramların dinî kavramlara nispetle çok daha basit ve iptidaî buna karşılık dinî kavramların oldukça mücerred ve karmaşık oluşları da büyünün dinden önce geldiğini ortaya koyar. Bazı sihrî metotların güçsüzlüğünün anlaşılmasından sonradır ki, din ortaya çıkmıştır. Nihayet, üçüncü olarak Frazer’a göre, bazı durumlarda din ve büyünün birbirine çakışması yani aralarında ayniyet ya da benzerlikler arz etmeleri -meselâ bazı dinî topluluklarda din adamı ya da rahiplerle büyücülerin aynı kişiler olmaları gibi- büyünün dinden önce var olduğunun bir delili olmaktadır.
James Frazer’ın entelektüalist olarak tavsif edilebilecek olan bu görüşlerine pek çok tenkit ve itirazlar yapılmıştır. Bu tenkit ve itirazları yapanların başında M. Mauss ve H. Hubert gelmektedirler. Her şeyden önce, J. Frazer’in büyüden her türlü mistik unsuru bertaraf ederek onu modern dünyanın insanlarının anlayış tarzlarına uygun kategoriler olan benzerlik, bitişiklik, ayniyet ve sebeplilik gibi kategorilerle açıklamaya kalkışmak ve büyüdeki bunlara uymayan hususları da “hurafe” ve “desise” olarak vasıflandırmak tenkitlere neden olmuştur. Zira, ibtidâî toplumlarda rastlanan büyü sisteminin manevî ve mistik tarafları da bulunmakta olup, büyücüler başarısızlıklarım hemen daima mistik sebeplerin işe karışmalarına atfederler. Bu toplumlarda büyücü, kabile mensuplarını aldatan bir kurnaz kişi veya bir entelektüel değil, fakat vecd haline girebilen bir mistik olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı şekilde sihrî fiiller ve ayinler Frazer’ın iddia ettiği gibi son derece basit bir karaktere sahip olmak yerine, tersine ziyadesiyle karmakarışıktırlar ve tabiat üstü âlemle alâkalıdırlar. Bütün bunlar ise, Frazer’ın ilim ve dinin kökünü büyüde görmek isteyen görüşünün yanlışlığını ortaya koymaktadır. Öte yandan Frazer’in “büyü çağî’mn “din çağı”na tekaddüm ettiği görüşü de yanlıştır. Zira bir kere büyü Frazer’in iddia ettiği gibi basit olmayıp, en az din kadar karmaşıktır. Esasen Tylor’dan beri gelmekte olup, tarihte basitin mürekkepten kronolojik olarak önce geldiğini sanmak şeklindeki yanlış inanç daha sonra etnologlar tarafından terk edilmiştir. Çünkü ibtidâî toplumların ileri toplumlardan daha az karmaşık olmadıkları bilinmektedir. Öte yandan, büyü sistemlerinin evrensel bir karaktere sahip olup, her yerde aynı oldukları görüşü de yanlıştır. Zira Avustralya ve Afrika yerlileri, Mısırlılar, Sümerler, Hindûlar, vs. gibi çeşitli halkların büyü sistemleri, tıpkı dinleri gibi aralarında pek çok farklılıklar bulunan bir çeşitlilik arz etmektedir.