İznik Mimari, Tarihi, Yerleri, Eserler, Gezilecek Yerleri, Hakkında Bilgi

18

Tarih öncesi çağlarda etra­fında bazı yerleşmelerin olduğu bilinen İznik milâttan önce316 yılında kurulmuş. Roma ve Bizans devirlerinde büyümüş­tür. IV. Haçlı Seferi sırasında İstanbul’un Latinler tarafından işgalinden sonra baş-şehirlik yapan İznik’te bu dönemde mey­dana getirilmiş eserlerden Ayasofya Kili­sesi ile esası Roma devrine ait surlar gü­nümüze kadar gelmiştir. Ortadan kalkan bazı yapıların da temelleri mevcuttur. Şehrin Selçuklu Türkleri’nin elinde bulun­duğu 1075-1097 yılları arasına ait üstleri yazılı mezar lahitleri, daha sonra Bizans­lılar tarafından surun tamiri sırasında inşa malzemesi olarak kullanılmıştır. Bu parçalar şehrin güneyindeki bir kulenin duvarlarında görülmektedir. Yakın za­manlarda yapılan kazıda ortaya çıkarılan Yenişehir Kapısı dışındaki Orhan Gazi İmareti ve Hamamı, Osmanlılardın İznik’in fethinden hemen sonra şehir dışında yerleşmeye başladıklarını göstermektedir. Çinilerle de süslendiği anlaşılan imaretin 735 (1334) yılına tarihlendirilen kitabesi İznik Müzesi’ndedir.

İznik, Orhan Gazi zamanında 1331’de Türkler’in eline geçince başkilise olan Ayasofya hemen camiye çevrilmiş, XVI. yüzyılda da Mimar Sinan tarafından ta­mir edilmiştir. Duvarlarının kalem işiyle, mihrap çevresinin çinilerle süslendiği an­laşılan yapı XIX. yüzyılın başında harap ol­muş ve fonksiyonunu kaybetmiştir. 734’te (1333) yapılan Hacı Özbek Camii şeh­rin içindeki en eski Osmanlı eseri olması bakımından önemlidir. Vaktiyle yanda yer alan bir son cemaat yerine de sahip oldu­ğu bilinen yapı, kare planlı üzeri prizmatik üçgenlerle geçişi sağlanan kubbe ile örtülüdür.[bk. Hacı Özbek Camii] 746 (1345-46) yılında inşa edilen Hacı Hamza Camii ile hemen yanındaki 750 (1349-50) tarihli Hacı Hamza Türbesi 1930’lu yıllar­da yıktırılarak ortadan kaldırılmıştır. Ca­minin ve türbenin kitabeleri İznik Müze­si’ndedir.[bk. Hacı Hamza Bey Mescidi Ve Türbesi] 780 (1378-79) yılında Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa tarafın­dan yapımına başlanıp 794’te (1391-92) tamamlanan Yeşilcami şehrin merkezin­deki en önemli âbidelerden biridir. Düz­gün kesme taş malzeme ile inşa edilen yapının sırlı tuğla ve çini kaplı minaresi dikkat çekici olup yapıya adını vermiştir. Önde üç birimli bir son cemaat yerine sa­hip camide harim. güneyde prizmatik üç­genlerle geçişi sağlanan bir kubbe ile ör­tülüdür. Harim üç birimli bir mekânla da kuzeye doğru genişletilmiştir.[bk. yeşil­cami Külliyesi] XV. yüzyılda inşa edilen Şeyh Kutbüddin Camii ve Türbesi zaman içinde harap olmuş, cami yıkılmış, türbe ise yakın zamanda onarım görmüştür. Günümüze ulaşmayan caminin yerinde son yıllarda yapılan temizlik çalışmaları sırasında çeşitli devirlere ait bazı duvar izleri ortaya çıkarılmıştır. Zaman içinde yapı planının değişikliğe uğradığı, önün­de iki birimli bir son cemaat yerinin bu­lunduğu anlaşılmaktadır. Batı yönünde camiye bitişik kare planlı, üzeri kubbe ile örtülü bir türbe ve türbeye kuzeydoğu­daki köşeden bitişik tuğla gövdeli bir mi­nare bulunmaktadır. 846’da (1442-43) yapılan Mahmud Çelebi Camii kare plan­lı, üzeri prizmatik üçgenlerle geçişi sağ­lanan kubbe ile örtülüdür. Üç birimli bîr son cemaat yerine sahip olan caminin ya­nı başında bulunduğu bilinen imaretle kuzeyde yolun karşı köşesindeki çeşme son yıllarda yıktırılmıştır. XVI. yüzyılın başında inşa edilen Eşrefzâde Camii İV. Murad zamanında çinilerle süslenmiştir. Yu­nan işgali sırasında yakılarak yok edilen caminin yerine betonarme bir cami yapıl­mıştır. Eşrefoğlu’nun batı yönünde yapı­ya bitişik olan türbesi yıkılmıştır. Kuzey­batı köşesinde yer alan tuğla gövdeli, yer yer çini kuşaklarla süslü minare ilk yapı­dan günümüze kadar gelebilmiştir.[bk. Eşrefoğlu Rûmi Camii]