İstatistik Metodu

İstatistik Metodu
Din sosyolojisi alanında istatistik metodunun kullanılışını ilk olarak Le Play’ın monografilerinde görmekteyiz. Daha sonra G. Le Bras’m Fransa’da dinî hayat üzerine başlattığı anket çalışmalarında istatistik metottan geniş ölçüde faydalanıldığı görülmekte; nihayet günümüz din sosyolojisi çalışmalarında istatistik yöntemden yararlanma olgusu dünya ölçüsünde bir yaygınlığa erişmiş bulunmaktadır. Bununla birlikte, çoğu zaman bu metot, öteki usûllerle yürütülen çalışmaların bir tamamlayıcısı olarak kullanılmaktadır. Bu amaçla birtakım sorular hazırlanmakta, soru listeleri araştırma yapılacak topluma dağıtılmakta, toplanan bilgilerin dökümü yapılmakta, hesaplamalardan sonra oranlara yani yüzdelere varılmaktadır. Varılan sonuçların tablolar halinde belirtilmesi grafik ve şekillerle ve hattâ haritalarla ortaya konulması metodun inandırıcılık gücünü artırmaktadır. Daha sonra, dinî yaşayışın belli konuları ile çeşitli sosyal değişkenler arasında korelasyonlar kurularak sebep-netice bağı araştırılmaktadır. Bununla birlikte, Avrupalı ve Amerikalı din sosyologlarının istatistiklerden faydalanmaları birbirinden farklı olmuştur. Özellikle son yıllarda Amerikalı din sosyologları araştırmalarında istatistiklerden yararlanmaya büyük bir önem verdikleri halde, Avrupalılar genelde aynı ölçüde istekli görünmemişler; daha çok nazariyeye kaçan a priori {tecrübe öncesi) konstrüksiyonlar yani sosyal ve sosyolojik kategoriler üzerinde durmuşlardır. Gerçekte a prioriztn ve empirizm meselesi sosyologlar arasında önemli bir tartışma konusu olup, herhalde bu konuda orta yolu tutmak en uygun düşmektedir. Zira, istatistiğe fazlasıyla önem veren empiristler topladıkları bilgileri bir sentez haline getirebilmek ve değerlendirebilmek için sosyolojik kategorilerden yararlanmak zorunda olup; a prioristlerin de kategorilerini tartmak ve fikirlerini belgelemek için ampirik ve istatistik verilere ihtiyaçları bulunmaktadır. Din sosyolojisi deneysel bir bilim olmak iddiasını koruduğu müddetçe, gerektiğinde sayılabilir eylemler olan dinî vakıalarla ilgili istatistiklerden yararlanmak zorundadır. Ancak bu rakamlar anlamlandırıl- madıkları sürece, boş birer kalıptan öteye gitmezler. Hemen işaret etmek gerekir ki, bu konuda rakamların fetişizminden sakınmak, özellikle dinî tezahürler gibi oldukça engin ve nazik bir konuda, yanlış sonuçlara sürüklenmemek bakımından son derece önemlidir.