İsmet Özel – Henry Sen Neden Buradasın I

İsmet Özel – Henry Sen Neden
Buradasın I

Cimri kimseler verdikleri (—) armağanların kalıcı
şeylerden yapılmış olmasına özen gösterirlermiş. Buradan anlaşılabilir ki
cimriliğin bir ucu teşhirciliğe uzanıyor.

…cömert insan birine bir şey verdiyse verdiği ve verileni
baş başa bırakıyor.

Ömrüm boyunca eli sıkı bir insan olarak yaşadım. (s. 9)

Paçalarını bir yerlerden kendilerine kaz gönderileceği
beklentisine kaptırdıkları için ellerindeki tavuğa kıyamayanların tutumu bana
başından beri kof ve bayağı göründü.

İnsanlar soruyorlar: ne fark eder? İnsanlar cevap
veriyorlar: fark etmez! İnsanların farktan imtina etmeleri cehaleti
koyulaştırıyor, zulmü ağırlaştırıyor. (s. 11)

Küçümsemediğim insanlar elbette vardı. Küçümsemek şöyle
dursun, olunursa böyle adam olunur dediğim insanlardı bunlar. Bunlar, Paul
Cézanne gibileriydi. Birey olmayı başarmış, ferdiyetlerine sahip çıkmış,
gerçekten “individu”, yekpare insanlar… (s. 12)

Dünyada sanatla/sanatlı eğleşmek bana şunu öğretti: Titizlik
ahlakın ta kendisidir. (s. 14)

Niçin ferdiyetine sahip çıkmış insanlarca bina edilmiş bir
dünyaya kavuşamadım? Aklım böyle sorulara takıldığı zaman, derhal aklımı başıma
alıyor ve demek ki alnımın yazısı buymuş diyorum. (s. 15)

Varlık sebeplerini umursamayan insanların dayatmalarını
altında yaşamaktayız.

…dayatmalar ne zaman şiddetini artırdıysa çok geçmeden bir
karşı-şiddetin doğmasına sebep oldu. Anlaşıldı ki insanoğlunun özgürlük tutkusu
da şiddetlenebilen, şiddetli bir hale giren bir şeymiş. Çağlar boyunca
dayatmanın ve özgürlüğün şiddeti arasında denge kurulamadığı için insanlar
birbirleriyle hep didişti. (s. 16-17)

…hangi çağda yaşamış olursak olalım kendimizi ya özgürlük
tutkusuna kaptırmış yahut dayatmanın ağırlığı altında kalmış halde bulduk. (s.
17)

1966

O günlerde sosyalist görüşlü öğrenciler olarak Ankara
Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde talebe cemiyeti seçimlerine girme ataklığı
göstermişiz.

Sol adını öne çıkarma gözüpekliğini göstermiş grubumuzun
seçimi kazanma ihtimali var mıydı?

…onları sağ tehlike fobisine uğratabilirsek sosyalistler
olarak bizim kazanma ihtimalimiz çok yüksekti. Bu yüksek ihtimal gerçekleşmedi
ve seçimi kaybettik. Stratagemamızı uygulayamadığımız için mi? Hayır, ihanete
uğradığımız için. Son güne kadar bizim yanımızdaymış gibi görünme gayretini
elden bırakmayan Uğur Mumcu, seçim günü ağırlığını Kemalistler lehine koydu.
Böylelikle bizim “Sol” grubumuz, çoğunluğu teşkil eden öğrenciler nazarında
ilerici-gerici bölünmesinin dışına itilmiş oldu. (s. 18-19)

Birçokları Türkiye’nin nereye geldiği değil, benim nereye
geldiğim önemlidir diye düşünüyor.

Ne diyorlardı? Aşırı uçlara karşıyız! Ne teokratik devlet,
ne de proletarya diktatörlüğü istiyoruz! (s. 21)

Haramiler kendilerinin hesap sorabilecek olanlara aşırı uç
damgası basıp saltanatlarını devam ettirmek istedikleri için bunu yaptılar. (s.
22)

…seksen yılın seksenine de bir irtica heyulası damgasını
vurduysa bunun bir sebebi olmalı. Bu sebebi keşfetmek hiç zor değildir. İktidar
seçkinleri gayri-Müslim hayat tarzının bütün tezahürlerinin Türk milletini
çıkmaza soktuğu ve orada zelil bıraktığı fikrini gündeme yakın tutmak
istemiyordu. Sebep bu olduğu için irtica çığırtkanları her aşamada karşılarında
kendi hassasiyetlerine mazeret üreten hasımlar buldular. Diyebiliriz ki
cumhuriyet tarihi boyunca irtica çığırtkanlarına düşmanlık gösterenler
dostluklarını gayrı-Müslim hayat tarzından esirgemediler. (s. 23)

Henry! Sen neden burada olduğunu bilmek zorundasın! (s. 25)

Soğuk Savaş (…) bir yalandı.

ABD 1933 yılına kadar ihtilalin getirdiği yönetimi tanımadıysa
da, Lenin’in yeni siyasi iktisadı (NEP) Amerika’nın en zengin işadamlarından
büyük destek gördü. (s. 31)

Ruslar her on yılda yenilenmek üzere 1925 yılında Türkiye
ile SSCB arasında imzalanmış saldırmazlık paktını Türkiye’nin İkinci Dünya
Savaşı sırasında takındığı tavrı gerekçe göstererek hükümsüz bıraktılar.
Türkiye can havliyle kendini NATO’nun kucağına attı. Yerküre üzerinde Soğuk
Savaş retoriğini milli menfaatleriyle birleştiren yegâne ülke Türkiye oldu.

Soğuk Savaş aldatmacası yürürlükte kaldığı sürece SSCB
yeterliği ve kapasitesi itibariyle şişirildi. SSCB’nin süper diye
nitelendirilebilecek hiçbir vasfı olmadığı ve dünya sisteminin Sovyet Rusya’yı
Çarlık Rusya’dan daha kolay denetlediği, ancak SSCB’nin bir hafta içinde
çöküvermesiyle fark edilebildi. (s. 33)

SSCB görünüşte ABD’nin rakibi, hasmı; ama gerçekte
beynelmilel sermayenin şamar oğlanıydı.

…beynelmilel dev sermaye Sovyetleri küçük düşürerek yerküre
üzerindeki hiçbir gücün kendisine meydan okumaya cesaret edemeyeceği propagandasını
yaptı. (s. 35)

Adlandırılan kişi kadere tanıklık eder. Neyi adlandırmayı
göze almışsa, ona kulak kesilir ki adını bilirsin.

Bir muamma olarak doğrum ve bir bilmece olarak öleceğim.

…her bir insan dahi tıpkı benim gibi bir muamma olarak doğar
ve bir bilmece olarak ölür. (s. 36)

Can taşımak imkân taşımak demektir.

İnsanların imkânı dediğimiz şey, o güne kadar ne idiyseler
olduklarının ötesine gidebilme, üstüne çıkabilme gücüdür.

İnsan hayatı kendini tekrar edip duran bir devr-i dâim manzarası
arz etmediği takdirde sahiden insan hayatı olur. Evet, alnımıza ne yazıldıysa
onu yaşarız ve fakat uhdemizdeki insanlık, robot, kukla, köpek değil de insan
olmuşluk, alnımıza kendimizi tekrar etmeyeceğimizin yazıldığına karinedir.
Tarih tekerrür etmeyecektir. (s. 39)

Kendini bil

Kendini bilme süreci (…) bir disiplin haline de getirilemez.

Çünkü kendilik bilgisi herkim ona kavuşmuşsa yalnızca
kendini kapsar.

Kendilik bilgisi biriciklik bilgisidir.

Aradığımız bilgi, bilgi olma özelliğini kamuya sunulur
sunulmaz kaybeder.

Biz insanlar canımızın neyi canlı tuttuğu bilgisinden yoksun
bırakılmakla kalmamışız; yaşarken hangi eylemler için yeterli olduğumuzun
bilgisi de bizdn saklanmıştır. (s. 40-41)

Âdem aleyhisselam bir halife olarak yaratılmıştır.

İnsanın halifeliği onun bir mirası üzerine alma kabiliyeti
taşımasına dayanır. Neyin varisi olduğu hakkındaki bilinç insanı insan yapar.

Allah’ın insan değil; insanın Allah’a yakınlığı: İnsan
hayatıyla insan olmanın mevcudiyeti arasındaki farka anlam veren yegâne belirti
budur. (s. 43)

Her insan bir muamma olarak doğar diyeceğimize, her insan
bir ümit olarak doğar desek de olurdu. Her yaşayan insan, yaşayan her diğer
insan karşısında bir ümittir. (s. 44)

Yeni Çağ iki şeyin kendilerini birbirlerinden yalıtması
suretiyle var oldu. Miladın XI. yüzyılından itibaren Akdeniz havzasında (…) iki
kültür atmosferi oluştu. Bunlardan ilki…

…insanlardan ümîdvâr olanların geliştirdiği bir kültür
atmosferiydi.

(diğeri) …kimliklerine o insanla rekabet edişleri yüzünden
(…) işe önce “öteki” çizgisini belirginleştirmekle başladılar. (s. 45)

…iki kültür atmosferinin nesnelerle ve öznelerle kurulan
ilişki bakımından hayatiyet arayışlarındaki tutumlar birbirine zıt gitti.
Avrupa’da servet (sermaye) sahibi olanlar, kudret kazandılar, iktidarı ele
geçirdiler. Türkiye’de kudretli olunduğu, iktidar etkisi gösterildiği nispette
servete (sermayeye) kavuşuldu.

…iktidarın gölgesinde sermaye sahibi olunabilen kültür
atmosferlerinde toplumu sadece ve bilhassa toplumsal yapıya ilişkin endişeler
harekete geçirir. Orada hiçbir güç efsanelerin ikna gücünü bastıramaz. (s. 46)

Seni Allah gönderdi deriz. Demek ki Allah’tan ümit etmek ve
bu ümidin haznesi olarak insanı görmek belli bir kültürün, bizi içine alan
kültürün özellikleri içinde yer alır. (s. 49)

…çoğu kimse nerede durulduğu sorusunu cevaplandırmaktan
imtina ediyor. Neden? Çünkü “imanımın beni bulunmaya zorladığı yerdeyim”
diyecek kişi ortaya çıkmıyor ve ortam “küfrün bana tesis ettiği yeri
dolduruyorum” diyenin açık sözlülüğüne rağbet etmeye elvermiyor. (s. 69)

Kapitalizmin bir seçeneği kalmadığı iddiasını ikna edici
saymışsak, “tarih bitti” deriz, çünkü insanlık girebileceği nihai şekle
kavuştu.

Kıyamet kopmadığına göre, tarihin sonu gelmiş olamaz. Acaba
sonu gelen şey kapitalizmdir de bizim gözümüzü mü boyuyorlar? (s. 70)

Sonu geldiği iddia ve arzu edilen tarih bize dayatılmak
istenen, yutturulmak istenen bir tasavvurdur, epistemic şiddet uygulamanın bir
aracıdır. (s. 71)

Kapitalizm (…) zaruri bir kültür gerçeği değil; sadece bir
üretim tarzıdır. (s. 77)

Kapitalizmin varlığı sermayenin birikmesine olduğu kadar,
sermayenin belli bir merkeze kaymasına, bir azınlık elinde toplanmasına
bağlıdır. (s. 81)

Kapitalizm hayatta kalışını ortaya bir tüketim kültürü
çıkarmasına borçludur. (s. 89)

Neyi öğrenmek istiyorsak zihnimizi onu öğrenmeye müsait
duruma getirmek zorundayız. (s. 97)

Lord Acton “Modern tarih Osmanlı Fethi baskısı altında
başlar.”

Albert Sorel “Türk milleti diye bir şey yoktur, var olan
düşman topluluklar ortasında otağ kurmuş fatihlerdir; Türklerin şeklini verdiği
şeye asla Devlet denemez, o şey zaptetmekten başka işe yaramayan bir ordudur ki
durmaya icbar edilir edilmez çözülme temayülü göstermiştir.” (s. 99)

Kapitalimin doğuşu, Osmanlı Fethi ile Modern tarih arasında
kurabileceğimiz yegâne doğrudan bağ Akdeniz havzasında bir yanda kapitalizmin
doğmasına imkân veren bir toprak parçası bırakan ve diğer yanda kapitalizmin
doğmasına imkân vermeyen büyük bir alanın korumasını teminata bağlayan bağdır.

Türkler Avrupalıları bilinen ve hayatiyeti olan dünyadan
yalıttı. Dünyanın daha üretken alanlarıyla Avrupa arasında Antik Çağdan beri
süregelen alış-veriş, olağan değer akışı Türk engeline takılınca Avrupalılar
başlarının çaresine kendilerine mahsus bir mekanizma icat etmek suretiyle
bakmak zarureti duydular. (s. 100)

Ne zaman ki Türk donanması devreden çıkıp denizlerdeki Türk
hâkimiyeti sona erdi, işte o zaman kapitalizm serpilmek için fırsat buldu.

Kapitalizmi yerküre ölçüsünde muzaffer kılmaya giden yolu
Türk donanmasının İnebahtı’da mehvedilmesi açtı. (s. 101)

Şule Yayınları

2004