İsmet Özel – Çenebazlık

İsmet
Özel – Çenebazlık

Ufuneti sözle almak isteyenler katında şiir
müreccahtır.

Ölü kelimeleri anmak bazı yaşama
alanlarının, bazı vasıflarını tebarüz ettirmiş insanların yaşama alanlarının
ortadan kalktığını hatırlatmamıza yarayacaktır. (s. 9)

Ufunetini alır / bu, “ateşini düşürür”
demektir.

Şiirde biyografi anlamı etkilemez, anlamdan
etkilenir.

Avrupa için Türkler hep belâ idi. Türkler
ise Avrupa’ya her orada neyin olgunlaştığını öğrenmek maksadıyla baktılar.

Dil varlığın evi imiş! Hah, evin haline
bak! (s. 12)

…her gösteriş bir sahtekârlık…

Dünyaya ne halimiz varsa görelim diye
gelmedik; dünyaya gelişimiz halimizin ne olduğunu öğrenelim diyedir. (s. 13)

İnsanın gücü mükemmel bir itirafa bile
yetmez.

Divan edebiyatı dışında bir edebiyat Türk milletini
ayaklar altına almak isteyenlerin bunu başaramayacaklarını göstermek kastıyla
doğdu. Şiire can veren pes etmeyiş ruhuydu. Ruhun bedeni neredeydi?

Türk şiiri bedenini mütarekeden sonra
buldu. (s. 15)

Şiirin
Özgürlüğü

Şiir, gücünü, biz düşünce dizisinin, bir
öğretinin sözcüsü olmaya dayayamaz.

Şiiri tabana (insana) ve çağına
yerleştirebilmemiz gerekir.

İmge
ve Dizgin

İmge
ve Açık Anlatımlı Şiir

İmgeler ortaya yalnız birtakım süslü kelime
yığını koyuyor.

Bence bütün bu sakıncalar söyleyecek sözün
yokluğundan doğuyor.

Şiir (…) insan gerçeğini ele almanın özel
bir biçimidir.

Şiir yaşamın damıtık durumu olmalı, böylece
bir biçim kurulmalıdır.

İnsan tekinin sorunlarıyla bağı kopmuş
imgeden şiiri uzak tutmalıyız.

Tanrı
Mezarını Isıtsın

Bir edebiyat yazısının sanat eseri
olabilmesi için bir düşünceden kök salması, bir düşünceye uzanması zorunludur
bence.

İkinci Yeni şairleri küçük şairlerdir.

Ahmed
Arif’e Dostça Bir Açıklama

…faydasız eylemden kaçınmak…

Entelektüel şizofreni…

Eliot’a ulaşabilmek için çaba harcıyorken
Nâzım Hikmet karşısında uyduğumuz coşkuyu saklamak gereğini duymuyorduk. Oysa
bu şizofrenik bir durumdu.

Düşüncenin parçalanması, düşünceyle
davranış arasındaki uyumsuzluğu gölgede bırakacak bir düzeydedir.

Nazım Hikmet / dünya proletaryasının
devrimci mücadelesine destek olan şiirin en başarılı örneklerini vermiştir. (s.
34)

Demokrat-O-Federal
Şiircilik LTD.

“Yavan bir romanımız var. Neden?

Çünkü şiirimiz yok.” Michelet

Şairler
Intellect’in Pençesinde

…şiir içinden doğduğu topluluğun anlamıyla
ve değerler bütünüyle uyumlu bir nabız vuruşu olarak vardır.

Şiir bir deneyimdir, zihni bir maraz
değildir.

Şiir adına tehlikeyi göze alamayan birinin
şiire yaklaşamayacağını iyi bilmek gerek.

Demon-Krasi’ye
Karşı Şiir

Bugün dergilerde rastladığımız, bir araya
getirilip önümüze kitap olarak çıkan şu şiirler yazılmasa olmaz mı?

Kafa tutmayan şiir, “öylesi değil, böylesi”
diye diretmeyen şiir herhangi bir haberleşmeyi de yerine getiremeyen şiirdir,

Dilin gerçek, özgün yapısını kavradığımız
zaman biliriz ki, bazı düşünceleri şiirleştirmek ne kadar olmayacak bir şeyse
şiire düşünce aşısı yapabilmek aynı derecede imkânsızdır.

Şair önce kelimelere, sonra mısralara ve
nihayet şiirin bütününe bizim (dağılmış olan) beşerî durumumuzu toparlar.
Varoluşumuza bağlı endişelerimi kümeler.

On dokuzuncu yüzyıldaki (…) insanlık
ilerliyordu. Yirminci yüzyıldaki insanlığın ilerlediği söylenemez…

Türkiye’de (…) medyaya hâkim unsurlar
kendilerini şair olarak kabul ettirebildiler. Bu ülke böyle bir ülke. Bazı
insanlar şair olmadıklarını kabul ettirebilmek için başbakan bile olmayı göze
alıyorlar.

…modern zihniyetin doğmasında önemli yere
sahiptir / Katolikler, Protestanlar, köylü savaşları…

…Türklük asla beden yapısıyla, hatta
konuşulan dille alâkalı bir şey değil…

Dünyada kavmi ve dini ayı olan bir tek
unsur var. O da Türk.

…ırk olarak aynı geçmişe sahip iki insandan
birisi gayri Müslim ise ırkıyla tefrik edilir.

…sadece neye boyun eğdiyse onunla oluşumunu
tamamlayan bir yaratık…

…sadece Allah’ın iradesine teslim olmuş
olana diyoruz.

İnsan demek Müslüman demektir. Müslüman
değilse ona insan-benzeri diyebiliriz.

Çünkü insan dediğimiz şey ünsiyet sahibi
olan şeydir. İnsan yerle gök arasındaki kıstaktır, berzahtır. İnsan dediğimiz
zaman ulvî ile süflî arasındaki alanı dolduran varlığa diyoruz.

Türkiye’de iki millet yaşıyor. Bir,
menfaatlerini kâfirlerin menfaatleriyle özdeşleştirmiş olan millet; bir de Türk
milletinin menfaatlerinin kâfirlerin menfaatleriyle zıtlaştığını içten içe
bilen, hisseden bir millet.

Kâfirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk
denir.

Herkes Müslüman olabilir ama herkes Türk
olamaz.

Gagavuzların Türk olduklarından bahsediyorlar.

Böyle bir şey yok. Müslüman değilse, Türk
değildir.

Etrüskler, Lombartlar, İtalyan mı? Keltler,
Gotlar, Vizigotlar (…) Saksonlar hangi millet?

Tabii ki bizim geçmişimiz bir boşluktan
ibaret değil.

Türklüğümüz de bu topraklarda oluşmuş bir şeydir.

Modern dünyanın oluşumu 14. yüzyılda
başladı. Bir tarafta Türkler vardı, bir tarafta Avrupa.

…sistem ilk işleyişine 14. yüzyılda
başladı.

14. yüzyılda İtalyan site devletlerinde
temellerini attı ve merkezini 17. asırda Hollanda’ya taşıdı.

Hollandalılar taşımacılıktan büyük kârlar
elde ettiler.

Borsa kurdular.

…bu sermaye hâkimiyetinin sonuç vermesi
aynı zamanda siyasî hâkimiyetini de gerektiriyordu.

Dolayısıyla sistem, merkezini Amsterdam’dan
Londra’ya taşıdı.

1945 / sistem merkezini Londra’dan New
York’a taşımak gereğini duydu.

“non-market economy” / işleyişini piyasaya
bağlamamış olan ekonomik düzen, Osmanlı Devleti’nde var idi.

1571 yılına kadar Avrupa medeniyeti,
Türklerin yenilebileceğini hayal bile etmiyor.

1526 yılından 1571 yılına kadar panik
içindeydiler.

1571 / Türk tehlikesi geçti…

“Artık bizim de bir vatanımız var, bizim de
bir kültürümüz var, bizim de bir medeniyetimiz olacak” diye işe başladı
Avrupalılar 17. yüzyılda.

Fatih Sultan Mehmet / (fetihten sonra)
patriği yanına çağırdı.

Patrikhane, Bizans devrinde sahip olduğu
yetkilerin belki yirmi misline, belki yüz misline ulaşıyor. Neden? Çünkü
imparator Hıristiyanken, Ortodoks dünyasının sadece ruhlarına sahip olan
Patrik, padişah Müslüman olduğu için Ortodoks dünyasının her şeyine hâkim
oluyor.

Dolayısıyla tapu, hâkim oluyor.

Ticari işlemler, hepsi patriğin elinde
oluyor…

Bu yüzden Müslim ve gayri Müslim bütün halk
batı karşısında 1571 yılına kadar yekvücut idi. Ama gayri Müslimler “mühür
kimde ise Süleyman odur” diye düşünüp yeni patronlarının başka bir yerde
olduğunu ve bu eski patronun gününün dolduğunu düşündüler.

Türkiye’de İslamî siyaset, İslamcı siyaset
diye bir işin başında olan insanları görüyorsanız, onların hepsi Türkiye’nin
bir İslamî dönüşüm yaşamaması için görevlendirilmiş insanlar.

Kâfirle çatışmayı göze alan Müslümana Türk
deriz.

Siz diyeceksiniz ki “Yahu, bu olmaz.” Neden
olmaz? Çünkü size 1839 yılından beri kâfiri düşman bilmemeyi öğrettiler. Kâfir
düşman demek değilse, küfür düşman değilse sen kimsin, sen nesin?

…dinler arası diyalog / bunu savunanların
hepsi kâfirlerin köpeğidir.

…bir şeylerin söylenmesinden çok
anlaşılması önemlidir.

Öyle bakacağına yardım et

Veyahut sadece (…) “Aç!” diyebilirsiniz…

Ancak şiirle bağ kurduğumuz zaman kendimizi
“aklı başında insanlar” telakki edebiliriz, çünkü insanın aklı başında
olmayabilir, başka yerinde olabilir.

Cafcaflı laflar, dokunaklı cümleler
meselesi değildir.

Şiir bizim insan olarak tanınmamızı mümkün
kılan şeydir.

Şiir şairin neresinden çıktıysa okuyucunun
da orasına ulaşır.

…şiir ve bilim, bir arada bulunabilecek
şeyler değil. Bilim, sayılabilir şeylerle olan bir şey. Şiir sayılamaz şeylerle
inşa edilen bir şey.

İnsanlardan feraset beklemenin vakti geçti.

Türkiye’de bir toplum hayatı var bu toplum
hayatı kendini anlamlı kılmak için çaba harcamayan insanların yürüttükleri bir
toplum hayatı.

Şûle Yayınları

Eylül 2006