İSMAYIL HAKKI BALTACIOĞLU HAYATI ESERLERİ VE SOSYOLOJİSİ

  ismayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun eserlerini, çeşitli sorunlara karşı geliştirdiği düşüncelerini ve sosyolojik yaklaşımlarını sıralayabilmek.  

Hayatı

ismayıl Hakkı Baltacıoğlu 1886 yılında istanbul’da doğdu. 1908 yılında Darülfünun’dan mezun oldu. Öğrenciliği sırasında bazı memurluklarda bulundu. Eğitimle ilgili incelemeler yapmak üzere Avrupa’ya gönderildi. Ardından Darülfünun’a hoca olarak atandı. 1917’de Ziya Gökalp’in önerisi üzerine Eğitim Sosyolojisi dersleri vermeye başladı. Öğretim üyeliği sırasında, 1918’de Orta Öğretim Genel Müdürlüğ ü ve 1919’da Teftiş Kurulu Başkanlığı görevlerinde bulundu. Bir süre Edebiyat Fakültesi Dekanlığı ve 1923’ten itibaren bir dönem istanbul Üniversitesi Rektörlüğü yaptı. 1927-1930 yılları nda Gazi Terbiye Enstitüsü Müdürlüğü görevinde bulundu. 1933 Üniversite reformu sırasında kadro dışı bırakıldı. 1941 yılında tekrar üniversiteye dönen, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’nde Pedagoji Profesörlüğüne atanan Baltacı- oğlu, 1943-1950 yıllarında iki dönem milletvekilliğ i yaptı. 1950 yılında emekliye ayrılmasına karşı n bilimsel çalışmalarına devam eden Baltacı- oğlu, 1978 yılında Ankara’da öldü. ismayıl Hakkı Baltacıoğlu ismayıl Hakkı Baltacıoğlu evlenme yaşına gelen gençlerin neden teşvik edilmesi gerektiği görüşündedir?  

Görüşlerinin Biçimlenişi ve Sosyoloji Anlayışı

Türkiye’nin siyasal ve toplumsal tarihi ile ismayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun uzun yaşamı (1886-1978) iç içe geçmiş ve onun görüşlerini yakından etkilemiştir. Baltacı- oğlu, halkın içerisinden gelen, Batı tipi okullarda öğrenim görerek bu eğitimin tüm olanaklarından yararlanarak hızla yükselen II. Meşrutiyet döneminin milliyetçi ve modernist aydınlarından biridir (Kaçmazoğlu, 2001: 199-200). Baltacıoğlu’nun dünya görüşü, olaylara bakışı, bilim anlayışı, üniversiteden mezun olduğu 1908’den itibaren, II. Meşrutiyet döneminde şekillenmeye başlamıştır. Onun bilimsel görüşlerini belirleyen üç isimden söz etmek mümkündür: Eğitim alanında J. J. Rousseau, felsefe alanında H. Bergson ve sosyoloji alanında E. Durkheim. Bu üç ismi tamamlayan bir dördüncü isim de Ziya Gökalp’tir. Bilimsel düşüncelerini şekillendiren bu isimlerden sonra hayran olduğu ve Türk gençlerinden örnek almalarını istediği kişilikler ise Mustafa Kemal Atatürk ile ismet inönü’dür (Kaçmazoğlu, 2001: 200). ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, sosyolojizm ekolüne mensup bir sosyologtur. Ona göre, Durkheim Okulu, sosyolojinin ulaştığı son aşamadır. Bu anlayışını defalarca ifade etme gereği duymuştur. Bir yazısında, Darülfünun’daki sosyoloji, estetik, pedagoji, psikoloji ve islam sanatları tarihi derslerinde E. Durkheim’in ünlü eseri “Sosyoloji Yönteminin Kuralları” adlı kitabın mantığından hiç ayrılmadığını (Baltacoğ lu, 1937a: 18) ve yine sosyoloji kitaplarını yazarken Durkheim ve Gökalp’e bağlı kaldığını belirtir (Baltacoğlu, 1939: 6). Bir başka yazısında, Sosyolojizm ekolü ile Türk sosyolojisinin övgüsünü yapar. Türk sosyologları Uluslararası VII. Sosyoloji Kongresi’ne sundukları tebliğlerinde, tezlerini savunurken, yabancı meslektaşları kadar, hatta onlardan daha güçlüydüler. Bunda şaşılacak bir şey yok. A. Comte ve E. Durkheim’den sonra Ziya Gökalp gibi dünya çapında büyük bir sosyolog yetiştiren bu memleket, Fransa’dan sonra sosyolojinin de ikinci yurdu sayı- labilir (Baltacıoğlu, 1952: 2) Baltacıoğlu’nun hayatını verdiği Baltacıoğlu, sosyologluğunun yanı sıra Türkiye’nin önde gelen eğitimcileri arasında yer almaktadır. ismayıl Hakkı Baltacıoğlu sosyolojide E. Durkheim ve Ziya Gökalp’in felsefede H. Bergson’nun ve eğitim alanında da J. J. Rousseau’nun görüşlerinden etkilenmiştir. i. H. Baltacıoğlu, Comte ve Durkheim’den sonra Gökalp’i dünyanın en önemli sosyologlarından biri olarak kabul edip onun pek çok konudaki görüşünü benimseyip geliştirmeye çalışırken ve sosyal konuları benzer şekilde yorumlarken, bir başka Türk sosyoloğu, Yunus Kazım Köni, Baltacoğlu’nu, görüşleriyle E. Durkheim’den sonra Sosyolojizm ekolünün en büyük sosyoloğu olarak selamlar (Köni, 1939: 16). Baltacıoğlu, E. Durkheim’in sosyoloji görüşlerden de hareket ederek din, dil ve sanatsız bir toplum olamayacağını belirtir. Buna göre, ilkel toplumlardan günümüze kadar toplumları şekillendiren üç kuvvet bulunmaktadır. Yeryüzündeki tüm toplumlar dinsiz, dilsiz, sanatsız olmadığı gibi, bunlarsız ne bilim, ne ekonomi, ne teknik, hiçbir sosyal kurum, kültür ve uygarlık olamaz, gelişemez (Baltacıoğlu, 1966: 60-61). Durkheim’e bağlı olarak, toplumsal olguları sıralarken ekonomiye de son sıralarda yer veren Baltacıoğlu, sosyal olayların coğrafi, biyolojik, psikolojik faktörlerle açıklanmasının mümkün olmadığını, sosyal olayların yine sosyal olaylarla açıklanabileceğini belirtir (Baltacıoğlu, 1931: 39). Baltacıoğlu, sadece bir eğitimci, sosyolog ve felsefeci değildir. O, aynı zamanda çok yönlü bir bilim, düşün ve eylem insanıdır. Türkiye’nin temel sorunları karşı sında sürekli fikir üretebilen bir sosyolog, psikolog, felsefeci, düşünür, edebiyatçı, sanatçı, hikaye-roman-piyes yazarı, hattat, ressam ve hatta duvar ustası, marangoz, bahçıvandır (Kaçmazoğlu, 2001: 202). Kendisinin de Yeni Adam’daki yazıları nda belirttiği gibi milliyetçi, Batıcı, gelenekçi, laik, cumhuriyetçi ve devrimci bir kişiliktir. Sosyolojizm ekolüne mensup bir sosyolog olan ismayıl Hakkı Baltacıoğ- lu’nun sosyoloji açısından bazı eserleri şunlardır: Mürebbiler, Tarih ve Terbiye, Tiyatro, içtimai Mektep, Türke Doğru (2 Cilt), Batıya Doğru, Sosyoloji, Halkın Evi, Pedagojide ihtilal, Ziya Gökalp, Türk Milliyeti, Adam Nasıl Yetişir Nasıl Yetiştirilir, Türk Plâstik Sanatları, Kültürce Kalkınmanın Sosyal fiartları, ve Atatürk: Yetişmesi, Kişiliği, Devrimleri. Bunlardan başka onlarca kitap yayınlayan Baltacıoğlu, 1934’ten 1978’e kadar çıkardığı Yeni Adam dergisi ile de kültür tarihimize ve sosyolojiye büyük katkılar sunmuştur. ismayıl Hakkı Baltacıoğlu hangi sosyoloji ekolünün görüşleri doğrultusunda sosyoloji üretmiştir?  

Din Sosyolojisi

E. Durkheim ve Z. Gökalp’ten etkilenen bir sosyoloğun din sosyoloji yapmaması düşünülemez. Baltacıoğlu da din sosyolojisi konusunda sosyolojizm ekolü çizgisi doğrultusunda din sosyolojisine ilişkin görüşlerini ortaya koymuştur. Buna göre, dünyada hiçbir toplum dinsiz değildir. Dinsiz bireyler olabilir ama dinsiz toplum olmaz. Anormal olan dinin kendisi değil, din yaşayışının anormal şekilleridir. Din ile bilim de çatışmaz. Bu çatışma yarım aydınların kafalarında mevcuttur. Taassup denilen hastalık da sadece onların kafalarında vardır. Bilim softalarının bilimi bilim olmaktan çıkarmaları gibi, onlar da dini din olmaktan çıkarırlar (Kaçmazoğlu, 2001: 212). Baltacıoğlu, toplumsal kurumların ve toplumsal ilişkilerin temeline dini yerleştirir. Din, toplumsal yapıyı, ekonomiyi, toplumsal kalkınma düzeyini belirleyen temel kurumdur. E. Durkheim’in “Din Hayatının ilkel Biçimleri” adlı eserinden etkilenen Baltacıoğlu, dinin ortaya çıkışı konusunda şöyle demektedir: Toplumların ileriye doğru geçirdikleri aşamalara bağlı olarak din fikri de somuttan soyuta doğru bir dönüşüm geçirmiştir. ilkel toplumlar arasında yer alan klanlarda totem çok defa bir hayvan, bir bitki iken, toplumlar çeşitli aşamalardan geçerken dinsel tasavvurlar da aşama aşama soyutlaşmaya başladı ve bir süre sonra tanrı kavramına erişti. Dini tüm toplumlarda görülen sosyal bir olgu olarak ele alan Baltacıoğlu, dinin bu yanı ile sosyolojinin konusu olduğunu, sosyolojinin diğer konuları olduğu gibi dini de bir sosyal kurum olarak ele aldığını belirtir. Baltacıoğlu’na göre dinin başlıca iki konusu vardır. Bunlardan birincisi, inceleme konusunu olarak din; ikincisi de inanma konusu olarak dindir. Diğer yandan, dinler üç açıdan incelenir. Bunlardan birincisi, din sosyolojisinin sosyal bir varlık, sosyal bir kurum olarak incelediği dindir. ikincisi, din psikolojisinin, psikolojik bir varlık, tek insan bilinci olarak incelediği dindir. Üçüncüsü de, din metafiziği tarafından tüm bir varlık olarak incelenen dindir. Din, Dil, Millet, Milliyetçilik, Batıcılık, Kültür-Uygarlık ve Faşizm ismayıl Hakkı Baltacıoğlu’na göre, dinsiz millet, milliyetsiz din olmaz. Dinin millileşmesi reformla olur. Din birçoklarının sandığı gibi, sınırlı inançlardan, hiç değişmeyen tapınaklara kapanmış törenlerden ibaret değildir. Din, kamu yaşayışının her yanını sarmış olan değerlerden, içimize kadar sokulan oluşlardan ayrı değildir (Baltacıoğlu, 1965b: 935). Baltacoğlu’nun din konusundaki temel hedefi, dine Müslümanlığa ulusal bir renk vermektir. Baltacıoğlu, din konusunda milliyetçi ve reformist bir anlayışa sahiptir. Ona göre, dini yok saymak onu gerici güçlerin tekeline bırakmak demektir. Oysa dinde reform yapmak ve herkesin dini ile ilgili içeriği anlamasını sağlamak gerekir. Bunun yolu da, Kuran’ın Türkçe’ye çevrilmesi ve Türk halkının dinini aracısız anlaması nı sağlamaktır. Türk halkı Allah’ın dediklerini aracısız ve doğru anladığında, softaların elinden kurtularak ulusal benliğine kavuşur; ulusal ekonomi, endüstri ve demokrasi alanlarında istenilen düzeye ulaşır. Toplum olarak dilimiz, sanatımız gibi dinimizi de öğrenmemiz gerekmektedir. Bu ulusun aydınlarının, bilginlerinin yapacağı en büyük iş; bir ulusun dinini, dilini, sanatını halkına doğru olarak anlatması dır. Bunlar yapıldığı takdirde dinsizlik ve gericilik gibi unsurlarla savaşmak mümkün olur (Kaçmazoğlu, 2001: 212). Baltacıoğlu’na göre millet birliğinde din gibi dil de millî gelenekler bakımından çok önemlidir. Dinden sonra, toplumun var olmasında dil ikinci etkendir. Dilsiz kalkınma, reform ve millet olamaz. Dilsiz kişilik olmadığı gibi, dilsiz millet de yoktur. Dil sadece anlaşma aracı değil, aynı zamanda kaynaşma aracıdır. Ona göre, dilde “Türke doğru” demek, “dilde halka doğru” demektir. Dil sadece akılla, mantı kla kavranabilecek rasyonel bir varlık değildir. Onun da bir psikolojisi ve estetik yanı vardır. Dilden kaynaklanan sanatlar; zeka, metafizik, ahlak, din, insan kişiliği kadar, bütün değerleri taşıyabilir. Dilin, din ve sanat gibi milletin kurucu unsurları arasında yer alması bundan ileri gelmektedir. Dilimizin ruh ve zevk geleneklerinin kaynakları halk efsaneleri, masalları, menkıbeleri, halk şairlerinin eserleri, fıkralar, bilmeceler, tekerlemeler, koşmalar, maniler, destanlar, ilahiler ve atasözleridir (Kaçmazoğlu, 2010: 249-251). Baltacıoğlu, din ve millet ayrımına şiddetle karşı çıkar. Ona göre din ile millet etle tırnak gibidir ve bu nedenle birbirinden ayrılamaz, ayrı ayrı düşünülemez. Ona göre, Türk millî kimliği yeniden oluşturulurken, toplum şekillenirken din, dil, sanat ayrı ayrı ele alınamaz. Millî kişiliğin birinci özü milliyetçilik, ikinci özü dindir. islâmiyet’te millet yoktur düşüncesi yanlıştır. Millî kişiliğin üçüncü özü ise sanattı r. Her milletin aynı zamanda kendine göre bir sanat anlayışı vardır (Baltacıoğ- lu, 1965a: 29). 3. Ünite – Mehmet Ali Şevki Sevündük ve ismayıl Hakkı Baltacıoğlu 53 ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, milleti, toplumsal evrimin ulaştığı son aşama olarak ele alır. Toplumların evrimini kabile, aşiret, derebeylik, site ve millet şeklinde sıralar. Bir toprak ve bir tarihle beliren millî gerçeği unutup, henüz bir hayalden, bir dilekten ibaret olan insanlık kavramını benimsemek ise bir toplumun kendi kendinden vazgeçmesi anlamına gelmektedir. Çünkü sosyal tipler arasında “insanlık” diye gerçek bir yapı yoktur. insanlığı anlamak için uygarlığı düşünmek yeter. Uygarlı k, çeşitli toplumlara ve uluslara has ve onlarla ortak olan bilim, fen ve teknik gibi obje konulu kurumların toplamıdır (Baltacıoğlu, 1943: 35-37). Kendine özgü bir milliyetçilik anlayışına sahip olan Baltacıoğlu, ulusu gelenek birliğine dayandırır. Ona göre ırk birliği kesinlikle ulusu meydana getirmez. Bazıları na göre millet toprak birliğidir. Toprak birliği de millet birliğini sağlayamaz. Yine kültür birliği tezi de bu birleşme için yeterli değildir. Bir milleti millet yapan ırk, toprak, kültür birliği gibi tezleri reddeden Baltacıoğlu, bu tezlerin yerine gelenek birli- ğini koymaktadır. Bir başka anlatımla, Baltacıoğlu. milleti gelenek birliği ile açıklamaktadı r. Baltacıoğlu’nun daha geniş bir tanımlaması ile milleti; dilde, dinde, ahlakta, zevkte, mitte, hatta teknikde “gelenek birliği”dir (Kaçmazoğlu, 2010: 208-210). Baltacıoğlu’nun din, dil, millet ve milliyetçilik ile ilgili görüşlerini, Batıcılıkla ilgili düşünceleri tamamlar. Ona göre, Batı uygarlığı temsil etmektedir. Uygarlık işi her şeyden önce bir akıl ve yöntem işidir, bunu iyi anlaşılması gerekir. Herkes bilir ki Batı’ya gitmek, Avrupalılaşmak demektir. Ancak Batı’ya gitmek başka, bunu doğru olarak yapabilmek başkadır. Avrupalılaşmanın ne olduğunu Batılı kafayla, Batılı yöntemlerle anlamaya çalışmalıyız. Hiçbir ulus yozlaşarak Avrupalılaşmadığı için Avrupalılaşma olayını kültür değiştirme, gelenek değiştirme süreci dışında düşünmek, aramak en doğru yoldur. Uygarlık uluslararasıdır. Avrupa uygarlığı deyince, Avrupa’da bu uygarlığın öbeğine giren uluslarda ortaklaşa olan teknikleri anlamamı z gerekir. Medeniyet teknikten ibarettir. Örneğin müziğin melodileri kültüre, tekniği uygarlığa girer. Avrupalılaşmak Batı uygarlığına gitmek demektir. Batı uygarlığı na gitmek ise Batı tekniğine gitmektir. Batı’ya doğru parolasının doğru anlamı, Batı tekniğine doğrudur (Baltacıoğlu, 1945: 5-15). E. Durkheim -Z. Gökalp yani sosyolojizm ekolüne mensup olan Baltacıoğlu, Ziya Gökalp gibi kültür ve uygarlık ayrımı yapar. Gökalp’te olduğu gibi Baltacıoğ- lu da, uygarlığın aklı, yöntemi, tekniği temsil ettiğini; kültürün ise millete özgü ve milli olduğunu belirtir. Uygarlık uluslar arasıdır, öğrenilebilir, kurulabilir, alınabilir. Millet ise doğar, öğrenilmez, yaşanır. Vicdan kaynaklı olan her şey Türke, akıl kaynaklı olan her şey Batıya doğru olmalıdır (Kaçmazoğlu, 2001: 207-208). Baltacıoğlu, Batı’dan kültür değil uygarlığın alınması gerektiğini belirtir. Ona göre, biri alınırsa diğeri de gelir anlayışı yanlıştır. Mimari, müzik, edebiyat gibi yaşantı mızın her alanında Türklere özgü özellikler vardır. Kültürü bozulmayan milletler ölmez. Millet, doğrudan doğruya bir kültür birliği, bir gelenek birliğidir (Kaçmazoğ lu, 2001: 208). Baltacıoğlu, Gökalp’ta olduğu gibi kültürle medeniyeti birbirinden kesin olarak ayırır ve Batı’dan kültür değil uygarlık almamız gerektiğini belirtir. Ona göre, Batı uygarlığı, Batı kültürünün ayrılmaz bir parçasıdır; “Birini alınca diğerini de almak gerekir” anlayışı tamamen yanlış bir görüştür. Ziya Gökalp gibi kültür ile uygarlığı birbirinden ayırmaya çalışan Baltacıoğlu’na göre, kültür, uygarlık gibi akıl ve öğrenimi dışarıdan alınmayan, milletin tarihi benliğ inden çıkan bir şeydir. Bilim, fen, teknik uygarlığı; din, dil, sanat, aile, hukuk, ahlak, zevk, mitoloji, masallar, atasözleri ve hatta yemekler, kültürü oluşturur. Kül türle ilgili yargıların dış dünya ile hiçbir ilgisi yoktur. Bunlar iç dünya ve bilinçaltı ile bağlantılı olan değer yargılarıdır. Uygarlık başka yerlerden alınabildiği halde kültür yalnız tarihten doğar ve içeriden dışarıya doğru gelişir. Medeniyet çok değişici ve şekil değiştirici bir şeydir. Medeniyet demek, yalnız bir millete, bir kültüre özgü olmayıp, milletten millete geçebilen bilgiler, yöntemler ve kurallar demektir. Örneğin bilim milletten millete, kültürden kültüre göre değişmeyen bir şeydir. Bir millet bilimi bir başka milletten alabilir. Uygarlık değişken olmasına karşın kültür çok az değişir. Kültür milletin bel kemiğidir. Çürüyünce millet ayakta duramaz, iki kat olur. Kültürün yokluğu ile ulus varlığı da ortadan kalkar. Kültür, toplumun öz varlığını yapan şeylerin tümüdür. Kültür bir millete özgüdür, millîdir; uygarlık ise uluslararasıdır. Kültür doğar; uygarlık öğrenilebilir, kurulabilir, alınabilir. Millet demek için hem ayrı bir kültür hem de başka uluslarla ortaklaşa bir uygarlık olması gerekir (Kaçmazoğlu, 2010: 201-206). Batıcı, laik, milliyetçi bir sosyolog olan Baltacıoğlu kesin bir dille faşizme ve ırkçı lığa karşı çıkmaktadır. Irk kuramını reddeden Baltacoğlu, millet kuramından yanadı r. Ona göre millet, “ırk gibi bir şey fakat etnik değil, kültürel bir soydur. Her tinsel ve töresel soy gibi millet de mistik bir orijine dayanır ki bu orijin, mitolojidir. Millet mistik bir varlıktır” (Baltacıoğlu, 1950: 55). Ona göre, ırk biyolojik bir gerçekliktir. Irkın taşıyıcısı kalıtımdır. Irk, hayvani bir olgu, millet ise sosyal bir gerçekliktir. Milliyetin taşıyıcısı sosyal kalıtım, yani gelenektir. Milliyet, ahlaki bir olgudur. Bir millet farklı ırkları içine alan ahlaki bir birliktir (Baltacıoğlu, 1943: 38-39). Millet, araları nda din, dil, ahlak, zevk, zihniyet gelenekliğinden ibaret alışkanlığın verdiği bir dayanışmayla, yalnız faaliyet ayrılığından ve uzmanlıktan ibaret organik bir dayanı şmada bulunan bireylerden oluşmuş bir toplumdur. Bu anlayışa göre millet gelenek birliğinin meydana getirdiği bir topluluktur (Baltacıoğlu, 1950: 65). Bir dönem demokratik rejimlerde çok ciddi sorunlar doğuran faşizme karşı olduğ unu net bir şekilde ortaya koyan Baltacıoğlu, faşizm karşıtlığını şu nedenlere dayandırır: 1. Faşizm her şeyden önce gelenekçidir. Faşist geçmişe dayanır, onun ölü geleneklerini mezardan çıkarır ve yaşamın sonsuz kuralları gibi kullanır. Ben ahlakta, sanatta ve sosyal yaşamın hiçbir alanında geçmişe tapınmayı kabul etmem. 2. Faşizm dincidir, dincilere dayanır, elinden gelse kendini yeni bir din olarak ortaya koymak ister. Ben dinlerin sosyal yaşamda oynadıkları olumlu ve olumsuz rolleri bilirim. Fakat normal seyrini kovalayan ileri toplumlarda dinin, bununla birlikte din, ahlak ve politikanın artık eski kollektif rolünü kaybettiğ ini, bunun yerine sadece laik bir ahlakın ve özgür bir sanat kültürünün yerine geçtiğini açıktan açığa görüyorum. 3. Faşizm emperyalist bir devlet idaresidir. Faşist olmak için saldırgan olmak zorunludur. 4. Faşizm, kadın düşmanıdır. Faşist ülkelerde kadının, kadınlığın özgürlüğü yoktur. Faşistler kadınları kazanılmış haklarından bile yoksun bırakarak onları evlere kapatırlar. Kadına erkekle birlikte aynı hakları, sosyal görevleri vermeyen bir rejim meşru değildir. 5. Faşist ırkçılık, insanlık için en korkunç inançlardan biridir. Bu ırkçılığın sonu düşmanlık ve kavgadır. Irk teorisi yanlış açıklanmış bir sınıf ve eşitsizlik iddiasıdır, emperyalist bir ideolojidir (Baltacıoğlu, 1937b: 2-4). 3. Ünite – Mehmet Ali Şevki Sevündük ve ismayıl Hakkı Baltacıoğlu 55 Baltacıoğlu, i. H. (1950). Halkın Evi, Ankara: Ulus Basımevi.

Eğitim Sosyolojisi

ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, Türk eğitim tarihinin en önemli düşünürü ve eylem insanı dır. 1908’den sonra dersleri, konferansları, sergileri, kitap ve makaleleriyle aralı ksız çalışmış ve Türkiye’de eğitimcilere, eğitim ve öğretim konusunda teorik ve pratik olarak yol göstermiş, öncülük etmiş bir eğitimcidir (Ülken, 1979: 443). ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, profesyonel yaşamına eğitimci olarak başlar ve ülkemizde de bu yönü ile tanınır. Bir başka ifade ile Türkiye’de Ziya Gökalp’in sosyoloji alanında yerine getirdiği işlevleri, eğitim alanında Baltacıoğlu yerine getirmiştir. Mesleğinin ilk yıllarında, Osmanlı eğitim politikalalarını belirleyen Osmanlıcı, bireyci ve kozmopolit eğitim anlayışının karşısında toplumcu bir eğitimden yana olmuştur. Ezberciliğe dayalı bir eğitim anlayışının yerine uygulamalı eğitime dönük bir anlayış geliştirmiştir (Kaçmazoğlu, 2001: 201). II. Meşrutiyet yıllarında yazdığı eğitim kitaplarıyla okullarda hangi dersin nasıl öğretilmesi gerektiğine, ders anlatımında hangi tekniklerin daha başarılı sonuçlar vereceğine dair kitaplar kaleme almıştır. Eğitimi “kurumsallaştırma” olarak gören Baltacıoğlu, bu tanımını iki ana kayna- ğa dayandırır. Eğitim öncelikle çocuğun içerisinde yaşadığı toplumun değerlerini, kültürünü ve uygarlığın gereksinimlerini ona kazandırmalıdır. Eğitimde birey ile toplum arasında bir denge kurmaya çalışan Baltacıoğlu, yetiştirilen insan tipinin yaşanılan çağa ve toplumun ihtiyaçlarına uygun olması gerektiriğini belirtir. Bu bağlamda, sosyolojizmin toplumu, psikolojizmin bireyi öne çıkaran anlayışı yerine, kişiyi toplum birey ikileminden kurtaracak, her iki anlayışı uzlaştıracak bir yaklaşı ma dayalı insanlar yetiştirmeyi amaçlar (Kaçmazoğlu, 2010: 242). Ulusların tamamının sosyal insan yetiştirdiğini belirten Baltacıoğlu, ancak birinin yetiştirdiği insan tipinin diğerinin aynısı olmadığını belirtir. Gerçekte sosyal insan yok, her ulusun kendi sosyal insanları, kendi kültürünün, kendi tekniğinin insanları vardır diyen Baltacıoğlu’na göre, eğitim almış insan, hem kültür kişiliği ve hem de teknik kişiliği olan insan demektir (Baltacıoğlu, 1965a: 21). Baltacıoğlu’na göre Türk eğitiminin temel amacı da bilen, duyan, isteyen, yaratıcı, girişimci cumhuriyetçi, milliyetçi, halkçı, devletçi, laik ve devrimci Türk kişilikleri yetiştirmektir (Baltacıoğlu, 1950: 60). Baltacıoğlu’na göre eğitimin görevi toplumun istediği insanı yetiştirmektir. Ülke hangi alanlarda hangi tip yetişmiş insana ihtiyaç duyuyorsa o insanları yetiştirecek eğitim tekniklerini bulmak zorundadır. Bunun için öncelikle bireyin içerisinde yaşadığı toplumu sosyolojik tekniklerle incelemeli, o toplumun bireyini psikoloji, biyoloji, psikanaliz ve benzeri bilimler aracılığı ile tahlil etmeli ve ortaya çıkacak sonuçlara göre bir ulusal pedagoji anlayışı geliştirilmelidir. Ancak bu anlayış üzerine kurulacak bir eğitim sistemi ile ulusal kültür idealine göre milli insan tipi yetiştirilebilir (Tozlu, 1989: 276-277). Bireye değer veren, Fransız eğitim sistemi yerine ingiliz eğitim sistemine daha yakın duran Baltacıoğlu, teorik eğitim anlayışını reddederek uygulamalı eğitim anlayı şını, yaratıcı bireyi yetiştirecek olan eğitim anlayışını savunur. Ona göre, eğitimin amacı, sosyal kişilikler yetiştirmektir. Bireye değer veren ve teorik yanı ağır basmayan, uygulama ağırlıklı bir eğitim sistemi öneren Baltacıoğlu’nun diğer görüşlerinde olduğu gibi eğitimle ilgili görüşleri de “Türk’e doğru” tezine dayanır. Yani eğitimle ilgili görüşlerinde de milliyet- çi bir bakış açısı egemendir. Buna göre, eğitimin amacı; çocuğu içinde yaşayacağı toplumun dini, ahlaki, felsefi ve benzeri değerlerine sahip bir şekilde yetiştirmektir. Geleneğe dayanmayan eğitim millî olamaz. Gelenekten kopan kültür ise soysuzlaşı r. O nedenle, eğitim çocuğa ulusun vicdanını kazandırmak durumundadır (Baltacıoğlu, 1943: 170-173). Baltacıoğlu, görüşlerini şöyle özetler: “Benim anladı- ğım pedagoji atom devrine yakışan insanı, yaratıcı Türk’ü yetiştiren yaratıcı pedagojidir” (Baltacıoğlu, 1964: 6). Kısaca, Baltacıoğlu, eğitim konusunda sosyoloji ile psikolojiyi uzlaştırarak sosyal insan yetiştirme denemesinde bulunur. Bu sosyal insan bir yanı ile toplumsal konulara duyarlı, topluma dönük, diğer yanı ile milliyetçi, laik, Atatürkçü ve Batı- cıdır. Batı tekniğini kavrayan ve rasyonaliteyi sonuna kadar benimseyen, mistizme yönelmeyen ve teori ile pratiği toplumsal yaşamda birleştiren bir eğitim anlayışına sahiptir.   Kalkınma Anlayışı ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, kalkınma konusunda da dini ön plana çıkarmaktadır. Ona göre, dinsiz milliyetçilik olamayacağı gibi dinsiz kalkınma da olamaz. Bu, Avrupa’da böyle olmuş, Türkiye’de de böyle olacaktır. Batı dinde reform yaptıktan sonra demokrasiye ulaşıp kalkınmayı başlatmıştır. Biz de dinde reform yaparsak, Kuran’ı ana dile çevirip dinde aracıları ortadan kaldırırsak kalkınma ve demokrasiye ait pek çok sorunu halletmiş oluruz. Kısaca, din, dil ve sanat reformu olmadan kalkınmak mümkün değildir (Kaçmazoğlu, 2010: 220-221). Baltacıoğlu’na göre, Türkiye dinde temel politika değişikliğine gitmedikçe, ciddi adımlar atıp Kuran’ı Türkçeye çevirtmedikçe, gerçek ilahiyat fakülteleri oluşturmadı kça, din kişiliği ile ulusal kişiliği birleşdirmedikçe, din sorunu politika, idare, birey bağları, parti kavgaları dışında tutmadıkça; dinî, millî kalkınmayı sağlayacak bir kurum olarak ele almadıkça, dinle ilgili bilim ve eğitim görevlerini yerine getirmedikçe kalkınamaz (Baltacıoğlu, 1955: 2-6). Kalkınmanın yasalarını sosyoloji bulup ortaya çıkaracaktır. Kalkınmanın birinci ilkesi gelenekler, ikinci ilkesi nüfus yoğunluğu, üçüncü ilkesi de eğitimdir. Başka bir anlatımla, kalkınmak için gelenekleri tanımak ve korumak; nüfusu artırmak, sıklaştırmak, ülkeyi köy yığını olmaktan kurtarmak; ticaret, tarım, endüstri kişiliği yaratan bir eğitim tekniği bulmak; mekanik toplum yapısından organik toplum yapı sına geçmek ve Batılı toplumlara benzemek gerekir (Kaçmazoğlu, 2010: 221). Bunlarla birlikte, kalkınma işi, aynı zamanda mantık, görgü, iyi niyet, pozitif bilgi, teknik, bilim politikası işidir. Bunları gerçekleştirmek için bilime başvurmak gerekir. Bir ulusun kalkınabilmesi için kültürün öz kaynağı olan halka, uygarlığın laboratuarı olan uluslar arası tekniğe gitmesi de gerekir. Kalkınma konusunda önemli bir diğer unsur da plandır. Toplum işlerinde en korkunç şey, çalışmamak değil, plansız çalışmaktır (Kaçmazoğlu, 2010: 221-222). E. Durkheim’in organik ve mekanik toplum ayrımına bağlı olan Baltacıoğlu, kalkınma konusunu organik toplum tezinden hareket ederek açıklamaya çalışır. Buna göre, kentleşme, nüfus yoğunluğu ve işbölümü kalkınmanın temel araçları- dır. Toplumu meydana getiren tekler ne kadar çok, ne kadar sık, ne kadar birbirine bağlı ve iş bölümü ne kadar çok olursa, o toplum o kadar güçlü olur. Bir toplumda iş bölümü ne kadar ileri giderse medeniyet de o kadar ileri gitmiş demektir. Bu bağlamda, toplumca kalkınma öncelikle bir nüfus işidir. Ulusların kalkınması, şehirlerin oluşması, endüstrinin doğması, sosyal iş bölümünün artması, hatta demokrasi rejiminin yerleşmesi hep nüfusun çoğalmasından, sıklaşmasından ileri gelir (Baltacıoğlu, 1945: 38). 3. Ünite – Mehmet Ali Şevki Sevündük ve ismayıl Hakkı Baltacıoğlu 57 Bu anlayışla nüfus artışını teşvik eden, destekleyen Baltacıoğlu, Türkiye’de nüfus artışını kontrol altında tutmak isteyen tezlere ve çevrelere karşı çıkmıştır. Ona göre, nüfus artışından korkmak bir yana, artışın teşvik edilmesi gerekir. Türkiye’nin yeraltı, yerüstü varlıkları, dışarıya hiç el açmaksızın yetmiş, seksen milyon nüfusu beslemek için yeterlidir. Türkiye’nin nüfusunun artırılması için yasal, toplumsal ve ekonomik önerilerde bulunur. Buna göre, nüfusu artırmak için çok çocuk sahibi olan ailelere yardım, bekarlardan vergi almak, belirli yaşa gelenlere evlenme zorunluluğu getirmek, çocuk sayısı oranında vergi indirimine gitmek gerekir (Baltacıoğlu, 1967: 4). Eğribel, E. -Özcan, U (Edt). (2006). Sosyoloji ve Coğrafya, istanbul: Kızılelma Yayınları.

Sanat Sosyolojisi

Düşünür, sosyolog, eğitim bilimci olduğu kadar sanatçı da olan Baltacıoğlu, sanatı n hemen hemen her dalı ile uğraşmış; roman, piyes, sahne eserleri kaleme almıştı r. Baltacıoğlu, yaşamı boyunca uğraş verdiği alanların hem teorisi ve hem de pratiğ i ile uğraşmıştır. Bu yanı ile Baltacıoğlu, düşüncelerini gerçek yaşamda uygulamaya koyan gerçek bir eylem insanıdır. Baltacıoğlu, sanat serüvenini şöyle özetler: “Ben çocukluğumdan beri plastik sanatlarla uğraşırım. Hattatlık, resim, dekor benim yaşayışımda, kafamın yoğruluşunda rolü olan plastik sanat kollarıdır. Ayrıca, sosyoloji, psikoloji, estetik bilimleri ile uğraşmam beni Türk plastik sanatları, bu sanatların oluşu, değer anlayışı üzerinde durdurmuştur” (Baltacıoğlu, 1971: 4). Sanata, “sanat toplum içindir” tezi ile yaklaşan Baltacıoğlu, sanatın kökeninde toplumun bulunduğunu belirtir. Sanat toplumdan kaynaklandığı ve toplum için üretildiğine göre, sanatçının görüşü de halkın tümünün görüşünden ayrılamaz. Sanat eserleri de din, ahlak, iktisat gibi bütün sosyal olaylarla temel bir ilişki içerisindedir. Sanat eserinin olabilmesi için seyirci, okuyucu, dinleyici bir grubun olması lazımdır. Sanatçı icat eder ama kendisi için değil (Baltacıoğlu, 1931: 15-26). Baltacı oğlu’na göre bugünkü sanatı anlamak için toplumu tanımak gerekir. Çünkü bugünkü sanat toplumun eseridir. Sanat, çağdaş sanat eserlerine değer veren, teknik veren bu toplumun sosyal deneyimleridir (Baltacıoğlu, 1931, s. 53). ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, diğer konularda olduğu gibi, sanat ve edebiyat konuları nda da, temel tez olarak, kültür yanı ile Türk’e doğru, teknik yanı ile Batı’ya doğru tezinden hareket etmektedir. Baltacıoğlu, müzik konusunda alaturkacı ve alafrangacı anlayışa katılmadığını belirterek şöyle bir tanım yapar: Millî müziğin tekniği Avrupai, ruhu halk müziğidir. Yani teknik bakımdan modern, melodi bakımından millî olmalıdır. Böylece millî müziğin karakterleri de hem Avrupalı hem de Türk olacak; Batı tekniğine göre armonize edilen melodilerden millî müzik doğacaktır. Baltacıoğlu’nun ilgi duyduğu sanat dallarından biri de tiyatrodur. Tiyatro yalnız millî kişiliğin değil, bütün insanın, insanda bütünün tapınağıdır. Resim, müzik, mimari, edebiyat insanlığın yalnız bir parçasıdır. Oysa tiyatro gerçeğin bütünlüğünü taklit eden tek sanattır. Tiyatro; edebiyat, inşaat, müzik, dans, resim, mimarlık, dekor, ışık sanatlarının birleşmesinden meydana gelen sentetik bir sanattır. Batı tekniğ inden ve Avrupa tiyatrosunun kurallarından yararlanan; kendi geleneğine dayanan tiyatromuz yeni teknikle birleşince, Avrupa tiyatrosu gibi hem modern ve hem de Türk olacaktır. Türkler kendi tiyatro geleneklerine dayanıp yeniyi aradıklarında millî tiyatroyu bulacaklardır. Baltacıoğlu’na göre, müzik ve tiyatro konularında olduğu gibi edebiyat konusunda da halka inilmeli ve halk edebiyatının eserlerinden millî edebiyatı oluşturmak adına yararlanılması gerektiğini belirtir. Edebiyatın halka hizmetten başka bir ödevi yoktur. Halka hizmet etmeyen bir edebiyat mutlaka soysuzlaşır. Baltacıoğlu, ulusal müzik, ulusal tiyatro, ulusal edebiyat, ulusal mimari, ulusal dans gibi geleneklere ve ulusallığa dayalı resim, dekor, şehircilik, heykel, moda oluşturma yönünde görüşler öne sürmektedir. Ona göre, vicdan kaynaklı olan her şey Türk’e doğru, akıl kaynaklı olan her şey Batı’ya doğru olmalıdır. Kısaca, Baltacı oğlu, sanatta Batı tekniğini, toplumsallığı ve kültürü esas almakta, her sanat dalı nı yaratılmak istenilen modern ulusal değerlerle bütünleştirmeye çalışmaktadır. Türkiye’de Sosyoloji I ve II (Haz.: M. Çağatay Özdemir), Ankara: Phoenix Yayınları. Mehmet Ali Şevki Sevündük’ün eserlerini, çeşitli sorunlara karşı geliştirdiği düşüncelerini ve sosyolojik yaklaşımlarını özetleyebilmek. Mehmet Ali Şevki Sevündük, Science Sociale ekolünün Prens Sabahattin’den sonra gelen fakat ekolün görüşlerinin merkezinde yer alan saha çalışmaları yapmasıyla da onu aşan bir sosyologtur. Science Sociale ekolünün sosyoloji açısından önemini anlatan makaleler yazmış ve köy çalışmaları na yönelmiştir. Ancak toplumsal yapının sorunlarına çözümü deneysel sosyolojiye indirgemiştir (Avcı, 2008, s. 354). Sevündük’e göre, eğitim ihtiyacını sosyo-ekonomik yapı, ülkenin düzeyi, ailenin yapısı ve eğilimleri, bireyin ait olduğu sosyal sınıf gibi faktörler belirler. Eğitim sistemi bireyci ve girişken şahsiyetler yetiştirmelidir. Devlet artık tek düze insan tipi yetiştirmekten, eğitim sistemini sıkı şekilde kontrol etmekten vazgeçmelidir. Bireyci ve girişimci insanları yine bireyci ve girişimci aileler yetiştirir. O nedenle önce bireyci ailelerin kurulması için çaba harcamak gerekmektedir. Sevündük, Science Sociale ekolü görüşleri çerçevesinde Osmanlı tarihini açıklama girişiminde bulunur. Buna göre, Osmanlı Devleti’ni kuran Türkler Anadolu’ya kamucu Orta Asya coğrafyasından geldiler. Anadolu, doğu ile batı coğrafyalarının birleştiğ i bir yerdi. Kamucu yapıya elverişli bölgeler olduğu gibi, kamucu yapıyı gevşetecek bölgelere de sahipti. Osmanlıyı tarımla uğraşan yerli halkı kılıcının gücüyle denetim altına alan aşiret liderleri kurmuş ve kendileri de tımarlı sipali olmuşlardır. Çobanlarla ekincilerin birleşmesi Osmanlıda yepyeni bir toplumsal tip doğurmuştur. Toprakların mülkiyeti devlete bırakılmıştır. Bu yapı, üzerinde yaşayanların coğrafya ile birlikte kamucu toplum tipini ortaya çıkarmıştır. Bu tür coğrafi yapının yarattığı durağanlık Osmanlıyı geri bırakmıştır. ismayıl Hakkı Baltacıoğlu’nun eserlerini, çeşitli sorunlara karşı geliştirdiği düşüncelerini ve sosyolojik yaklaşımlarını sıralayabilmek. ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, sosyoloji, eğitim, eğitim felsefesi, sanat ve edebiyat alanları başta olmak üzere pek çok konuda onlarca çalışma yapmı ş çok yönlü bir sosyolog, sanatçı ve düşünürdür. Temel uğraş alanı olarak eğitim ve sosyoloji dallarını seçmiştir. Sosyolojide Durkheim okulu ve bu okulun ülkemizdeki temsilcisi Ziya Gökalp’e bağlıdır. Comte-Durkheim ekolünün bir üyesi olarak, “düzen içerisinde ilerleme” anlayı- şından yana; Sosyolojizm, evrim ve yapısal-fonskiyonalist modellerin karışımından oluşan bir yaklaşıma sahip; pozitivist, milliyetçi, modernist ve muhafazakâr bir sosyologtur. ismayıl Hakkı Baltacıoğlu, sosyolojide toplumcu, eğitimde bireyci, felsefede metafizikçi anlayışı önemser. Bu bağlamda, ne tam bireyci, ne de tam toplumcudur. Hem toplumu hem de bireyi birlikte önemser. Birini diğerine karşı üstün görmez. E. Durkheim, J. J. Rousseau ve H. Bergson’la birlikte, onların yaklaşımları boyutunda yararlandığını belirtir. Toplumun ve bireyin ayrı ayrı fonksiyonları bulunduğunu ve o nedenle de gerçekçi olduğunu söyler. Baltacıoğlu tüm çalışmalarında ulusal bir yönelim gözetmiş, kurumların ulusallaşması doğrultusunda çaba harcamış, bu anlayışını sosyoloji çalı şmalarına da yansıtmıştır. Genel sosyoloji anlayı şını E. Durkheim ve Z. Gökalp’e dayandıran, determinist ve pozitivist bir yaklaşıma sahip olan Baltacıoğlu, dini de sosyal olayları etkileyen temel unsurlardan biri olarak kabul etmiştir. Baltacıoğlu, din, dil ve sanatı toplumun üç temel kuvveti olarak değerlendirmiş, dinin en önemli sosyal faktör olduğunu belirtmiş ve ekonomiyi toplumu etkileyen kurumlar arasında son sıralara yerleştirmiştir. Yine Baltacıoğlu, din-millet ayrı mına karşı çıkarak bu ikilinin birbirinden ayrı- lamayacağını sürekli vurgulamıştır. Toplumu yaratan temel unsurları kültür birliği, uygarlık birli- ği ve sosyal işbölümü olarak göstermiştir.