İslamiyet Ve Din Sosyoloji

İslâm dininin insanlara tebliğ edilmesinden ve yayılmasından itiba­ren Müslüman âlimlerin ve araştırıcıların bütün Orta Çağ boyun­ca, müstakil ve deneysel ve objektif bir din sosyolojisi ilminin hazırla- nışma nasıl öncülük ettiklerine yukarıda işaret etmiştik. Aynı şekilde, tüm dinî ilimlerin ve bütün Müslüman araştırıcıların eserlerinin teme­linde zımnen de olsa bir din sosyolojisinin yattığına ve bunu ortaya çı­karmanın her şeyden önce Müslüman araştırıcılara düştüğüne de işa­ret etmiştik. Bu bakımdan burada tekrar aynı konuya dönmek söz ko­nusu değildir.

Ancak, son birkaç asırdan bu yana İlmî, teknik, sınaî, sosyal ve kültürel planda Batıda ortaya çıkan ve oradan dünyanın başka kesim­lerine yayılan büyük değişmeler ve gelişmeler, bağımsız ve tecrübî bir İlmî disiplin olarak din sosyolojisinin de Batı’da vücut bulması ve ge­lişmesini mümkün kılmış olup, buna karşılık İslâmiyet sahasında ve Müslüman ülkelerde bu konuda köklü ve geniş araştırmaların henüz gerçekleştirilmemiş bulunduğuna işaret etmek gerekmektedir. Bunun­la birlikte, gerek Müslüman ve gerekse batılı araştırıcıların bu konu­da hiçbir çalışmalarının bulunmadığını söylemek de yanlıştır. Gerçek­ten de meselâ Tunus’ta Abdülvehhab Budiba ile ülkemizde M. Tapla- macıoğlu’mm din sosyolojisi sahasında değerli çalışmaları bulunmak­tadır. Esasen gerek genel ve sistematik din sosyolojisi ve gerekse özel din sosyolojileri sahalarındaki araştırmaların metodolojik esaslarını ve muhtevalarını göz önünde bulundurarak bir din sosyolojisi tarihi­ni yazmak gerektiği gibi, İslâmiyet sahasında aynı konuda gerek Müs­lüman ülkeler ve gerekse Batıda gerçekleştirilenlerin bir bilançosunu çıkarmak ve değerlendirmesini yapmak işi de ortada durmaktadır. Ancak din sosyolojisi derslerinin sınırı içersinde burada, İslâmiyet sa­hasında bu konuda yapılanlara kısaca temas etmekle yetineceğiz:

İslâm dini ve ülkeleri sosyal olaylar olarak dinî karakterli olayları incelemek isteyenler için geniş bir araştırma alanı sunmaktadır. Çün­kü tarihî ve sosyolojik olarak İslâm dini, sadece Yüce Allah’ın Pey­gamberi aracılığıyla insanlara bildirilen îlâhî bir mesaj olarak kalma­mış, bu inanç etrafında gruplaşan toplulukların manevî ve sosyal ha­yatlarında en büyük rolü oynayan önemli bir faktör olarak kendini göstermiştir. Bu nedenle tarihinin başlangıcından itibaren bugüne ka­dar vücut bulmuş Müslüman topluluklar, tarihî ve sistematik din sos­yolojisinin araştırmaları için cazip bir alan oluşturdukları gibi; aynı şekilde önemli dinî, İlmî, siyasî, sosyal, sınaî, ekonomik ve kültürel olaylarla karşı karşıya bulunan günümüz Müslüman ülkeleri de, dinî- sosyal yaşayışları ve oralarda meydana gelen hadiselerin tetkiki bakı­mından din sosyolojisinin araştırmaları için önemli birer alan duru­mundadırlar.

Bununla birlikte, din sosyolojisi araştırmalarının henüz bu ülke­lerde kökleşmemiş oluşunda, bu ilim dahnın Batıda ve oldukça yakın bir tarihte tecrübî ve sistematik bir İlmî disiplin olarak ortaya çıkmış olmasının yanı sıra, onun konusunun karmaşıklığının da, büyük bir payının bulunduğuna şüphe yoktur. Aynı şekilde bunda, bu tür tec­rübî araştırmalara yabancı olan Müslüman çevrelerde girişilecek uy­gulamalı araştırmaların yürütülmesinin içerdiği güçlüklerin yanı sıra, geleneksel olarak İslâmî ilimlerin, bugün tecrübî din sosyolojisinin metodolojisinin esasını teşkil eden, toplumsal realiteleri içersinde be­şerî davranışların müşahhas incelenmesinden ziyade, dinin esasım teşkil eden prensipler ve ideallerin spekülâtif araştırılmasına ve savunulmasma dayanmakta oluşunun da rolü büyüktür. Esasen, İslâm dünyası, yukarıda da işaret edildiği üzere, belli bir dinamizmi ve bu­na paralel olarak kendini gösteren kültür ve medeniyet gelişmesini müteakip, giderek kendi içine kapanmak süreriyle gelenekleşme ve statikleşmeye meyletmiş olup; İslâmî ilimler de buna bağlı olarak tekrarcılığa ve aktarmacılığa meylettiklerinden, toplumsal gerçeklik­ten de kopmuşlar; gerek İslâm dünyası ve gerekse de bütün dünya ça­pındaki yeni bilimsel, teknolojik, toplumsal ve kültürel gelişme ve değişmeleri idrâk edecek ve karşılaşılan sorunlara çözüm üretmek süreriyle bir dönüşüm ortaya koyabilecek bir dinamizm göstereme­mişler; bu çerçevede orada kitabiyat ve nazariyat temel birer karak­teristik olarak yerlerini almışlardır. Nitekim, bu temel karakteristik­lere dayalı spekülâsyon merakı, Müslüman üniversitelerde modern dönemde din sosyolojisi araştırmalarının da çoğu zaman, ya saf din ilmi araştırmalarından ibaret bulunan İslâmiyet’le ilgili bilgilerin de­rinleştirilmesi, ya İslâm düşüncesi içersindeki belli başlı cereyanlar ve temayüllerin ideolojik bir tasviri yahut Batıda bu konuda yapılanla­rın İslâmiyet ve Müslüman topluluklarla arada hiçbir bağ kurmaksı- zın basit bir aktarılması ve yahut ta en çok dinî-sosyal hayatın belli kesimleriyle ilgili basit monografik tasvirlerle yetinmeleri sonucunu ortaya çıkarmış bulunmaktadır.1

Bununla birlikte, bu ilim dalına duyulan ilgi ve verilen önemin ar­tışına paralel olarak ve zamanla, bu tür anlayışların yerini daha objek­tif kriterlere dayalı ve ciddi deneysel araştırmalara bırakacağına şüp­he yoktur.

Islâm ülkelerinde din sosyolojisi araştırmalarının henüz emekle­me devresinde olmasına karşılık, Batıda genel ve sistematik din sos­yolojisi araştırmaları içersinde İslâmiyet’le ilgili konuların da eksik ol­madığı görülmektedir. Gerçi dinî olayın derin manâlı unsurlarının karşılaştırılması üzerine bina edilmiş bulunan genel ve sistematik bir Dinler Sosyolojisi idealini gerçekleştirmek amacında olan büyük din sosyologları (M. Weber, J. Wach ,vs.) buna rağmen çalışmalarını tabiî [1] [2] olarak daha çok kendi toplumlarmın dinleri üzerine odaklaştırmışlar, büyük dinî sistemler arasında karşılaştırmalar yaparken İslâmiyet ko­nusuna ancak temas etmekle yetinmişler ve bu konuyu hiçbir zaman bütün genişlik ve derinliği içersinde ele almamışlardır. Bununla birlik­te, din sosyolojisinin klâsikleri, İslâmiyet konusuna tamamen ilgisiz de davranmamışlar; meselâ Max Weber, yazmayı tasarladığı büyük din sosyolojisinin bir bölümünü İslâmiyet’e ayırmış; ancak yukarıda da işaret ettiğimiz gibi, bu konuda parçalar halinde bazı notlar bırak­mış ve tamamlayamadan vefat etmiş; mamafih onun bu konudaki ça­lışma ve görüşleri bir İngiliz sosyolog olan B. S. Turner tarafından ten­kit ve değerlendirmeye tâbi tutulmuştur.

  1. Massignon, Annee Sociologique dergisinin ikinci serisindeki ya­zılarıyla oriyantalistlerden din sosyolojisi açısından İslâmiyet’le ilgili çalışmalara ilk ve önemli katkılarda bulunanlardan biri olmuştur. Bu­nunla birlikte, daha çok Tasavvuf konusu etrafında dönen Massignon, kendini hiçbir zaman tam manâsıyla din sosyolojisine angaje etmiş de­ğildir. Öte yandan, Ruben Levy’nin İslâmın Sosyal Yapısı (The Social Sturcture of İslam) ile /. Chelhod’un, İslâm Sosyolojisine Giriş (Intro- duction â la Sociologie de l’Islam), “İslâm Sosyolojisi Hakkında” (Po- ur üne Sociologie de LTslam) gibi eser ve makaleleri; M. Watf m İslâm ve Toplumun Bütünleşmesi (İslam and the Integration of Society); Lo- uis Gardef nin İslâm Sitesi (La Çite Musulmane) adlı eserleri; H. La- oust’un İslâm’da Bölünmeler (Les Schismes dans LTslam), Gazâlî’nin Politikası (La Politique de Gazâlî) gibi çalışma ve yayınları ve nihayet
  2. R. Gibb’in İslâm’da Modern Temayüller (Modern Trends in İs­lam) adlı eseri ile M.G.S. Hodgson’un İslâm’ın Serüveni (The Venture of İslam)ni, din sosyolojisi sahasında İslâmiyet’le ilgili olarak gerçek­leştirilmiş çalışmalar arasında zikretmek mümkündür. G. Le Bras’m yukarıda zikredilen yazısı ise, bu konuda yapılacak monografik çalış­malara önemli bir ışık tutabilecek mahiyette olmakla birlikte, henüz bu tür bir araştırma geleneği kökleşmemiştir. Üstelik sözü edilen bu şarkiyatçıların hiçbiri kendilerini tamamen din sosyolojisine vermiş araştırıcılar da değildirler.

Buna karşılık, çalışmalarını İslâmiyet’le ilgili konulara teksif etme­sinin yanı sıra, aynı zamanda bu konuları sosyolojik bir yaklaşımla ele almak sûretiyle, kendine kadar gelen şarkiyatçılar arasında geçerli olup, doğrudan doğruya klâsik dinî ilimlere yönelmek şeklindeki ge­leneği kıran ve Müslüman toplulukların dinî-sosyal realitelerinin tet­kikine ilk olarak el atan oryantalist Prof. Jacques Berque olmuştur. Dünden Yarına Araplar (Les Arabes d’Hier â Demairi), İki Savaş Ara­sında Mağrib (Maghreb Entre Deux Geurres); Yukarı Atlas’ın Toplum­sal Yapılan (Les Structures Sociales du Haute-Atlas); Bir Mısır Köyü­nün Sosyal Tarihi (Histoire Sociale d’un Village Egyptien); Araplar (Les Arabes); “Mağrib Müslümanlığının Bazı Sorunları”. (Quelques Problemes de ITslam Maghribin) gibi eser ve makalelerin sahibi bulu­nan Berque’in, sosyolojisinin metot ve bakış açılarından hareketle müslüman toplumlarm dinî-sosyal realitelerine yaklaşmak şeklinde açmış olduğu çığırdan hareketle gerek Batı5 da ve gerekse İslâm mem­leketlerinde genç bir araştırma kadrosunun yetişmekte oluşuna şahit olunmaktadır. Nitekim, Berque’in öğrencilerinden olan Jean-Paul Charnay, hocasının açmış olduğu yoldan hareketle İslâmiyetle ilgili olarak Cezayir’de Müslüman Hayat (La Vie Musulmane en Algerie); İslâm Kültürü ve Sosyo-Ekonomik Değişme (Islamic Culture and So- cio-Economic Change) gibi önemli din sosyolojisi araştırmalarını ger­çekleştirmiş olup, son olarak 1977 de yayınladığı İslâm’ın Dinî Sos­yolojisi (Sociologie Religieuse de ITslam) adlı eserinde ilk olarak Batı­da İslâmiyet üzerinde çalışanların ortaya koydukları eser ve çalışma­ların din sosyolojisi açısından bir sentezini yapmak denemesine giriş­miş bulunmaktadır. Söz konusu olan eser, aynı zamanda, genel din sosyolojisinin bakış açısı, hedefi ve metotlarının İslâm dini ve Müslü­man toplulukların dinî sosyal realitelerine uygulanışının metodolojik esaslarının tespitinin bir denemesi hüviyetini de taşımaktadır. Kana­atimizce sözü edilen bu metotların olgunlaştırılması ve bunların ara­cılığı ile gerçekleştirilecek olan din sosyolojisi araştırmaları sayesinde, Genel ve sistematik din sosyolojisinin kadrosu içerisinde özel bir İs­lâm din sosyolojisinin gelişmesini beklemek yerinde olacaktır. Nite­kim, bu çerçevede, anlaşılan İngiltere, ABD ve benzeri Batı ülkelerine mensup, sosyoloji, siyaset bilimi, antropoloji, etnoloji, vb. sosyal bi­limler yahut insan bilimleri ya da din bilimleri araştırıcısından önem­li bir bölümün, özellikle son dönemlerde İslâm dünyasında din, top­lum, kültür, medeniyet ve siyaset konularında meydana gelen olaylar ve değişmelere paralel olarak, din sosyolojisi bakımından İslâmiyet ve Müslüman toplumlar konularını giderek artan bir oranda ilgi duy­dukları ve bu çerçevede orada din ve toplum ilişkileri, toplumsal de­ğişimler ve din arasındaki etkileşimler ve bu çerçevede kendini göste­ren süreçler konularında çalışmalar ortaya koydukları dikkati çek­mektedir. Bu meyanda C. Geertz, E. Gellner, O. /. Voli, J. Esposito… nun adlarına işaret etmek gerekir. Burada konu ile ilgili tüm araştırı­cılar ve yayınların noksansız bir listesini sunmak söz konusu değildir. Ancak, bu çerçevede, kendisi meslekten bir sosyolog olmamakla bir­likte, ilk yetişmesi ve araştırmalarını ülkesinde gerçekleştirdikten son­ra, çalışmalarını Batı’da ve özellikle ABD de sürdüren ve bu arada ba­kış açısı ve yaklaşım tarzına sosyolojik yöntemi başarılı bir şekilde adapte ederek, İslâmiyet konusunda değerli araştırmalar ortaya koy­muş bulunan PakistanlI Müslüman âlim Fazlurrahman*m eserlerinde konumuzla ilgili kayda değer katkıya da işaret edelim. Keza, aynı eği­lim ve katkıların, Cezayir asıllı olmakla birlikte çalışmalarını Fran­sa’da devam ettiren ve Strüktüralizm akımının Neo-Strüktüralizm de­nilen yeni bir eğilimi çerçevesinde İslâmiyet’le ilgili meselelere yakla­şım denemeleri ortaya koyan, İslâm düşüncesi tarihi uzmanı M. Arko- un tarafından da sürdüğüne önemle işaret edelim.


1 Bk.: J. P. Charnay, Sociologie Religieuse de JJIslam, Paris: Sinbad, 1977, s. 41-

Din Sosyolojisi Ünver Günay