İslam’da Kölelik -1

İslam’da Kölelik

İslâm, kölelik hukukunu ilk olarak düzenleyen, kölelerin toplum hayatındaki yaşayışını insânî bir hâle getiren ve onlara birçok haklar sağlayan dîn olmuştur. İslâmiyet İslâm devletine harb îlân eden memleketlerin kâfir halkını, müslümanlann ken­di istifadeleri için, mülk etmelerine cevaz vermiştir; bu sebeptendir ki, müslüman mem­leketlerinde esir ticareti uzun zaman mühim bir mevki tutmuş ve esirler genel nüfusun mühim bir kısmını teşkil etmiştir. İslamiyet bunun dışındaki köle edinmek yollarının tümünü yasaklamıştır.

Erkek köleye Arapça abd (coğul abid) ya­hut mamlük, kadın esire veya câriya denilir. Peygamberin Arap kabileleri ile yaptığı gaz­velerde, kadınlar ve çocuklar dahi dahil ol­mak üzere, ele geçirdiği harp esirleri, kurtuluş fidyesi vermedikleri takdirde, eski Arap âdetine göre, esarete düşerlerdi.

Bu vechile Beni Mustalik’a karşı yapılan gazvede, müslümanlann eline birçok kadın geçmişti. Bunlardan biri olan Cüveyriye binti Hâris sahabeden Sâbît bin Kays’ın payına düşmüştü. Bu kadın kabile reisinin ai­lesine mensuptu ve kendisini kurtarmak için, fidye verileceğini biliyordu. Özgürlüğünü iade için, 9 yahut 10 miskal altın verilmesi hususun­da Sâbit ile anlaşmıştı. Bu karardan sonra pey­gamberin yanına giderek, yardımını dilemişti. Cüveyriye çok güzeldi; bu sebeple peygamber fidyesini ödemiş ve ona talip olmuştu.

Bu hâl müslümanlann kendi ellerine düşen diğer kadın­lara da hürriyetlerini iade etmelerine sebep olmuştu; zira, peygamberin akrabalık kurduğu bir kabileye mensup kadınların bizim elimizde esir olmaları  münasip  olamaz, demişlerdi.

Arabistan da satın alma ve yahut eşkiyalık yo­lu ile de köleler elde edilirdi. Meselâ Peygam­berin kölesi olan ve İslâmiyeti ilk ka­bul edenlerden Zeyd, asil ve necib Beni Kalb kabilesindendi. Günün birinde Zeyd’in annesi, kendi kabilesini ziyarete gittiği vakit, yanına henüz çocuk olan oğlunu da almıştı. Fakat yolda önünü kesen eşkiyalar annesinin elinden Zeyd’i almışlardı. Bu eşkiya Zeyd’i, satmak için, Ukâz’a götürmüş­lerdi; orada Zeyd’i satın alan Hadice, Peygamberle evlendikten sonra, onu kocası­na hediye etmişti. Zeyd’in babası, oğlunun kaybını duyduğunda, çok üzülmüştü; bir türlü teselli olamıyordu. Bir müddet sonra, Beni Kalb’den bazı kimseler Zeyd’i Mekke’de gör­müşler ve bunu babasına bildirmişlerdi. Bunun üzerine bu zat Mekke’ye koşmuş ve Peygam­bere : “— vereceğimiz fidyeye karşılık onu azad ediniz”  demişti; fakat Zeyd çağrıldığı vakit, Peygamberin yanında kalmağı  tercih etmişti.

O zamanlar, köleler arasında birçok Arap da vardı. Fakat daha Cahiliyet devrinde bile Afrika’dan ve kuzey ülkelerinden gelmiş beyaz ve siyah esirler bulunuyordu. İster satın alınarak, ister harpte yakalan­arak olsun, hiç bir Arabın köle olama­yacağı esasını, genel bîr kaide olarak, ilk defa halife Ömer’in vazettiği söylenir. Buna göre, yalnız yabancılar köle olabilecekti. Herhalde şeriat müslümanlara dindaşlarını esaret altına almayı menetmiştir; bundan dolayı çocuklarını satmaları ana ve ba­balarına memnudur. Roma kanunlarında caiz olduğu gibi, bir müslüman alacaklı borçlusunu esir gibi satamaz. Bununla beraber, köleler çoğunlukta vâki olduğu gibi, İslâm dinini kabul ederlerse, bun­dan dolayı esaretten kurtulmuş olmazlar.

Köle ticareti orta çağda, Arapların diğer ka­vimlerle karışıp, görüşmesi hususunda, pek mühim bîr rol oynamıştır; zira, gerek siyah ve gerek beyaz, binlerce esir her yıl müslüman memleketlerine getiriliyordu. Her yıl Bağdat pazarına orta Asya’dan (Türkistan, Fergana ve başka yerlerden) sayısız Türk esirleri getirilmekteydi; bunları zenginlere ve özellikle saraya satarlardı. Hilâfetin doğu sınırı ülkeleri Bağdat sarayına vergi makamında in­san vermekle mükellef olduğu gibi, İslâm dev­letinin batı ucunda olan vilâyetler, Afrika ve Magrib (Moritanya), için de o mükellefiyet vardı. Afrika’nın içinden, yani asıl Sudan’dan, Akdeniz sahillerinde Arapların ellerinde bulunan şehirlere doğru olmak üzere, büyük ölçüde esir ihracatı yapılırdı. Frenk ve Yu­nan memleketlerinden dahi birçok beyaz esirler gelirdi. Aynı şekilde İspanya’da ve İtalya limanla­rında, özellikle Civitavecchia iskelesinde, esir ticareti ilerlemişti. Venediklilerin VIII.asır­da Roma’da bir esir pazarları vardı; bu pazar ancak 748 senesinde Papa Zacharias tarafından kapatılmıştır.

Son asırlarda Mekke, birtakım siyasî olay ve durumların zorlaması ile, esir ticaretinin merkezi olmuştu. Bu esirler oraya bilhassa Afrika’dan ve Kafkasya’dan getirilirdi. C. Snouck Hurgronje (Mekka, II, ir. v.dd.) derki: — “Çerkes köle ve cariyeleri İstanbul yolu ile Mekke’ye gelirler; bunların kıymetleri yüksek olduğu için, … nadir bulunur ve Mekke’de açık pazar­da asla satılmazlar,.. Afrika’dan gelen esirler ise, hem çok alınıp satılır, hem de Mekke nüfu­sunda mühim yer tutar, inanılmayacak birşey gibi görünse bile, Mekke’nin esir pazarında, za­man zaman İngiliz Hindistanı’ndan ve Felemenk Hindistanı’ndan ithal edilmiş bazı esirler satıldığı da vâkidir. Menşe’leri Hindistan olan birçok genç esirleri bizzat gördüm … Onları o memleketlerden kapıp kaçırdılar mı, yoksa babaları mı sattı, bunu anlamağa muvaffak ola­madığım gibi, o esirlerin asıl hangi mıntakadan olduklarını da keşfedemedim”. Singapur da hâlâ carî esir ticaretine ve Çinli esir kadınların istifraşma ait fetva için bk. C, Snouck Hurgronje, Ein arabiseher Beleg zum heutigen Sklaven-handel in Singapore (Zeitschr. d. Deutsch. Morgenl. Gesellsch., XLV, 395—402.). Bu mü­ellif diyor kî (göst, yer,, s, 401) : — “Mekke ‘de ikametim esnasında Singapur’dan birtakım Çinli cariyelerin mübarek beldeye getirilmesinin na­dir birşey olmadığını müşahade etmiştim”.

İslam’da Kölelik -2 Kölenin Hukuki Durumu, Cariye, Nikah
İslam’da Kölelik -3 Azat, Vela, Tadbir, Kitaba
İslam’da Kölelik -4 Oryantalistlerin Kölelere Yapılan Muameleye İlişkin Görüşleri