İslamcılık Akımı/Düşüncesi -Edebiyatta- Tarihi, Hakkında Bilgi

23

Edebiyatta İslamcılık gele­neksel dinî edebiyat veya İslâmî edebiyat demek değildir; XIX. yüzyıl ortalarında Osmanlı’nın Batı ile karşılaşmasında ve bu medeniyete ait birtakım siyasî, felse­fî, kültürel, ilmî, teknik kavram ve bilgi­lerle yaşama tarzı ve ahlâk değerleri kar­şısında takınılan, temelinde İslâmî endi­şeler taşıyan tavrın edebî eserlere yansı­masıdır. Yeni Osmanlılar’ın İslâmcılık’la ilgili ilk ifadeleri edebî eserlerinden ziya­de fikir yazılarında yer alır. Bununla be­raber fikir yazılarında diğer Yeni Osman­lılar gibi parlamentoyu ve meşrutî rejimi benimseyen ve bu rejimin kaynağında İs­lâm’ı arayan Ziya Paşa’nın, “Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşaneler gördüm /Do­laştım mülk-i İslâm’ı bütün vîrâneler gör­düm”: “Milliyyeti nisyân ederek her işi­mizde Efkâr-ı Fireng’e tebaiyyet yeni çıktı”; “İslâm imiş devlete pâ-bend-i te­rakki Evvel yoğ idi işbu rivayet yeni çıktf’gibi bazı mısraları akımın ilk edebî ör­nekleri olarak düşünülmelidir. Rencm Müdâfaanâmesi ve birçok makalesiyle bu ölçüler içinde ilk İslamcı yazarlardan olan Nâmık Kemal’in bu konudaki fikirleri ise şiir, tiyatro ve romanlarına yansıma­mıştır.

II. Abdülhamid döneminde (1876-1909) Abdülhak Hâmid, ilk şiirlerinden olan “Ma­zi Yolcusuna Âti Yolu”nda İslâmî imanın muhafaza edilerek Avrupa’nın örnek alınmasını tavsiye eder ve şiir, “Eyle cihan halkına sen inkıyâd” mısraıyla biter. Hâmid’in tarihî tiyatroları arasında, yer yer İslâm birliğini ve İslâm ahlâkının hıristiyan Avrupa’nın ahlâkına üstünlüğünü telkin eden fikirlere rastlanır. Bir kısmı II. Meşrutiyeften sonra yayımlanmış Tank, Tezer, Abdullahussagk, İbniMûsâ ve Na-zîfe gibi eserlerde ise konunun bir başka açıdan ele alındığı görülür. Ziya Paşa’nın Endülüs Târihi ve Engizisyon Târihi adlı tercümeleriyle başlayan, daha sonra aynı konu etrafındaki başka yayınlarla bera­ber Abdülhak Hâmid’in bu tiyatrolarıyla Osmanlılar’ın o tarihe kadar pek ilgi gös­termediği Endülüs müslümanlarının tam Batılılaşma süreci içinde yeniden günde­me gelmesi de bilinç altı İslamcılık olarak görünmektedir. Bu çizgide olmayan Mu­allim Naci’nin yine Endülüs tarihini işle­yen Mûsâ bin Ebi’l-Gözân yâhud Ha-miyyet adlı manzum eserinde, Avrupa ve İslâm medeniyetlerini kendi dönemiy­le ilgili meseleleri de ele alarak mukayese etmesi dikkati çeker: “Bize lâzım muhas-senât-ı Fireng / Yoksa lâzım mı kefş ü câ-me-i teng”.

Batı karşısında İslâm medeniyetini pek çok kitap ve yazısında savunan Ahmed Midhat Efendi, bazı romanlanyla bu dö­nem İslamcılık misyonunu en çok yük­lenen yazardır. Özellikle İki Hud’akâr, Acâib-i Âlem, Demir Bey, Paris’te Bir Türk, Gönüllü, Arnavutlar-Solyotlar adlı romanlarında İslâm ve medeniyet, İslâm ve ilim. İslâm ahlâkı gibi meseleler üzerinde durur. Bunların bazılarında İs­lâm ahlâkının üstünlüğüne hayran olarak ihtida eden hıristiyan kahramanlar da bu­lunmaktadır.

II. Meşrutiyetle beraber ortaya çıkan serbest zeminde fikir akımları siyasî ve ideolojik karakteri daha belirgin bir hüvi­yet kazanırken İslamcılık, İslâmlaşma, it-tihâd-ı İslâm gibi kavramlar da sıkça te­laffuz edilmeye başlanır. Daha çok fikrî ve siyasî yazılarla savunulan İslamcılığı bu dönemde edebiyatta Mehmed Akif tem­sil eder. Safahat’m ikinci kitabı olan Sü-leymaniye Kurs üsü’n den itibaren Meh­med Akif’in şiiri İslamcılık anlayışını en geniş biçimde ifade eden edebî bir metin­dir. Yeryüzünü imar edip düzene kavuş­turmak üzere yaratılan insanoğluna bu temel görevini hatırlatan şair, Batı’nın ulaştığı ilim ve tekniği elde etmenin İs­lâm irfanının bir gereği olduğunu vurgu­lar. Ayrıca Batfnın sakat medeniyet anla­yışı, müslümanlara yapılan zulüm, bunun karşısında bütün İslâm dünyasının birleşmesi gerektiği üzerinde ısrarla durur. Bunu yaparken Akif in en önemli özelliği otokritik davranış tarzıdır. Bu bakımdan Safahat, İslâm dünyasının bir müslüman şair tarafından yapılmış en ağır tenkitle­rini ihtiva eder. Akif in, “Doğrudan doğ­ruya Kur’an’dan alıp ilhamı Asrın idrâ­kine söyletmeliyiz İslâm’ı” mısraları onun İslamcılık anlayışının özetidir.

Cumhuriyet’ten sonra ideolojik İslam­cılığın faaliyet zemini olmadığı gibi edebî eserlerde dinî temalar çok düşük sevi­yede kalmıştır. II. Dünya Savaşı’nı takip eden yıllarda başlayan nisbî demokrasi hareketleriyle birlikte dinî yayınlarda da artma görülür. Bu dönemde Necip Fazıl Kısakürek, spiritüalist bir dünya görüşüy­le ilk tohumunu attığı Ağaç dergisinden sonra 1943’ten itibaren Büyült Doğu-daki fikrî ve edebî yazıları ve yayınlarıyla yeni bir İslamcılık görüşünün 196O’lı yılla­ra kadar hemen tek temsilcisi durumun­dadır. 1939’da yayımladığı Bir Adam Ya­ratmak başlıklı eserinin teması İslâmî olmaktan çok o yılların şartlarına uygun olarak sadece genel anlamda dinî, spiri­tüalist ve metafizik karakterdedir. İdeo-îocya Örgüsünde bütün sosyal kurum­larıyla ve ayrıntılarıyla açıkladığı İslâmî dünya nizamı hakkındaki fikirlerini tam bir tezli roman olan Aynadaki Yalan’öa tekrar eder. Çile’nin “Dava ve Cemiyet” adlı bölümündeki şiirlerde ve “Noktala-maiar”ın bazı örneklerinde İslâmî tema­lar daha belirlidir. Başta Çöle İnen Nur, Halkadan Pırıltılar ve Esselâm olmak üzere dinî konudaki diğer yayınları ise ge­leneksel siyer, na’t, menâkıb ve silsilena­meleri sanatkârane bir üslûpla yeniden kaleme aldığı eserleridir.

1960’tan sonra önce Diriliş, ardından o kadro içinden doğarak Edebiyat, Ma­vera ve Yönelişler gibi dergiler etrafın­daki edebî gelişme, bazı yazar ve araştır­macılar tarafından “yeni İslamcı akım” olarak adlandırılmıştır. Bu akımın Necip Fazıl ve Büyük Doğu çevresinde yetişmiş temsilcileri, kendi İs­lâmî çizgilerini kalıplaşmış ideolojik çağ­rışımlar yapan İslamcılık gibi bir kavram yerine “diriliş, yerli edebiyat, metafizik duyuş, yönelişler” gibi yaratıcı bir sanat ve fikir ufkuna işaret eden kavramlarla adlandırmayı tercih etmişlerdir.

Modernizmin hayatın dışına ittiği me­tafiziğe sahip çıkan, dinî algının sanatta­ki yaratıcılığa her zaman kaynak olabile­ceğini belirterek bunun dünya edebiya­tında Örneklerini araştıran, Türk toplu­munun modern çağ Öncesinden gelen kültürünün modern sanatların dili içinde ifade edilmesini kendine mesele edinen bu yeni akımın mensupları, sözü geçen meselelerin doğmasına sebep olmaları yanında şiir ve hikâye başta olmak üzere hemen bütün edebiyat türlerinde cevap oluşturan modelleri ortaya koymuşlar, yeni Türk edebiyatı ile çağdaş Batı ede­biyatı arasındaki mesafeyi büyük oranda kapatmışlardır. Bu edebiyatçılar, bir yan­dan da İslâm kültür ve medeniyet coğraf­yasındaki ülkelerin edebiyatlarını izleme­ye, onlarla kopuk olan bağları bir nisbette yeniden kurmaya çalışmışlardır. Hedefle­ri Batı, İslâm, hatta geleneksel Türk ede­biyatının taklidi olmayıp orijinal, aktif ve yaratıcı bir sanat arayışıdır. Bu bakımdan esasen kasaba kültürü içinde doğup bü­yük şehirlere gelen bu yazarların eserle­rinde daha çok tasavvufî mirası kucakla­yan bir Anadolu duyarlılığı dikkati çeker. Şairliği diğer edebî türlerin önünde yer alan Sezai Karakoç, klasik İsİâm kültürü­ne yönelik vurguları ve çağdaş dünyaya bakışıyla geniş bir vadi oluşturmuştur. 1950 sonrasında değişen estetik algının belirleyicilerinden biri olmuş, etkisi geniş bir yelpazeye yayılmıştır. Cahit Zarifoğlu gibi yazar ve şairler, tasavvufun ve klasik İslâm kültürü öğelerinin ilham ettiği bir duyarlılıkla ve modern tekniklerle bağım­sız şiir dünyaları oluşturmuşlardır. 1960 sonrası edebiyatında yeni İslamcı akımı tamamlamak üzere Nurettin Topçu’nun Anadolucu ve bir ara İslâm sosyalizmi çevresinde gelişen Hareket ve onun ken­di içinde dönüşümü olan Dergâh dergi­leri etrafındaki çalışmaları da anmak ge­rekir. Ayrıca İslamcı görüşü hayatın çeşitli alanlarına yaymaya, geniş halk kitlelerine ulaştırmaya çalışan bir popüler edebiyat­tan da söz edilebilir. Yaratıcı bir edebiyat için olmasa da edebiyat sosyolojisi açısın­dan Önem taşıyan bu çizginin daha çok’ roman ve şiir türünde örneklerine rast­lanır.