İslâm Düşüncesinin Batı Düşünce Tarihine Etkileri

İslâm Düşüncesinin Batıya Etkisi

Yahudilerin ve Hıristiyanların MS. 9. ve
10. yüzyıllarda İslâm düşüncesi ve bilimiyle tanışmaya başlamalarından önce
Philon, St. Augustin ve Boetius gibi kişiler hariç filozof, matematikçi ve
fizikçileri yoktur. Her iki dinde bilim veya düşünce, sadece kutsal metinleri
anlama olarak anlaşıldığı için, sadece dogmatik kelamcı (theolog)
yetiştirebilmişlerdir.

M.S. 4. yüzyıldan itibaren Batı’da eğitim
kurumları papalığa bağlı olarak faaliyet gösterdi. Bundan sonra papalığın emriyle
klasik Yunan ve Roma düşünceleri din dışı oldukları gerekçesiyle yasaklandı. Böylece
Skolastik ve Ortaçağın en karanlık dönemi başladı.

Batılılar İslam dünyasıyla tanıştıktan
sonra İslam âlimlerinin felsefi çalışmalarını okuyarak unuttukları klasik felsefeyi
yeniden öğrenmeye başladılar. Arapça metinleri okudukları dönemlerde sadece
klasik felsefeyi değil, İslam âlimlerinin özgün çalışmalarını da okuyup
öğrendiler.

İtalya, İspanya ve Güney Fransa’dan 11. ve 12.
yüzyıllarda zengin çocukların İslâm medreselerinde okumaya gidiyorlardı.

İslâm medreselerini taklit yolu ile ilk
Batı üniversiteleri kuruldu. Binaların mimarî tarzı, ders programları, öğretim
metodları tamamen medreselerin taklidi idi. İlk defa Napoli krallığında Salerno Mektebi kuruldu.
Salerno mektebi vasıtası ile İslâm medreselerinden İtalya’ya
Aristo’nun eserleri ve şerhleri girmeğe başladı.

13. yüzyıl başlarında Boulogne ve
Montpellier mektepleri kuruldu. Daha sonra Paris üniversitesi faaliyete
başladı. Bu sırada aynı model üzerinde Oxford ve Cologne (Köln) üniversiteleri
teşekkül ederek İslâm ilmi İngiltere ve Almanya’ya da sokuldu.

Papa Slyvestre Saccy, İspanya’nın Rippol
şehrinde, aynen Beytü’l-Hikme gibi 910 yılı civarında bir tercüme okulu
açtırdı.
Arapça’dan Latinceye tercüme
faaliyetleri burada başladı ve Batı’da 18. yüzyıla kadar devam etti.

Batı felsefesinin önemli kaynaklarından
birisi ve hatta en önemlisi İslâm felsefesidir. İslâm felsefesi bilinmeden,
Batı felsefesinin tarihi ve doktrinal gelişimi iyice kavranamaz.

Hıristiyan kelamcılarından Fransiskenler
daha çok İslâm Yeni-Eflâtunculuğuyla Augustinciliği birleştirirken,
Dominikenler Fârâbî ve İbn Sînâ’yı ve onların Aristotelesçiliği benimsiyorlardı.
Bu arada bazı Hıristiyanlar ve Batı’da yaşayan Yahudilerin çoğu da, İbn
Rüşdçülüğe eğildiler.

İbn Rüşd’ün akılcılığı ve onun bazen yanlış
yorumlanması, Batıda kiliseye karşı hür düşüncenin ve hatta dinsizlik
cereyanlarının doğmasını hazırladı. Bu durumu fark eden, gerek Fransisken ve
gerekse Dominiken kelamcıları 12. yüzyılda İbn Rüşdcülükle mücadeleye
başladılar. Albertus Magnus ve St. Thomas gibi büyük kelamcı filozoflar,
tamamıyla, Gazâlîci bir pozisyonda İbn Rüşdçülüğe reddiyeler yazdılar.

Descartes’in öncülüğünü yaptığı Kartezyen
ekol tamamen İbn Rüşdçülüğün devamıdır. İbn Tufeyl’in fikirlerinin talep
görmesinden sonra da Aydınlanma düşüncesi ortaya çıktı.

Kindî

Batı’da Latinler arasında Al-Kindus olarak
meşhurdur.

Kindî’den etkilenen ilk Batılı filozoflar
arasında Guillaume d’Auvergne ve Albertus Magnus vardır. Her iki düşünür, genelde
Kindî’nin ilimler tasnifini aynen benimsemişlerdir.

St. Thomas d’Aquine, Summa contra Gentiles adlı
eserinde Kindî’nin akıl teorisini kabul etmiştir.

Kindî birçok Yahudi filozofuna da çeşitli
konularda tesir etmiştir.

Fârâbî

Latinler ve Batılı Yahudiler arasında
Alpharabius, Avennasar, Abunazar, Albunasar ve Albumasat Al-Fârâbî gibi çeşitli
isimlerle meşhurdur.

Fârâbî’nin ilimler sınıflaması, yakın
zamana kadar hemen hemen her Batılı filozofça tekrarlanmıştır. Bu konuda
yazılan eserler, Fârâbî’nin İhsâu’l-Ulûm adlı eserinin adeta kopyasıdır.
Mesela, Dominicus Gundisalinus (ö. 1151) De Divisione Philosophiae adlı
eseriyle, Fârâbî’nin sözkonusu eseri arasında hemen hiç fark yoktur.

Fârâbî’nin Varlık tarifi St. Thomas
tarafından aynen tekrarlanmıştır. Allah’ın varlığının ispatı için Fârâbî’nin
ortaya koyduğu deliller ve Allah’ın sıfatları hakkındaki yorumu, benzer bir
şekilde aynı kimse tarafından Summa Theologia adlı eserinde tekrarlanmıştır.

İbn Sînâ

İbn Sînâ’nın ismi, Latince Avicenna şeklinde
Latinceleştirilirken, Yahudilerce de Aven Sînâ şeklinde İbranileştirilmiştir.

Albertus Magnus hemen bütün eserlerinin,
her sayfasında İbn Sînâ’ya bir atıfta bulunur.
Onu,
Duns Scot, Saint Thomas, Saint Bonaventure, Albertus Magnus ve Roger Bacon takip
ederler.

Descartes, İbn Sînâ’nın ruhun varlığının, ruhun
bedenden ayrı olarak var olduğunu ispat için kullandığı “Uçan Adam” misalini
aynen tekrarlamıştır.

İbn Sînâ’nın zorunlu ve zorunsuz varlık
ayırımı, İbn Davud ve Musa b. Meymun da dâhil, genelde bütün Yahudi
filozoflarca kabul edilmiştir.

Gazzâlî

Batıda “Algazel” olarak bilinir.

Raymond Martinis, Pugio Fidei ve Esplanatio
Symbbili adlı eserlerini, tamamen Gazâlî’nin Latinceye çevrilen eserlerin
seçtiği parçalardan meydana getirmiştir.

Alexandre de Hales, Polignard adlı eserinde
İbn Rüşd ve Batılı İbn Rüşdçüleri tenkit ederken Gazâlî’den etkilenmiştir.

Saint Thomas, Summa Theologica adlı
eserinde oldukça sık olarak çeşitli konularda Gazzâlî’ye atıfta bulunur. Başka
bir Gazzâlîcide, Raymond Lulle’dür. O, İbn Rüşd’e yönelttiği hemen bütün
tenkitlerinde Gazâlî’nin filozoflara yaptığı tenkitleri kullanır.

Modern Batılı filozoflardan Pascal,
Gazâlî’nin “Kalp gözü teorisi” sezgiciliği ve “Bahse Girme” yoluyla Allah’ın
ispatı görüşünden etkilenmiştir.

Descartes, Gazâlî’nin metodik
şüpheciliğinden ve Malebranche da vesileciğiğin (occasionalisme)den
etkilenmişlerdir. Ayrıca Kant ile Gazâlî arasında kategorilerin, zihin
kategorileri olarak ele almada bir benzerlik görülmektedir.

İslâm dünyasında Ebû’l-Ferec adıyla tanınan
Süryani Bar Herbraeus’un sırasıyla Süryanice ve Arapça kaleme aldığı Ethison ve
Kitâbu’l-Hamame adlı eseri, Gazâlî’nin İhyâ’sının birer kopyasından başka bir
şey değildir.

İbn Bâcce

Batı’da Avenpace veya Avempace olarak
bilinir.

En çok tanınan görüşü, ruhların ittisali
teorisidir. Bunu en çok benimseyen Batılı Yahudi filozofu Moise de
Narbonne’dur. Genelde bütün İbn Rüşdçü Batılı Hıristiyan ve Yahudi filozoflar
İbn Bâcce’nin fikirlerini de benimsemişlerdir.

İbn Tufeyl

Latinlerce Abubacer veya Aben Tofal olarak
tanınır.

Spinoza, Hayy bin Yakzan’ı Hollanda diline
tercüme etmiştir.

Hayy b. Yekzân’ın Batı dillerine
tercümesinden sonra İbn Tufeyl, Avrupa’da dini ve felsefî düşüncede devrim
yarattı. Naturalizm ve amprizm cereyanlarının doğuşunda büyük rolü oldu ve
Aydınlanma felsefesine çıkış imkânı sundu.

Emprizmin ve Asosyonalizm’in babası sayılan
John Locke, bu kavramlar üzerine inşa ettiği yeni bilgi teorisini İbn Tufeyl’in
fikirlerine borçludur.

İngiltere’deki “Kuaker” mezhebinin
salikleri bu eseri adeta dini kitapları olarak benimsemişlerdi. David Hume’un,
“Tabii din” teorisinde de İbn Tufeyl’in etkisi görülür.

“Adasal Roman” diye adlandırılan bilimsel
roman türleri, Hayy b.Yekzân’ı örnek alarak almıştır. Bunlar arasında Francis Bacon’ın
Yeni Atlantis’i, Thomas Morus’un Ütopya’sı, Daniel Defoe’nin Robinson Crusoe’su
vardır.

İbn Rüşd

Batılılarca ismi, Averroes, Averroys,
Aben-Rassad, Avenryz, Adveroys, Aben-Rois, Aben-Rust gibi isimlerle anılır.

Batı’da İbn Rüşd’ü en çok takdir eden Guillaume
d’Auvergne olmuştur. De Universo adlı eseri, İbn Rüşd’ten alıntılarla doludur.

13. yüzyılda İbn Rüşd’ten etkilenenlerin
başında Roger Bacon ve Saint Thomas gelir.

Duns Scot, İbn Rüşdcülüğü tenkit etmesine
rağmen, İbn Rüşd’ün “şekilsiz madde” doktrinini benimsemiştir.

13. yüzyılda, yani 1209, 1215 ve 1277
yıllarında Paris’te üç ayrı kez yapılan konsillerde kilise ve din adamları üç
ayrı kez İbn Rüşdcülüğü yasaklamışlardır.

Montaigne, Descartes ve David Hume de, İbn
Rüşd’ten etkilenen Batılı filozoflardır.

İslâm Düşünce Tarihi

Editör: Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar

Anadolu Üniversitesi Yayını, Yayın No: 2070

Eylül 2010, Eskişehir